13. yüzyılda Akşehir’de yaşamış hayret makamında bir sufi: Seyyid Mahmud Hayrani

Seyyid Mahmud Hayrani devrinin önemli mutasavvıflarıyla yakın münasebet içindedir. Bunların en tanınmış olanlarından ikisi, Nasreddin Hoca ve daha çok efsanevi kişiliğiyle tanınmış olan Sarı Saltuk’tur. Metin Uygun yazdı.

13. yüzyılda Akşehir’de yaşamış hayret makamında bir sufi: Seyyid Mahmud Hayrani

Seyyid Mahmud Hayrani, 13. asırda Türkiye Selçukluları döneminde yaşamış, Akşehir’de Türk-İslam kültürünü yaymaya çalışmış ve dönemin büyük mutasavvıfları arasında yer almış bir şahsiyettir. Türbesi Akşehir’dedir ve halen ayaktadır. Kaynaklarda mezar kitabesine göre vefat tarihi, H. 667/M. 1268 olarak gösterilir. İsminin önündeki “es-Seyyid” unvanı, onun Seyyid olduğunun işareti olarak kabul edilir. Babası Selçuklu devlet adamlarından Mesut Paşa’dır. Dedesinin ismi Mahmud’dur. Necmeddin Ahmed (ö. 649/1251) isimli bir kardeşinin olduğu da belirtilir. Mahmud Hayrani, Hz. Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli ile muasırdır. Bu şahsiyetlerle menkıbeleri vardır. Fuad Köprülü’ye göre, Seyyid Mahmud Hayrani, Hacı Bektaş Veli’den önce Anadolu’ya gelmiş, bu diyarda ondan önce şöhret kazanmış mutasavvıflardandır.

Tasavvufi yönden meşrebi konusundaki yaklaşımlar

Seyyid Mahmud Hayrani’nin tasavvufi yönden hangi meşrebe mensup olduğu tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda çeşitli yaklaşımlar vardır. Bu yaklaşımlar onun Hz. Mevlana ve Hacı Bektaş Veli’yle yakın münasebetlerinden dolayı Bektaşi veya Mevlevi olabileceği yönündedir. Bektaşi menkıbelerinde Hacı Bektaş Veli ile münasebetleri anlatılmaktadır. Bu konuda araştırma yapanlardan birisi Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ’dır. Küçükdağ’a göre, Bektaşi menkıbelerinde Hacı Bektaş Veli ile münasebetleri anlatılmakla birlikte onun Bektaşilikle ilgisini kurmak zordur. Bektaşi kaynaklarından Vilayetname’de “Üçyüz Mevlevi dervişiyle Hünkarı görmek için yola çıktı” denmesi, Bektaşilerin onu Mevlevi olarak kabul ettiklerine işaret etmektedir. Daha sonraki Bektaşi eserlerinde de onun Bektaşiliğine dair açık bir kayda rastlanmamaktadır. Bektaşi şairlerinden Şeyh Muhyiddin, Seyyid Mahmud Hayrani’nin XIII. yüzyılın büyük mutasavvıfları ile birlikte bulunduğunu söylemekte, Bektaşiliğinden söz etmemektedir. Seyyid Mahmud Hayrani’nin Mevlevi olduğu da söylenemez. Her ne kadar XIV. yüzyılda kaleme alınan eserlerde Seyyid Mahmud Hayrani’nin Mevlana ile diğer mutasavvıflar gibi değişik vesilelerle temas halinde olduğuna işaret edilmekte ise de onun Mevleviliğine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Mahmud Hayrani, Hacı Bektaş Veli ve Mevlana’nın müridi değildir. Belki de onlar gibi kendi görüşleri doğrultusunda bir tarikat kurma düşüncesindedir. Ancak sağlığında Akşehir ve çevresinde adına açılan birkaç tekke dışında kurduğu tarikatı yayma imkânı bulamadığı, ölümünden 40-50 sene sonra tekkesinde şeyhlik yapanların bile onun çizdiği yolu terk ettikleri söylenebilir.

Hayret makamında temkin sahibi bir sûfî

Seyyid Mahmud Hayrani’nin, Hayrani nisbesini almasıyla “Hayret” makamında temkin sahibi bir sufi olması arasındaki ilgiyi Ethem Cebecioğlu, Ebulhayr Rumi’nin Saltuknamesi’ndeki şu hadise ile nakleder: “Bir veliler meclisinde Ahmet Fakih, Mevlana Celaleddin-i Rumi ve Seyyid-i Mahmud-ı Hayrani’yi göremeyince etrafındakilere böyle bir mecliste onların niçin hazır bulunmadığını sorar. Sarı Saltuk Mevlana’nın aşık, Seyyid Mahmud’un hayret sahibi (hayran) olduğunu, bu sebeple akıllılar meclisinde yer almadıklarını söyler.” İbrahim Hakkı Konyalı, Şair Nabi’nin Tuhfetül Harameyn isimli eserinde Akşehir’i ve Akşehir’in ziyaret edilecek yerlerini yazarken Seyyid Mahmud Hayrani türbesinden de bahsettiğini, Mahmud Hayrani hakkında, “Akşehir kasabasının Kutbu daire-i irfanı Şeyh Mahmud Hayran Hazretlerinin” ifadesini kullandığını belirtir.

