'İlme yönel, bu işler sana göre değil' denilmiş

Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî hazretlerinin halifelerinden kayıtlarda ismi geçmeyen Şeyh Osman Niyazi Efendi kimdir?

'İlme yönel, bu işler sana göre değil' denilmiş

 

Gümüşhanevî halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin varlığı yakın zamanlara kadar pek bilinmezken, İsmail Kara’nın ilk olarak İlim ve Sanat dergisinin Şubat 1992 tarihli 31. sayısında yayımladığı, sonrasında ise Gümüşhanevi Halifelerinden Şeyh Osman Niyazi Efendi ve Güneyce- Rize'deki Tekkesi isimli eserinde ele aldığı Şeyh Osman Niyazi Efendi, son dönem Osmanlı irfan dergâhında yetişen önemli isimler arasında yer almaktadır.

Gümüşhanevî’nin halifeleri arasında zikredilmemiş hiçİsmail Kara

Özellikle 19. yüzyılın sonlarına doğru, Güneyce-Rize’de inşa ettiği tekkesinde yüzlerce hafız ve talebe yetiştiren ve Cumhuriyetin ilk yıllarında devrin siyasetine, ilmine ve irfanına önemli simalar kazandıran Şeyh Osman Niyazi Efendi hakkında bir kitap kaleme alma ihtiyacını şu cümlelerle ifade ediyor İsmail Kara: “Halidî-Nakşîliği içinde önemli bir mevki olan Gümüşhanevîlik ve Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevî üzerine yapılan çalışmalarda, onun halifelerinden biri olarak Varda’lı Şeyh Efendi’nin herhangi bir şekilde yer almaması beni harekete geçiren bir diğer sebep oldu. Rize’deki talebelik yıllarımda hamiliğimizi yapanlardan (derdimizi çekenlerden desem daha doğru olur) Rasim Alemdar Amca’nın, o kendine has tatlı ve güleç üslubuyla sık sık ‘İsmail Hoca! Dedem Şeyh Efendi’nin hiçbir kitapta adının geçmeyişi çok ağırıma gidiyor yahu’ demesinden etkilendiğimi de ilave edeyim.”

Hacimce küçük olmasının yanında mânâ boyutuyla esaslı bir derinliğe haiz bu kırkbeş sahifelik eser, bir portre çalışması olarak da okunabilir. Fakat sadece portre olarak değil, Rize-Güneyce hattı üzerinde öncesi ve sonrasıyla cereyan eden devrin önemli olaylarına dair bir fikir vermesi açısından da dikkat çekici evsafta bir çalışma.

Şeyh Efendi’nin nefesi etkiliymiş

1828 yılında Varda’nın Kolekli (şimdi Kurtuluş) mahallesinde doğan Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin çocukluğu ve gençliği hakkında yeterli bilgi bulunmuyor. Fakat tam hafızlık yapmadığı, çobanlıkla meşgul olduğu ve İstanbul’a gitmeden evlendiği bilgileri mevcut. Rivayet edilir ki, bir gün yine çobanlık yaparken hâtiften ‘ilim tahsiline yönel, bu işler sana göre değil’ meâlinde sesler işitir. Korku içinde anne tarafından dedesinin evine sığınır ve bir müddet dışarı çıkmaz.

Şeyh Osman Niyazi Efendiİstanbul’da Şeyh Ahmet Ziyaeddin Gümüşhanevî’ye intisap eder ve yaklaşık 25 yıl burada kalır. Seyrusülûkü sırasında Arapça ve dinî ilimler de tahsil eder. Nakşî halifesi olarak köyüne, Varda’ya dönen Şeyh Efendi, Varda Büyük Cami Medresesi müderrisliğini ve caminin imamlığını üstlenir. Tarikat faaliyetlerine de burada başlar. Düzenli olarak Râmûzu’l Ehadis ve fıkıh dersleri okutur.

