banner17

Bilgisayar 'üretiyor', akıllı telefon 'tüketiyor'

Meseleleri takibimiz alışkanlığa döndüğü anda, yahut düşünmeye izin vermeyecek sıklığa vardığında elimizdeki araçla kurduğumuz ilişki de şekil değiştiriyor. Düşüncemize göre bakıp araştırmaktan, baktığımıza göre düşünme evresine geçtik, geçmekteyiz. Mehmet Erken yazdı.

Bilgisayar 'üretiyor', akıllı telefon 'tüketiyor'

Türkiye hiç bitmeyen kritik süreçlerden geçiyor. Siyasete dair haberler herkes tarafından göz ucuyla dahi olsa takip ediliyor, “kriz zamanları”nda ise yoğun bir şekilde takip ediliyor. Özellikle gündelik hayatı bilgisayar başında olan insanlarda, haber takibinin, bilgisayarla daha az iştigal eden insanlara göre azımsanmayacak oranda fazla olduğunu sanıyorum.

Baktığımıza göre düşünme evresine geçtik

Tüm “yeni araçlar”, kullanıcılarını gündelik siyasi haberlere daha fazla temas etmeye zorluyor da diyebiliriz. Örneğin Facebook kullananlar, kullanmayanlara göre daha fazla haber takip ediyor; Twitter’ı kullananlar, kullanmayanlara göre siyasetle daha fazla içli dışlı. Fakat araçlar “geliştikçe” meselelere olan ilgi boyut değiştiriyor diyebiliriz. Takip ettiğimizi fark etmeden takip ediyoruz; ilgilendiğimiz şey ile fark etmeden ilgileniyoruz. İstek ve ilgilerimiz “şeyleşiyor” belki. Meseleleri takibimiz alışkanlığa döndüğü anda, yahut düşünmeye izin vermeyecek sıklığa vardığında elimizdeki araçla kurduğumuz ilişki de şekil değiştiriyor. Düşüncemize göre bakıp araştırmaktan, baktığımıza göre düşünme evresine geçtik, geçmekteyiz.

Bu “sürüklenme” hali ve medyanın insanların zihinlerini şekillendirmesi durumu zaten gazeteden başlamak üzere tüm medya araçları üzerinden tartışılan bir konu. Belki de en fazla televizyon üzerinden konuşulmuştur. İnternet üzerinden, özellikle Türkiye’de hiç konuşulmuyor olmasını ise anlamak gerçekten çok güç bir durum.

Televizyon ile ilgili yapılan araştırmalardan bir tanesi, insanların izlediklerini tamamen yansıtıldığı/ amaçlandığı gibi almaktan ziyade, duygu, düşünce, zaman ve makana göre tamamen farklı şekillerde anlayabildiğini ortaya koyuyordu. Anlatılan ile anlaşılan arasındaki farkın kapandığını söyleyeyerek bu bahsi, günümüz medya takibinin vardığı boyutlara getirip dayandırmak niyetindeyim.

Bilgisayar “üreten”, akıllı telefon “tüketen” konumunda

Akıllı telefonlar ile başlayayım; akıllı telefonlar bizlere, masa üstü bilgisayar değil de laptop kullansak dahi, kendisini kullanmak için belirli bir düzene ihtiyaç duyduğumuz bilgisayara bağlı tüm işleri hemen hemen her yerde yapabilme imkanı verdi. Fakat gözden kaçırdığımız ufak bir detayı hatırlatmam gerekiyor: Akıllı telefonlar temelde bilgisayar sistemi üzerine bina edilen aygıtlar. Tamam. Birşey üretmek istiyorsanız akıllı telefon ya da tabletler size yardımcı olsa da kesinlikle bir bilgisayar gibi olamıyor.

