Hint işi bir gelinlik içinde hayal ettim onu

Safiye Erol’un kaleminden satırlara geçenler onun hayatıdır. Ve okuduysak hakikaten ve anladıysak anlattıklarını, o vakit pusulanın sayfalardır işaret ettiği ilahi yöne çevirmeliyiz yüzümüzü..

Hint işi bir gelinlik içinde hayal ettim onu

 

Safiye Erol, 1902’de sadece 62 sene için gelmiş dünyaya… Edirne karşılamış onu, İstanbul uğurlamış. Tarih 7 Ekim 1964…

Kimi insanların kıymeti, elin ermediği gözün görmediği, ayakların yanına yürüyemediği âleme geçişlerinden sonra biliniyor. Nice bestekâr, şair, ressam, yazar, bilim adamı hatta evliya bu kaderi yaşamış. Uzun zaman Safiye Erol’un da tanıyanı pek az olmuş. Neyse ki Kubbealtı Vakfı, yazarın ölümünden seneler sonra tüm eserlerini basarak maneviyat ve kültür hayatımız adına çok büyük bir hizmete imza atmış.

Vatanına, milletine hizmet uğruna yaralı bir kalple yaşamaya razı olduğu aşikâr

Size de olur mu bilmiyorum ama bana olur; hallerine, yaptıklarına, kısaca hayatına imrenip kendisine benzemek istediğim, lakin o ihtimalin çok zayıf olduğunu bildiğim insanlarla aramda zahiri dahi olsa bir benzerlik bulursam çok mutlu olurum. Basit bir oyun gibi ama gerçek. Bu sebeple Safiye Erol’un Makedonya’dan göç etmiş bir ailenin kızı olduğunu ilk öğrendiğimde çocukça bir mutluluk duymuştum.

Ve şimdi düşünüyorum, Safiye Erol hakkında ne yazabilirim? Ne yazmalıyım? İlk gittiği Fransız mürebbiyeler mektebini mi? Alman Lisesini mi yazmalı? Yoksa Münih Üniversitesinde edebiyat ve felsefe eğitimi aldığını mı? Düşüncem o ki, bizler için bir insanın aldığı iyi eğitimi bilmekten ziyade o eğitimi hayatına nasıl geçirdiğini bilmenin faydası daha büyüktür. Bu sebeple bence Safiye Erol’un bir felsefe doktoru olması, iman nuru ile aydınlanmış ruhu sebebi ile kıymetlidir. Aynı noktadan hareketle felsefenin yolunun imanla kesişmesi için uygun zeminin “önce sen âleminin insanları” olduğunu söyleyebiliriz. Önce vatan, önce millet, önce hizmet diyen Safiye Erol, kıymet verdiği değerler uğruna şahsıyla alakalı her şeyi ardında bırakabilmiş muhteşem bir insan. Almanya’da tanıyıp âşık olduğu ve aklı, söz hakkını kalbine vermediği için veda ettiği aşkını, o Hintli genci biliyoruz. Vatanına, milletine hizmet uğruna yaralı bir kalple yaşamaya razı olduğu aşikâr. Sanırım bu sebeple ona olan saygım, her zaman sevgimden önce geldi.

Ülker Fırtınası, sakin huzurlu dalgalara karşı okunur

Nazan Bekiroğlu, 2009 tarihli bir yazısında Safiye Erol hakkındaki hislerini anlatırken kelimeleri şöyle sıralıyor: “Safiye ‘taş kesilmiş bir aşk acısı’. Üç buçuk söz. İki satır yazı. Kınanmış. Horlanmış. Kendinden razılığı sarsılmış. Suret-i Züleyha. Misal-i Hallac’tır…” Bu tanımlamaya bayılır, tekrar tekrar okur ve ardından Safiye Erol romanlarını düşünmeye başlarım.

