İsmet Özel devleti kutsamaz

Özel’in duruşu bellidir: Sunuf-u devlete karşı reayanın yanında yer almak. Ancak reayaya reaya olarak kalmaması gerektiğini dikte ederek. Abdülbaki Korucu yazdı.

İsmet Özel devleti kutsamaz

Dininden ümit kesmiş bir toplumun uçurumdan yuvarlanması anlık bir iştir. Türkler dinlerinden ümitlerini XVII. Hıristiyan asrında kestiler. Muhteşem bir devlet bu ümitsizler için her şeydi. Devlet muhteşem değilse bu zevata oturacak bir yer gösterebilir miydiniz?”

İsmet Özel denemelerine başlarken çoğunlukla başkalarından bir alıntı ile başlar. Biz de bu yazımızda İsmet Özel’e teberrüken İsmet Özel’den bir alıntı ile başlamış olalım.

İsmet Özel bir zamanların sosyalisti daha sonraki zamanların İslamcısı ve bu zamanın Türkçüsü olarak anılmakta ve bu şekilde itham edilmektedir. Son yüzyılımızın nevi şahsına münhasır isimlerinden birisi olan İsmet Özel, kimileri için dönek, kimileri için ise mevziini terk etmeyen bir vatan nöbetçisidir. Bu yazımızda daha çok İsmet Özel’in son yıllarda vurguladığı Türklük vurgusuna ve onun klasik Türk sağından nasıl ayrıştığına devlete bakışı özelinde değineceğiz.

İsmet Özel “Beni komünist yapan ne ise Müslüman yapan da odur.” diyerek hayatı boyunca istikamet üzere yürüdüğünü ve onun için herhangi bir dönekliğin ya da düşünce değişiminin mevzu bahis olmadığını söyler. Graudy’nin “Düşmanımı değiştirmedim, siperimi değiştirdim.” dediği gibi İsmet Özel de “Ben, üzerinde yaşadığım toprakların ve birlikte yaşadığım insanların akıbeti konusunda endişelendiğim için şöyle veya böyle davrandım. Onlar bunu beceremedikleri için bana ‘Bir zamanlar şuydu, sonra şöyle oldu’ diyorlar.” diyor. Yani İsmet Özel kısaca “Ben komünist, Müslüman ve Türk İsmet Özel olarak hep aynı şeyi söyledim, aynı davayı güttüm” diyor.

İsmet Özel’in hikayesi devlet başta olmak üzere bütün otoritelere karşı mücadele ile başlar. İsmet Özel’in otorite karşıtlığı onun çocukluğundan itibaren bünyesinde barındırdığı karakterine işleyen bir haslet olmuştur. İbrahim Tüzer’in Şiire Damıtılmış Hayat kitabında İsmet Özel şöyle söyler: Ben çocukken de müthiş bir anti otoriter tavra sahiptim. Mesela öğretmenlerimi sevmezdim. Sebebi de şuydu: "Yani ne oluyor geliyor sınıfa herkesi susturuyor, ayağa falan kaldırıyor." derdim. Birinin üzerimde baskı kurması için bir gerekçesinin olmasını beklerdim.

İsmet Özel’in devletle mücadelesi Amentü şiirinde babası ile mücadelesidir aslında. Memur babası onun için devleti temsil etmektedir bir manada. Özel, İstiklal Harbi’nde mekkareci olan babasına polisliği yani devlete hizmeti yakıştıramaz. Özel, devlete karşı sert tutumunu sosyalist olduğu yıllara ait şiirlerinde açık bir şekilde işler. 1967 yılında Ataol Behramoğlu’na askerdeyken yazdığı Evet İsyan şiirinde “Allah’ın ve devletin dibinde insanlar” derken Sevgilim Hayat şiirinde çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin” mısralarına yer verir. 1960 darbesinden sonra devletin şiddetli kapitalistleşmesi Özel’i de devletin karşısında bir tavır takınmaya iter. Özel, devleti faşizme bir araç olarak görür ve kendini sola yakın hisseder. Bir sosyalistin devlete karşı soğuk tutumu gayet anlaşılır bir şeydir. Ancak Özel, bu tutumunu Müslüman ve Türk İsmet Özel’de de sürdürür.