Şeyh Efendi artık bölgenin hem manevî büyüğü hem de itibarlı insanıdır. Yaygın rivayetlere göre İstanbul’da iken II. Abdülhamit’in kızı veya cariyesi sara hastalığına yakalanmış ve uzun müddet şifa bulamamış. Özellikle saralı hastalar için nefesi etkili olan Şeyh Efendi’nin okuması neticesinde iyileşince padişah da kendisine iltifat eder.

Şeyh Efendi 1909 yılında vefat eder. Vefatına kadar toplam 14 yıl tekkesinde halvet yaptırırmış. Halvet üç ayların ilki olan Recep’in ilk Cuma (Regaip Kandili) gecesi başlar 40 gün devam edermiş. Doğu Karadeniz’in hemen bütün şehirlerinden, Erzurum ve Bayburt’tan, hatta Tekirdağ ve Adapazarı’ndan gelip halvete girenler olurmuş. Halvete giren müritler, bu müddet içinde oruç tutar ve caminin içinde kalırlar, halvetin nihayetinde, civar bölgelerden de gelen cemaatin, hoca ve ehl-i tarîk insanların iştirakiyle bir dua merasimi düzenlenirmiş. Bu dua merasimlerinde köye çocuğundan yaşlısına birçok hasta da şifa bulmak niyetiyle getirilirmiş.

Vefatından sonra da kerameti devam etti

Şeyh Efendi’nin damadı ve aynı zamanda ilk Rize müftüsü olan M. Hulusi Alemdar hakkında anlatılan bir olay o günlerde çok konuşulmuştur; 18 Eylül 1924’te Rize’yi ziyaret eden Mustafa Kemal’e, M. Hulusi Alemdar, medreselerin açılması veya onlardan maarif için yararlanılmasının lüzumunu vurgulayan bir dilekçe verir. ‘Rize Vakası’ diye anılan bu olay üzerine Hulusi Efendi görevden alınır, Şeyh Efendi’nin damadı olması hasebiyle hadisenin Nakşibendîlikle ilgili olup olmadığı da araştırılır.

İstanbul’daki merkez Gümüşhanevî Tekkesi’nin zengin kitaplığı, 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine Süleymaniye Kütüphanesi’ne devredilmiş olup, Şeyh Osman Niyazi Efendi’nin sağlığında, her sene Gümüşhanevî vakıflarına bağlı kütüphaneleri dolaşarak teftiş ettiği kayıt altındadır. Kendisinden sonra aynı işi, halifelerinden Ferşat Efendi devam ettirmiştir.

Son sözümüz, vefatından sonra dahi Şeyh Efendi’nin gösterdiği keramet ile ilgili olsun. Şeyh Osman Niyazi Efendi, Kolekli’de yaptırdığı cami/tekkenin yakınına defnedilmeyi vasiyet etmiştir. Fakat vefat ettiği zaman Varda Büyük Camii’nde müderris ve imam olan halifelerinden Hacı Ferşat Efendi, şeyhinin yer ve ziyaretçilerinin rahatı açısından Büyük Cami’nin arkasındaki mezarlığa defnedilmesini daha uygun görür. İleri gelenlerin muvafakatıyla buraya defnedilir. Güneyce 1945 yılında kaza olunca kaymakamlık Şeyh Efendi’nin de medfun bulunduğu caminin arkasındaki mezarlığın toplantı ve merasim yeri yapılması için mezarların kaldırılmasına karar verir. Bu karar halk tarafından büyük tepki ile karşılanır. Bunun üzerine bir gece yollar jandarmalarca tutulur, mahalledeki evlerden dışarıya çıkmak yasaklanır ve Şeyh Efendi’nin kabri tahrip edilir. Ertesi gün, mezarı toprağıyla birlikte Kolekli’deki şimdiki yerine, cami/tekkenin bitişiğine naklederler. Böylece Şeyh Efendi’nin vasiyeti ile birlikte kerameti de zuhur etmiş olur.

Allah gani gani rahmet eylesin.

 

Arif Akçalı yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Temmuz 2012, 11:23
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13