Gök kubbede bâki kalan hoş bir sada: Ahmet Yüksel Özemre

"Özemre gibi mümin, muvahhid, müstakim, çalışkan hem gönül hem ilim ehline çok ihtiyacımız var. Üsküdar erenlerinden sayılan Hocamız, edep, haya, bilgelik ve tevazuyu bir arada taşıyan hazret-i insanlardandır." Arzu Bosnevi yazdı.

Gök kubbede bâki kalan hoş bir sada: Ahmet Yüksel Özemre

Merhum hocamız has bir Üsküdarlı olup birçok eserinin arasında dört kitabı Üsküdar başlıklıdır. Üsküdar’ın manevi iklimini bu kitaplar üzerinden görmemiz, anlamamız lazım. 1935’te Üsküdar’da fâni âlemi tezyin, 2008 yılında da dâr-ı bekâya teşrif etmiştir. 

Galatasarayı Sultani’sinde okumuş bu yılları Galatasarayı Mekteb-i Sultânîsi’nde Sekiz Yılım adlı kitabında anlatır. Kıymetli hocalarından bahsederek kendisine çok şey kazandırdığını söyler. Fen Fakültesi’ni bitirip Fransa’daki eğitiminden sonra Atom Fiziği konusunda Profesör ünvanını almıştır.

Hocamız çok erken uyananlardan olup daha küçük yaşlarda iken Üsküdar’ın çok müsait ortamında madde yanında mânâ ve gönül ehliyle de çok kısa zamanda tanışıp feyizyâb olmuştur.

Ahmet Yüksel Özemre Hocamız’ın Üsküdar’ın Üç Sırlısı’nı anlatan, aynı adlı kitabın önsözündeki manzumesi çok güzeldir:

Eşref Nafiz Turgut Çulpan Üsküdar’a vedia!

Ahvâl, etvâr yönünden de her biri bir bedia

Üsküdâr'da bu üç sırlı melâmî-meşreb zevât
Ehl-i Beyt-i Resûlullāh aşkında etti sebât


Kimsecikler fark etmedi, kime oldular bende
Erimişce yaşadılar cemiyetin içinde


Kıldı hikmet bu zevâtı, bizâtihî azîzân
Edebleri cihetiyle pür temkin ve pür iz'ân

Hakk'ın lütfu olmuşlardı pek az bir muhibbâna
Bütün herkes âşık idi onlardaki rüchâna


Onlar için bizâtihî farksızdı zâhir, bâtın
Hâtırâsı bile lûtuf, bu mübârek zevâtın

Bu azîzân Üsküdâr'a vurulmuş bir mühürdü
Vakt-i mev'ûd dolduğunda, hepsi Hakk'a yürüdü

Var mı hâlâ Üsküdâr'da onlar gibi sırlı'lar?
Bunu bilmek, heyhât, muhâl! "Onlar", kendini sırlar

                              Üsküdar’ın Üç Sırlısı S.9

Üsküdar’da Bir Attâr Dükkânı kitabının takrizinde muhterem Uğur Derman Hocamız “Üsküdar ki beş yüz küsur yıl evvel Feth-i Mübîn’i seyredebilmiş yegâne belde olmakla müftehirdir ve o zamandan beri Âsitane karşısında hüzn ü ânıyla yerleşmiş bir hayâl şehir”dir; hem de kırk yıl öncesine kadar bu câzibesini az çok muhâfaza edebilmiştir. Üstelik, hükemâsı, üdebâsı, şuarâsı ve esnafıyla kendine yetmeyi de bilmiştir. İslâmbol ise Kâbe toprağı Üsküdar’ın dost bakışlarıyla, beldetün tayyibetün olmayı hak etmiştir, denilse yeridir” der.

Özemre Hocamız’ın kıymetli eseri Üsküdar’da Bir Attâr Dükkânı’nda zikrettiği çok manalı ve ahenkli TESBİH manzumesinin girişi ve bazı bölümleri şöyledir: “20 Şubat 1958 Cuma gecesi dört arkadaş (Ahmed Düzgünman, Niyazi Sayın, Uğur Derman, Mustafa Düzgünman)  Teşvikiye, Kalıpçı Sokak, Villa Apartmanı’ında mukîm, vali mütekâidi Sedat Erim Bey’in nezdinde mahfuz, merhum Halil Usta’nın tesbihlerini görmeye gitmemiz münasebetiyle bir hatıra:

Yağ­mur­lu bir ge­ce idi; fır­tı­na­lı, hem so­ğuk,
Üs­kü­dar’dan Teşvîkiye nâmlı sem­te doğ­rul­duk.