Faydasız Randevu kitabında İsmet Özel “Toplumdaki mevkii küçük olsun, büyük olsun birçok insanın kendini gayet rahat hissederek ve gocunacak hiçbir şeyi olmadığını vurgularcasına söylediği sözdür: ‘Ülke menfaati neyi gerektiriyorsa onu yaparım.’ İnsanların bu rahatlığından ben hep kuşku duyarım. Çünkü yukarıda tırnak içinde anılan sözü sarf edenler böyle yapmakla düşünme yükünü üzerlerinden attıklarını, ahlaki sorumlulukla bir alıp verecekleri olmadığını dile getirdiklerini hiç fark etmediklerini de ortaya çıkarmış olurlar.” Ülke menfaati derken insanlar aslında bir nevi devlet menfaatini kastederler ve devlet menfaatini ülke menfaati olarak göstermekten geri durmazlar.

İsmet Özel devlete karşı her zaman milletinin yanında yer almıştır. Özel’in milletinin yanında yer alma tavrı onun tarih okumasında da sarih şekilde görülür. İsmet Özel İstiklal Harbi’nde Kuvayı Milliye birliklerini düzenli orduya tercih eder. Antep, Urfa ve Maraş’ın değerinin resmi otorite olmaksızın İstiklal Harbi’nde milletçe bir başarı göstermeleri olarak görür. Aynı nedenden ötürü İsmet Özel, Haçova Meydan Muharebesi’ni diğer Haçlı Savaşlarından ayrı tutar. Bunun nedeni ise Hoçava Meydan Muharebesi’nde düzenli birlikler dağılmış ordunun içindeki aşçı gibi yardımcı unsurlar savaşa dahil olup savaşın kazanılmasını sağlamışlardır. Resmi otoriteye itaati değil de milleti ile birlikte hareket etmeyi, otoritenin emrinde olmayı değil de milletin sıkıntıları ile sıkıntılanmayı dert edinir İsmet Özel. Milletin kendi imkanlarıyla elde ettiği başarıyı da daha değerli görür.

İsmet Özel’i son yıllarda Türklük vurgusundan dolayı klasik sağcı-devletçi bir alana hapsedenlerin olması Özel’in anlaşılmadığının da apaçık bir göstergesi. Özel, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Kur’an devleti olmaktan çıkıp istihbarat devletine dönüştüğünü ifade eder. Özel, devleti bünyesinde “evet efendim”cilerden başkasını barındırmayan, düşünce yükünden yoksun insanların doluştuğu, bütün tebaasının düğmelerine basılarak idare edilen oyuncaklar olmasını isteyen bir yapı olarak görür.

İstihbarat devletine karşı halkının yanında olan Özel, devlete karşı cüceleşmemeyi, onurlu ve vakarlı bir tavır takınılması gerektiğini düşünür.

Peki devlet nerede duracak? Devletin durması gereken yer daha doğrusu görevi dinin feri olmasıdır. Özel’e göre devlet, hem Osmanlı’da hem de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde dine müdahale eden gerektiğinde kendi çıkarları uğruna dini tahriften çekinmeyen yani haddi aşan bir konumdadır.

İsmet Özel’in Osmanlı’ya bakışını da bu noktadan anlamak daha isabetli olacaktır. Özel, Osmanlı’yı hassaten 15. yy’dan sonrası için ağır eleştirilere tutar. İsmet Özel’e göre Osmanlı Devleti’nin ilk 200 yılı gaza devleti olma özelliğini korumuş ve (burası önemli!) medeniyetten uzak kalarak devletin dinin feri olduğu dönemdir. Ancak devletin imparatorluğa dönüşmesi ve medenileşmesi devletin dini tahakkümü altına almasına neden olmuştur. Özel’in kardeş katline karşı çıkması ve devletin âli menfaatleri denen şeyin İslami olmadığını vurgulaması da bu açıdan ele alınmalıdır. Yani devletin âli menfaatleri, şeriatın hükümlerinin önüne geçmemelidir. Özel, “İstanbul’un Fethi neden Roma’nın fethini gerektirmedi?” diye sorar. Cevap devletin gaza politikasından ziyade beka politikasına yönelmesidir. İhanetle itham ettiği Osmanlı at sırtından inmemeli, dini kendi emelleri için kullanmamalı ve Avrupa’yı kendi tahakkümü altına almaya çalışmalıydı. Ancak böyle olmadı. Devlet kutsandı. Gaza gitti beka geldi. Çadır gitti, saray geldi ve devlet medenileşerek gaza devleti olmaktan çıktı ve kuruluş aslına ihanet etti. Özel’in duruşu bellidir: Sunuf-u devlete karşı reayanın yanında yer almak. Ancak reayaya reaya olarak kalmaması gerektiğini dikte ederek.