Mevlana ile aralarında derin bir manevi bağlılık vardır

Seyyid Mahmud Hayrani ile Mevlana arasında ileri derecede manevi bir dostluk, muhabbet ve bağlılık vardır. Akşehirli bilge ve arif Şeyh Sinaneddin’den naklolunan ve Ahmet Eflaki’nin Menakıb’ül Arifin isimli eserinde anlatılan bir menkıbede bu dostlukla ilgili olarak şu hadise birçok kaynakta anlatılır. Şeyh Sinaneddin bir seyahatten sonra Mevlana Hazretlerini ziyaret eder. Hz. Mevlana Sinaneddin’e, Seyyid Mahmud Hayrani’nin nasıl olduğunu, ne ile meşgul olduğunu sorar. Şeyh Sinaneddin, “Mahmud Hayrani’yi tilki gibi, saçı sakalına karışmış bir halde oturur halde gördüğünü, Mevlana’nın temiz alemine göz kapamış olduğunu” söyler. Mevlana bu cevap karşısında güler ve hiçbir şey söylemez. Şeyh Sinaneddin Akşehir’e döndüğünde Mahmud Hayrani’yi çarşıda murakabe halinde bulur ve yanına oturur. Mahmud Hayrani hafifçe gözlerini açarak ona, “Ey Şeyh Sinaneddin! Eğer biz başların başı ve hür insanların reislerinin sultanı zamanında bir tilki olursak canımıza minnet” diye bağırır. Şeyh Sinaneddin Mahmud Hayrani’yi öperek gönlünü alacak sözler söyler. Konya’ya gittiğinde tekrar Mevlana’ya uğrar. Mevlana ona, “Dünyada kalbi aydın kimseler çoktur” der ve şu beyitleri okur: “Eğer o mecnun sağ ise söyle gelsin, benden benzeri görülmemiş bir mecnunluk öğrensin. Eğer sen mecnun olmak istersen elbisene benim nakşımı dik (kendini bana benzetmeye çalış). Her mecnunluk için bir müddetten sonra şifa bulmak vardır. Ey Mecnun! Sana ne oldu da bu hastalıktan kurtulmadın?” Şeyh Sinaneddin, “Mevlana’nın sözünün heybetinden bana öyle bir hal arız oldu ki divane gibi başı açık, ayak çıplak şehirden (Konya) dışarıya fırladım. Dağlar yolunu tuttum. Bir yıl kendime gelemedim. Kendime geldiğimde de Mevlana’nın aşkıyla bihuş oldum. Hala da onun bihuşluğu içindeyim.” 

Nasreddin Hoca ve Sarı Saltuk’la da manevi münasebet içindedir

Seyyid Mahmud Hayrani devrinin önemli mutasavvıflarıyla da yakın münasebet içindedir. Bunların en tanınmış olanlarından ikisi, Nasreddin Hoca ve daha çok efsanevi kişiliğiyle tanınmış olan Sarı Saltuk’tur. Kaynaklarda Nasreddin Hoca’nın Seyyid Hahmud Hayrani’ye intisap etmek için Sivrihisar’ın Hortu köyündeki imamlığı bırakarak Akşehir’e göç ettiği belirtilmektedir.

Mahmud Hayrani, Sarı Saltuk’la da manevi bir münasebet içindedir. Sarı Saltuk’un mürşidi olduğu ve onu kerametle tasavvuf yoluna sevkettiği belirtilmektedir. Sarı Saltuk üzerinde derin tesiri olduğu söylenir.

Halk tarafından büyük bir veli olarak kabul edilen Seyyid Mahmud Hayrani’ye sultanlar da değer vermişlerdir. Osmanlı döneminde Seyyid Mahmud Hayrani’nin büyük mutasavvıflardan olduğu devlet tarafından kabul edilmiş, merkezden gönderilen yazılarda onun için sürekli “Akşehir’de medfun eizze-i kiramdam Kutbü’l Arifin es-Seyyid Mahmud-ı Hayran-ı Veli kuddise sırruhü’l-aziz” ifadeleri kullanılmıştır.