So­kak so­rup vâsıl ol­duk Se­dad Bey’in evi­ne,
Kar­şı­la­yıp al­dı bi­zi oda­sı­nın bi­ri­ne.

Es­ki ah­bap, be­ye­fen­di, se­vim­li, hem hoş-kelâm,
Soh­be­tiy­le et­ti tenvîr, biz­den ona çok selâm.

Hânesinin içi mefrûş, eser­ler­le mü­zey­yen,
Ya­zı, re­sim, çi­ni, tez­hip nevîlerle mü­lev­ven.

Der­ken haz­ret yan oda­dan ge­tir­di bir hazîne,
Bir de bak­tık, tes­bih­ler­miş; el­hak, san­ki defîne.

Aman Yârab, bu ne san’at, bu ne eltâf dilrübâ,
Bu meş­he­rin ezvâkına, in­san ey­ler iktidâ.

Üstâd merhûm Ha­lîl yap­mış, rûh-ı san’at mü­ces­sem,
Tes­bih­ci­ler kut­bu­dur bak, âsâriyle mü­sel­lem.

Ku­ka, san­dal, de­mir­hin­di, zer­ger­dân, bağ, hem kök­nar,
Sır­ça ku­ka, zey­ti­nağa­cı, kehrübâyla nar­çıl var.

Üveydârî, ödağ­cıy­la mâverd de var için­de,
Ol­tu ta­şı, gü­müş kam­çı, hep­si baş­ka bi­çim­de.

Al­tı dâne öl­çü­sün­de imâmeler çok gü­zel
Za­rif had­de, in­ce de­lik, te­pe­likler bîbedel.­

Uğur Bey’le Niyâzi’miz al­mış ele bir ka­lem,
Bi­ri çi­zer, bi­ri ya­zar; her bi­ri­miz bir âlem.

Ha­lîl Us­ta ne adam­mış, na­sıl yap­mış bun­la­rı,
Rû­hu coş­muş, zev­ki taş­mış, ayân et­miş nûr­la­rı.

Tes­bih­le­rin âmili hiç öl­me­miş de ya­şı­yor,
Zevk-i selîm san’atkârı, anıp in­san şa­şı­yor.

Rah­met ol­sun Ha­lîl Us­ta, şâd et­tin sen biz­le­ri
Müs­te­rîh ol, zâil ol­maz san’atı­nın iz­le­ri.

Şuûnât-ı İlâhî’dir, merâyâda gö­rü­nen
Ârif bilir, kim­dir nak­kâş; nukûşiyle övü­nen.

Mazâhirde sırr-ı Alî nümâyandır, hoş­ca bak,
“Kün­tü ken­zen…” esrârıdır, Hak gö­züy­le iyi­ce bak.

Ehl-i Beyt’in hür­me­ti­ne, Yârab, Ha­lîl ku­lu­nu,
Taksîrâtın afv ey­le­yip cen­net ey­le yo­lu­nu.

Mem­nûn, mes­rûr, mü­te­şek­kir, ol hâneden ay­rıl­dık,
Av­det edip eve gel­dik, dîvâneden sa­yıldık

Ey Tür­be­dâr! Fakîrâne ka­ra­la­dın hay­li lâf,
Hiç kıy­me­ti yok­tur ammâ, aşk söy­let­ti bir tu­haf…

Mus­ta­fa DÜZ­GÜN­MAN  27 Şu­bat 1958

Özemre gibi mümin, muvahhid, müstakim, çalışkan hem gönül hem ilim ehline çok ihtiyacımız var. Üsküdar erenlerinden sayılan Hocamız, edep, haya, bilgelik ve tevazuyu bir arada taşıyan hazret-i insanlardandır.