Osmanlı’ya böyle bakan Özel aynı zaviyeden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de bakar. İslami devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yönetiminin Misak-ı Milli’den en çok taviz veren iktidara bırakıldığını söyleyen Özel, yine de bu devletin 1960 yılına kadar Kur’an devleti olarak kaldığını düşünür. 27 Mayıs darbesi ile Kur’an devleti gider, onun yerine istihbarat devleti gelir. Milli değerlerin yerini NATO’ya bağlılık alır. Devletin elinde düşüncenin bir sopadan ibaret olduğunu düşünen özel devlete hizmeti de ahlaksızlık olarak görür. İsmet Özel genç yaşlarda devletin dine müdahalesinden dolayı din eğitimi almadığını belirtir. Yani Özel’e göre devlet, her zaman haddini aşmakta ve müdahale etmemesi gereken yerlere müdahale etmektedir.

İsmet Özel, devlete itaate karşı çok sert bir tavır takınır ve istihbarat devletine itaat edilemeyeceğini 2011 yılında yazdığı “Desem Öldürürler Demesem Öldüm” serlevhalı yazılarının birinde şu sözlerle açık şekilde belirtir: “Çizginin bir yerinden itibaren devlet kendini İsmet Özel’in kim olduğuna dair bir izahatta bulunmakla vazifeli saydı. Hangi çizginin? Türkiye’de İslâm’ın devlete itaatten ötede bir yeri olmadığına dair hükmün millet gerçeği üzerine çektiği çizginin. Kimlerdir Türkiye’de devlete itaat edenler? Bunların bir takım aklı ermez ve ahlâken zaafiyeti fark edilmiş zevattan ibaret olduklarını bilmemiz lâzım. “İbaret” dediğime bakıp da az sayıda oldukları zehabına kapılmayasınız. Bunların sayısı şimdiki nüfus içinde on milyondan fazlasını içine alır. Peki, ya diğerleri? Diğerleri, Türk devletinin yürütme gücünü Türkler aleyhine işletebilme hüneriyle iştigal edenlerdir.”

İsmet Özel, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulus devlet olduğu fikrine de şiddetle karşı çıkar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulus devlet olduğu düşüncesinin kafirler tarafından bizlere yutturulmuş bir şey olduğunu söyleyen Özel, bizlerin İstiklal Marşı’nın evlatları olduğumuzu söyler. Finans kapitalin dölleri ya da manifaktür çocukları olmadığımızı İstiklal Harbi’ni veren Türk milleti olduğumuzu söyler. İsmet Özel Türk milletine inanır, Türk ulusuna değil. Türkiye’de nation building (ulus inşa etme) sürecinin gerçekleşmediğini, bizlerin yapısı itibariyle özel bir millet olduğumuzu düşünür İsmet Özel. Bize bu özelliği bahşeden de İstiklal Harbi’dir Özel’e göre.

Hüseyin Etil’in İsmet Özel’i bir partizan olarak ele alması da gayet değerlidir. İnternasyonel değil toprağa bağlı olan, sunuf-u devletten değil reayadan yana olan, devletten değil milletten yana olan, devletin bekasından ziyade vatanının geleceğini düşünen Partizan’dır İsmet Özel.

İsmet Özel devlet karşıtıdır ya da devlet düşmanıdır denilebilir mi tartışılır ama çok rahat bir şekilde “İsmet Özel devleti kutsamaz” denilebilir.

Abdülbaki Korucu

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 14:16 Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2021, 14:21
banner25
YORUM EKLE

banner26