Mesela Kadıköyü’nün Romanı… O, Kadıköy’de deniz kenarı bir çay bahçesinde okunursa anlaşılır. Çay kaşığı bardağı her şıngırdattığında gençlerden biri canlanır gözünüzde, manalar oturur yerine… Aşk acısından her birinin ne anladığını o vakit hissedersiniz. Biri mutlaka sizin anladığınızı anlıyordur. Martılar çığlık çığlığayken okunur Kadıköyü’nün Romanı

Hayatınız alt üst olmuş, bir fırtına her şeyi yerle bir etmişse Ülker Fırtınası okunur… Yazarın tabiri ile bu fırtına bâsübâdelmevte sebep olmalıdır sizde. Fırtınadan geriye sadece kırgınlık ve hicran kalmamalıdır. Mevcudatınızın en gizli, en mistik zerrelerine varıncaya kadar değiştirmelidir sizi fırtına… Ülker Fırtınası, sakin huzurlu dalgalara karşı okunur. İster gün batımında, ister gün doğumunda, ister teheccüd vaktinde… Artık fırtına sadece isimde kalmıştır çünkü…

Ciğerdelen’i okumak mı? O hiç kolay değil! Ciğerdelen, çetin ceviz! Ciğerdelen, isminin hakkını veren! Ciğerdelen, ciğer delen! Gözü karartıp öyle niyet etmeli okumaya… Kendisi tamam olana kadar on iki kilo verdirmişse yazarına, defalarca bayıltmışsa. En sonunda kendi tamam olmuş, Safiye Erol’u hasta yatağına yatırmışsa… Okuyucusuna da bir şeyler yapacağı tahmin edilmeli, bedeline razı olup irşad olmak için okunmalı Ciğerdelen!

Dineyri Papazı’nda Hintli aşk çiçeği minik Ketaki, ölüm diyarından diri olarak geçmeyi, ateşin içinde yaşayabilmeyi öğretmeli bize…

Ve çöle dönmüş gönlümüzde bir rahmet ağacı gibi bitmeli Hazreti Peygamber… Hayatımıza nüfuz etmeli, yeşertmeli bizi ve çevremizi… Sulayıp serinletmeli… O zaman “okudum” diyebiliriz Çölde Biten Rahmet Ağacı’nı…

Bugün Safiye Erol hakkında yazmak istediklerim bunlar. Onu bu şekilde yâd etmek geldi içimden. “Eserleri” diyerek iki noktayı üst üste koymak; tarihleri, olayları, kitap isimlerini ard arda dizmek; edebi hayatında kimlerden etkilendiğini, yazılarının nerelerde yer aldığını, yazım tekniklerini, ne kadar vatansever, ne kadar münevver bir insan olduğunu yazmak istemedim. Onu, kendi hissettiğim kadarıyla yazmak istedim o kadar.

Tam noktayı koymak üzereyken Hint işi bir gelinlik içinde hayal ettim onu… Yüceler Yücesi’nin onlardan aldığı aşk karşılığında, gönüllerine bizzat kendisinin gelip yerleştiğini anlatır gibiydi… Tıpkı görme sıfatını geri aldığı kulunun her uzvunu göze çevirmesi gibi… İşte bu sebeple Safiye Erol’un kaleminden satırlara geçenler onun hayatıdır. Eserler bu gerçek unutulmadan, gönülle okunmalı, pusulamız olmalıdır. Ve okuduysak hakikaten ve anladıysak anlattıklarını, o vakit pusulanın sayfalardır işaret ettiği ilahi yöne çevirmeliyiz yüzümüzü. Çölde Biten Rahmet Ağacı’ndan tarafa…

Ruhu şad olsun.


Zeynep İnan yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Kasım 2013, 14:10
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
kalender yıldız
kalender yıldız - 6 yıl Önce

şimdi yazılanları okuyunca bir yanda ciğerdelen'i okuma isteği uyandı içimde bir yandan korktum. yazarına böyle eza eden kitap okura ne yapmaz diye. kararlı/kararsız bir yerdeyim ama okuma isteği daha ağır basıyor. hadi hayırlısı. ayrıca güzel hisli bir yazı olmuş. safiye erol'a dua ile...

banner19

banner13