Ortaya atılan kimi tezlere göre, bu durum emperyal hegemonyaların devamlılığını sürdüren bir araçmış. Yani dünya kuzey-güney, batı-doğu, gelişmiş-gelişmemiş gibi ayrımlardan sonra bilgi üreten-bilgi tüketen gibi bir ayrıma evriliyormuş. [Bilgi Toplumu yani!] Bu manada, bilgisayarları bilgi üretici araçlar, akıllı telefon ve benzeri araçları da bilgi tüketici araçlar olarak tanımlıyorlarmış ki bu pencereden bakıldığında, Avrupa’da ve Amerika’da “cep telefonu tüm işlerimi görüyor, artık bilgisayara pek geçmiyorum” diyen insanların oranı, diğer ülkelere göre oldukça azmış. Avrupa ve ABD’de insanlar daha fazla oranda “akıllı telefon tamam güzel de yine de bilgisayarın işlevini de tam görmüyor” diyorlarmış. [Tabi burada bilgisayarı kutsadığım falan anlaşılmasın lütfen, ben kutsayanların yalancısıyım.]

Batıda üretilen bilgileri öğrenmekte ve kullanmaktayız

Bir de başka bir bilgiyi de düşünülecekler haznesine katayım; bu ayrımlar için wikipedia gibi “cihanşümül” olmak iddiasındaki siteler örnek gösteriliyor. Yani mesela wikipedia’da tarihi maddelere baktığınızda, Avrupa tarihinde afedersiniz kimin ne zaman tuvalete gittiğini bile görebilecekken, diğer dünya ülkelerinin tarihlerine dair en kritik anlar bile teberrüken yer alıyormuş. Özellikle Afrika ülkeleri gibi “sömürülen” ülkelerin “tarihlerinin silindiğini” söyleyebiliriz. [Tarihleri silmek veya susturmak ile ilgili ilk ve en ciddi tartışmalardan bir tanesi için İthaki Yayınları'ndan yeni çıkan Tarihi Susturmak kitabına göz atılabilir.] Yani aslında insanlar ne kadar çok internete girerse ve internetin “hepimize sunduğu”, “ortak”, “demokratik”, “herşeyi içeren” bilgiden istifade etmeye başlarsa, aslında kendi tarihinden, bilgisinden, kültüründen kopmakta ve Batıda üretilen bilgileri öğrenmekte, anlamakta ve kullanmakta. En azından durum istatistiki olarak bu şekilde. Yani işin vasatı veya gittiği yer burası. Çünkü; 1- insanlar her geçen gün daha çok internet kullanıyor. 2- İnternetin kullanımı diğer pek çok araca göre çok daha kolay. 3- İnternetteki bilginin çoğunluğu Batı ülkeleri tarafından üretiliyor. 4- Hatta internetteki bilginin ciddi bir kısmı, müstehcen, vahşet...vs içerikli. Bu birkaç maddeyi dahi dikkate aldığımızda “hayırlı” bir şeyler söylememiz çok mümkün değil.

Yukarıdaki -mış’lı, -miş’li cümlelerin çokluğu, okunan ve görülenlerin internette “dolanırken” denk gelen şeyler olmasından kaynaklanıyor. “Bir şeye rastladım”, en azından benim çok kullandığım sözcükler hanesine yazıldı. Bu rastladıklarımı ise artık toplayamaz veya hatırlayamaz duruma gelmiş haldeyim. Gördüğüm anda ilgimi çeken, büyük bir iştiyak ile peşinden koştuğum ve sonrasında, hiç bakmamış gibi bir daha hatırlamadığım(ız) o kadar çok şey var ki. Zihnimiz, bilgi/enformasyon ile, yüzeysel olarak bildiğimizden de yüzeysel bir ilişki kuruyor. “Sanal” diye tabir edilen şey de tam manasıyla bu olsa gerek.



Mehmet Erken yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Eylül 2015, 12:12
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nidayi Sevim
Nidayi Sevim - 3 yıl Önce

Jack Goody, Tarih Hırsızlığı isimli eserinde bu hırsızları şöyle tarif ediyor: “Avrupa merkezli tarih anlayışının iddia ettiği gibi, Avrupa ile Asya arasında keskin bir ayrım yoktur, bir süreklilik söz konusudur. Avrupa merkezli tarih yazıcılığı Asya’yı veya Avrupa dışındaki bir coğrafyayı dünya tarihinin dışarısında tutmuştur. Bu nedenle, dünyanın diğer kıtaları ve bölgeleri de dünya tarihinin içerisine dâhil edilmelidir. Batı; zaman, mekân, uygarlık ve aşk hırsızlığı yapmaktadır.”

banner19

banner13

banner20