Ali Emiri ve İbnülemin gibi zevat için söylenen, birinci mısraı Yahya Kemal’e, ikinci mısraı ise Süleyman Nazif’e ait olan aşağıdaki beyit adeta Özemre hocamızı da tarif eder. Hatta merhum Orhan Okay, Emin Işık, Mehmet Genç, Mehmed Niyazi… Hocalarımızı da ifade ediyor denilse sezâdır.

Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine,

Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine!

Bir başka Üsküdarlı Selman Eczanesi sahibi mûsikişinas, edip merhum mağfur Memduh Cumhur Ağabey’in Özemre Hocamıza ithaf ettiği KIT’A ile dârı bekâya teşrifinde yazdığı VEDA da çok hoştur; (Tuna’yla Hasbihal Kubbealtı Yay.)

KIT’A

Ahmet Yüksel Özemre’ye

Her lâhza seven sevdiğinin lütfuna muhtaç

Tevhîdi bilen der ki tevekkülden ibâret

Gül sevgisi Hak sevgisinin remzidir ancak

Âlemdeki tek varlığımız gülden ibâret

Ahmet Yüksel Özemre’ye

VEDÂ

İlmiyle âmil oldu, kemâliyle muhterem

Her ân, riâyet eyledi bir emânete

Son yolculukda Özemre’yle, saymadım;

Ardında kaç yetim bırakıp gitti cennete

Hayru’l Halefi Necmettin Şahinler’in Kamil Mürşidlerin Mirası kitabında hocamızla yaptığı röportajdan bazı bölümler seçtik. Meraklıların istifadesine sunuyoruz;

N.Ş.- Şimdi biz gene ibâdet konusuna dönecek olursak, acabâ belirli bir menâsike bağlı olmayan, fakat Cenâb-ı Hakk’ın ve O’nun sevgili Peygamberi’nin indinde geçerli olan başka ibâdetler de var mıdır?

A.Y.Ö.- Müslümanlar, an’anevî bakımından, farz olan ibâdetlerden hep namaza, oruca, zekâta ve hacca yönlendirilmişlerdir. Oysa Allah’ın Kur’ân’da yer alan her emrine uymak farzdır. Allah’ın her emrine uyuş O’na olan ubûdiyeti tasdîk ve te’yid etmekden, kısacası kulluk yâni ibadet etmekten başka nedir ki? Meselâ Hucurât Suresi’nin 12. âyetini ele alalım. Bu âyette: ‘Ey îmân edenler. Zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin! (Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın!). Kiminiz, kiminizin gıybetini yapıp arkasından çekiştirmesin…’ denilmektedir. Buna göre, bu kapsamda tecessüs etmeyen birisi tecessüs etmediği her an ibâdettedir, demektir. Kezâ gıybet etmediği zamanlar da sürekli ibâdettedir, demektir. Kur’ân’dan âyet zikretmek suretiyle bu çeşit ibâdetleri sayısız misallerle çoğaltmak mümkündür.

Bir de ayrıca Peygamber Efendimiz’in ibâdet olduğunu bildirdiği tutum ve davranışları vardır. Hatırımda kalanları sıralamak isterim:

. Helâl rızık kazanmak için çalışan ibâdettedir.

. Bir işin sonunu sabırla beklemek ibâdettir.

. Az yemek ibadettendir. İbâdetin en faziletlisi duadır.

. Bir kimse hakkında güzel zanda bulunmak güzel ibâdetlerdendir.

. İbâdetin bir alt kademesi sükûttur.

. Bilgin kimseyle düşüp-kalmak, oturup durmak ibâdettir.

. Bir an bilgiyle meşgul olmak, bir an kitaba bakmak, altmış yıl ibâdet etmekten hayırlıdır.

. Bir an bilgi elde etmeye çalışmak, bütün bir geceyi ibâdetle geçirmekten hayırlıdır. Bir gün bilgi elde etmeye çalışmak, üç ay oruç tutmaktan hayırlıdır.

. Bilgi kazanmaya çalışmak Allah katında namazdan da, oruçtan da, hacdan da Allahu Teâlâ yolunda cihâd etmekten de üstündür.

. Bir gün adâletle muâmelede bulunmak altmış yıllık ibâdetten üstündür.