Sultan Yıldırım Beyazıd’ın Naaşı tahnit edilerek onun türbesine defnedildi

Timur, 14 Şaban 805/9 Mart 1403 günü vefat eden Yıldırm Beyazıd’ın Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi’ne defnedilmesini istemiştir. Uzunçarşılı’ya göre, Timur İzmir’den dönerken kuvvet gönderip Uluborlu ve Eğridir kalesini zabt ettirdi. Buralar Osmanlılara ait kaleler olup teslim olmamışlardı. Yıldırım Beyazıd Eğridir’in zabtı sırasında hastalanmış olduğundan Timur, onu Akşehir’e göndermiş ve kendisinin tedavisine de meşhur tabiplerinden İzzeddin Mesud-ı Şirazi ile Celaleddin-i Arabi’yi memur eylemiştir. Yıldırım Beyazıd Han vefat edince cesedi tahnit edilerek Akşehir’de Mahmud Hayrani türbesine defnedilmiş, Timur, yanında bulunan ailesine taziyette ve ihsanlarda bulunmuş, Semerkand’a dönerken cesedi oğlu Musa Çelebi’ye teslim ederek hükümdarlara mahsus merasimle defnedilmesini tavsiye etmiş ve aynı zamanda Musa Çelebi’ye de babasının mülkünde hükümdarlık için kemer, murassa kılıç ve yüz at vermiştir. Daha sonra Yıldırım Beyazıd’ın Bursa’ya gömülmesine dair vasiyeti olduğu anlaşılınca oğlu Musa Çelebi naaşını Bursa’ya nakletmiştir.

Devrinin bu ünlü mutasavvıfının türbesinin bulunduğu yerde bir manzumesi olduğu, bu manzumede türbe dışında zaviye, imaret, medrese, Ferruh Şah Mescidi ve Seyyid-i Mahmud-ı Hayrani Medresesi Mescidi, hamam ve mezarlık bulunduğu kaynaklarda belirtilmektedir. Bunlardan sadece türbe ve Ferruh Şah Mescidi ayaktadır. Cebecioğlu, Seyyid Mahmud Hayrani etrafında teşekkül eden ve menkıbelerini içeren Menakıb-ı Seyyid Mahmud-ı Hayrani adlı bir eser olduğunu ama bu eserin günümüze kadar gelmediğini kaydeder. Köprülü’den, Seyyid Mahmud Hayrani adına hayatında bir vakıf kurulduğunu, vakfiyesinin 655/1257 tarihli olduğunu aktarır.

Türbe içinde bulunan sandukalar Türk tahta ve oymacılık sanatının şaheserleridir

Seyyid Mahmud Hayrani Türbesi içinde bulunan ve Selçuk Türk tahta işçilik ve oymacılık sanatının şaheserleri olarak kabul edilen üç ve ya dört sandukanın da ayrı bir hikayesi var. İbrahim Hakkı Konyalı’nın verdiği bilgiye göre bu sandukalar Konya’da oturan Alman konsolunun teşvikiyle Anadolu – Bağdat demiryollarının umumi müdürü Hügnen’in demiryolu memurlarından Efkâryan adındaki bir Ermeni vasıtasıyla bu sandukaları çaldırtmış ve sandukalar Almanya’ya götürülürken yakalanmıştır. Bunlardan üç sanduka ile üstlerindeki hörgüçlü tabutlardan ikisi Rumi 12 Mart 1330 tarihinde (Miladi 1914) İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesine verilmiştir. Şimdi burada muhafaza edilmektedirler. Tabutlardan birisi elde edilememiştir. Bunun Alman müzelerinin birisinde olduğu tesbit edilmiştir. Konyalı, “Zarfiyle mazrufu, sedefiyle incileri birbirine bu kadar uymuş bir abideye pek az rastlanır. Gönül öyle ister ki bu pırlanta abide esaslı bir surette tamir edilsin ve sandukaları da yerlerine konsun. Dedelerimizin taş yerinde ağırdır, sözleri büyük bir hikmetin ifadesidir. Sandukalar türbede başka ve ihtişamlı bir mana ifade ederler” sözleriyle sandukaların taşıdığı abidevi değeri ve sandukaların türbede sergilenmesinin daha uygun olacağını dile getirir.

Seyyid Mahmud Hayrani, günümüzde de gittikçe artan bir ilginin sahibidir. Türbesine son yıllarda Türkiye’nin her yerinden gruplar halinde ziyaretçiler gelmektedir. Biz de bu yazıda ondan bahsederek ruhaniyetini memnun etmek istedik.

Metin Uygun

Kaynaklar

1. Ethem Cebecioğlu, “Mahmud-ı Hayrani”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 27, s. 367-368, 2003.

2. Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ, “Seyyid Mahmud-ı Hayrani ve Akşehir’de Seyyid Mahmud-ı Hayrani Manzumesi”, İstem, Yıl. 2, s. 3, 2004, “dergipark.gov.tr/download/article-file/260614”

3. İbrahim Hakkı Konyalı, “Mahmud Hayran Türbesi”, Akşehir Tarihi, İstanbul 1945, s. 418 vd.

4. Akşehir Belediyesi, Taşınmaz Kültür Varlıkları Envanteri, 2012, s. 11, 12, 13.

5. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Yıldırm Beyazıd’ın Vefatı”, Osmanlı Tarihi, c. 1, Ankara 1988, s. 320, 321.

 

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 10:00
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13