Dev bir çınar. Heybetli. Hâlâ gölgesinde nefeslendiğimiz, hâlâ dallarının uzandığı ufuklarda ilerlemeye çalıştığımız, suyunu İslam’dan alarak yükselen bir çınar. İslam’la ahlaklanan, ahlakını inancından alarak sanatıyla âleme haykıran bir çınar. ‘Kemâlat teferruattadır’ deyip en ince, en derin ayrıntılara kadar inancını işleyen bir çınar. İnşa ettiği medeniyette yetiştirdiği bir çocuktan bir bahçıvana, bir kapı tokmağından bir camiye, bir saraya kadar edebini sanatıyla nakşeden bir çınar. İnsan olmadan Müslüman olunamayacağını bilen, bu sebeple insan olmanın gerektirdiği erdemlere ulaşabilmek için sanat eğitimini araç olarak kullanan bir çınar. O vakit önce bu iki kelimeye eğilmeli, ki bu çınardan nasiplenebilmeli insan: Ahlâk ve sanat...
Her ikisi de Kur’ân’da sıkça geçen kelimelerden. İlmin ileri gelen büyüklerinden Rağıb el-İsfahanî, Kur’an kavramları sözlüğü Müfredât'ında bu kelimelerin geliş/türeyiş yeri olan kök anlamlarını şöyle veriyor: Ahlâk, doğru dürüst planlamadır. Bu sözcüğün “halk” hali, gözle görülen şekil ve suretlere, ahlâk anlamına gelen “hulk” hali ise ancak basiret ile algılanabilen (gönülle kavranabilen) kuvvelere ve seciyelere tahsis edilmiştir.
Demek ki bu çınar ahlâkın ilmini çözmüş, ancak yetinmeyip, “ahlâkın ilmi başka, ahlâkın kendisi daha başkadır” deyip insanı kemâle taşıyacak erdemleri satırlara dizmekle kalmamış, sadırlara nakşetmiş.
Ve sanat kelimesinin kökü olan “sun’” fiiline gelince. “sun’” bir fiili icat etmektir, der İsfahanî ve devam eder, her sun’ fiildir fakat her fiil sun’ değildir. Fiil hayvan ve cansız varlıklara da nispet edilir ancak sun’ onlara nispet edilmez. Yani sanat öyle ‘aşkın bir fiil’ ki hareket eden bütün canlılar arasında hareketine bir incelik, zariflik katarak inancını işleme yetisi olarak insana bahşedilmiş bir yeti.
Her iki kelimeden de gördüğümüz gibi ahlâk da sanat da insanı insan yapan yetilerden. Modern bilimin düşünen (konuşan) hayvan diye tanımladığı insanı hareket ve fiil noktasında hayvandan ayıran en belirgin özelliği ahlâkı ve sanatıdır. Öyleyse bir medeniyet düşü gören insan, insanını ahlâklı yetiştirmeli ve ahlâkını da insanına sanatla sunmalı. İşte tam da bunu yapmış bir çınardan söz ediyoruz: Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye.
Bu inceliğin farkına var, hayatına tatbik et
Bu yüce Osmanlı devletinde çocuklar büyürken yanlış işlere, yanlış alışkanlıklara meyletmesinler diye yeteneğine göre daha o çocuk yaşta bir sanata yönlendirilirlermiş. Yeryüzünü imar ile şereflendirilen insanı bu halifelik görevine sanatla, sanatın içinde İslam ahlâkıyla hazırlarmış Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye. Sabırsız olan insana daha çocuk yaşta sanatla sabretmeyi, beklemeyi, emek vererek güzelleşmeyi/güzelleştirmeyi öğretirmiş bu yüce çınar.
Sadece çocuklara mı? Her yaşta insanın insan yanını önemseyen bu çınardan bir incelik daha. Kasaplık hayvan kesme ve et parçalama işi olduğu için, kasaplar sürekli bu işle uğraştıklarından merhamet duygusu azalmasın, kaybolmasın diye devlet altı ayda bir kasapları izne çıkarırmış. İzin dediğimiz de farklı bir işle meşgul olmaları ki bu iş de bahçıvanlık... Kasaplık gibi kaba ve sert bir işten bahçıvanlık gibi ince ve zarif bir işe... Ahlâkın basiretle algılanabilen yeti ve seciyelere tahsis edildiğini bilen bir medeniyetin insanı, insanının gönlüne hizmet etmesin de ne yapsın.
Kadına sevgi ve merhametle sahip çıkan İslam’la beslenen medeniyetin insanı, bu ayrıntıyı kapı tokmaklarına kadar işlemeyi unutmamış. Eve gelen misafir erkekse şayet erkekler için yapılmış tokmağı, kadınsa kadınlar için yapılmış tokmağı kullanırmış. İçerideki ev ahalisi de bu ayrıntıya göre kapıya yönelirmiş. Mahreme, kadına duyduğu saygısını sanatla anlatan bir çınar ki ayrıntılarla ummanlar anlatmış. İnsana verilen değeri dünyalık tamahlar için alçaltmayan, aksine İslam’dan aldığı ahlâk öğretisini her alanda sanatıyla haykıran bir çınar. Evet dev bir çınar. Heybetli.
Bu çınar, sadece gölgesinde dinlenip bir süre sonra oradan ayrılmak için orada değil. Kaldırıp başımızı seyreylemeli, bu inceliği tefekkür etmeliyiz. Bu çınarın suyunu aldığı göze yüreğimizi dayamalı ve sanatına yüreğimizi bırakmalıyız. Bırakmalıyız ki İslam’la ahlâklanabilelim.