A.Y.Ö.- Necmettinciğim, hayırlı dua bir ibâdettir. Hayatın ibâdet kılınması süreci ise insanın, derûnunda, doğal bir biçimde her fırsatta hayırlı dua etmesi ve her duasının sonunda ‘Elhamdülillâhi âlâ külli hâl!’ diyerek bir Fatiha okumayı bir hayat tarzı hâline getirmesiyle başlar. Bu bir ilk adımdır. Bu konuda misâl vermek gerekirse,

Oturduğun mahalleye her giriş çıkışında bu mahallede ikâmet edenler için:

‘İlâhi yâ Rabbi! Bu mahallede oturanların umûrlarını hayra tebdil et! Onları kazâdan, belâdan, hastalıktan, idrâksizlikten muhâfaza et! Hânelerine ve gönüllerine huzur bahşet! Borçları varsa hayırlısıyla vâdelerinde edâ etmelerini nasip et! Arabalarını kazasız, arızasız, hayırlı işlerde kullanmalarını lütfet! Hepsine de iman selameti bahşet!’

Bir hastahânenin önünden geçerken:

İlâhi yâ Rabbi! Bu hastanede vefât etmiş olanlara mağfiret et, hasta yatanlara şifâ lütfet’ Hastanede personelini merhametle ve ilimle donat’ Hepsinin umûrunu hayra tebdil et! Hepsine iman selameti ver!

Hangisi olursa olsun, bir devlet dairesinin önünden geçerken:

‘İl’ahi yâ Rabbi! Bu devlet dairesinin vatana, millete, devlete hâdim olmasını; rüşvete, nüfûz ticaretine âlet olmamasını, çalışanlarının işlerini ibadet eder gibi bir idrâk ile ifâ etmelerini nasip et!

Bir okulun önünden geçerken:

‘İlâhi yâ Rabbi! Bu okulda ve diğer okullarımızda okuyan evlatlarımızın analarına, babalarına, vatana, millete, devlete hayırlı ve idrâkli hizmetkârlar olarak yetişmelerini lûtfet! Onları bu türlü yetiştiren hocalardan râzî ol! Cümlesini koru! Onları harama yaklaştırma, helalden uzaklaştırma, umûrlarını hayra tebdil et, onlara iman selâmeti ver!

Çocuklu bir çifti görünce:

‘İlâhi yâ Rabbi! Bunların muhabbetini tezyid, vahdetini tahkim et! Çocuklarını hayırlı ve muttakî kıl, onlara mürüvvetini göster! Cümlesinin umûrunu hayra tebdil et, iman selâmeti ver!

Gece yatmadan önce:

‘İlâhi yâ Rabbi! Bu ülkeyi ve bu beldeyi harpten düşmandan, afetten, felaketten, koru! Ahlâk sukutundan, bozgundan borçtan kurtar. Adâletsizlerin, dirâyetsizlerin, ahlâksızların ve râşilerin (rüşvetçi) tasallutundan ve zararlarından koru Rabb’im! gibi ve buna benzer duaları diline vird ederek bunu bir hayat tarzı hâline getirmiş olanlar işte ‘hayatı ibâdet kılmak’ yolunda ilk adımı atmış olurlar.

Biz de hocamızdan mülhem her gün kulağımıza gelen güzel haberlerde, “Allah ziyade etsin, Allah muhafaza etsin, Bârekallah”, tatsız haberlerde de “Allah selamet versin, sıkıntısından halas etsin, Allah korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nâil eylesin” diye dua etmeliyiz.

" Suhanver'in eseri bir hayat-ı sânidir            Suhanver: Güzel söyleyen. Sâni:  İkinci

Giderse dâr-ı Fena'dan yine sadası gelir."     Dâr-ı fena: Dünya

Başta Aziz Mahmud Hüdâî Hazretleri olmak üzere Üsküdâr ârifân ve âşıkânını Özemre hocamızı, ismi şerifi geçen büyüklerimizi hürmet minnet ve rahmetle yâd ederiz. Himmetleri hazîr ola.  

Arzu Bosnevi

Yayın Tarihi: 12 Haziran 2021 Cumartesi 07:30 Güncelleme Tarihi: 12 Haziran 2021, 07:40
banner25
YORUM EKLE

banner26