Okul kütüphanelerinde gerçek devrim için…

Yaklaşık beş yıl önce “Okul Kütüphaneleri Devrimi” başlıklı bir yazı yayımlamış (Star/ Açık Görüş, 20.2.2016) ve yazıyı şu cümlelerle sonlandırmıştım; “Verimli bir eğitim-öğretim sistemini omuzlayacak donanımlı okul kütüphaneleri konusunda tünelin ucu görünmüştür. İnanıyoruz ki Türkiye bu sayede, ‘bilgi’ temelinde yükselmiş güçlü insan kaynakları yapısını daha kısa sürede inşa edebilecek ve böylelikle, uluslararası düzlemde sürdürülebilir rekabet gücünü daha kolay yakalayabilecektir.” Yani o kadar umutluydum, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından başlatılan “Zenginleştirilmiş Kütüphane” (Z-Kütüphane) uygulamasından.

Kuşkusuz bu, ayağı yere basmayan bir umut, romantik bir değerlendirme de değildi. Ancak mezkûr yazının başlığında yer alan devrimin gerçekleşebilmesini açık ve net bir şarta bağlıyor ve bunu “kütüphane sistemini oluşturan unsurların başında gelen ve bilgi kaynaklarının sağlanmasından, etkin şekilde hizmete sunulmasına kadarki tüm süreçlerin eğitimini almakta olan kütüphanecilerin de buralarda görev almasıyla birlikte, dört başı mamur kütüphanelere kavuşulmuş olacak. Bu gerçek okul kütüphanelerinin, yüksek maliyetlerin hakkını verebilmesi; bunun da ötesinde, eğitim-öğretimin bilgi kaynakları ve nihayet bilgi ile temellendirilebilmesi noktasında, okul kütüphanesi hizmetlerinin profesyonel kütüphaneciler eliyle yürütülmesinin zamanı gelmiştir, geçmektedir” ifadesiyle dile getiriyordu.

Ne yazık ki, bu büyük beklenti karşılık bulmadı ve okul kütüphaneleri devriminin gerçekleşmesinin temel şartı yerine getirilmedi. Ne o dönem görevde olan ve kütüphane dostu olduğuna inanılan sayın bakan, ne de sonraki sayın bakanlar tarafından. Diğer bir ifadeyle, “kullanıcı”, “koleksiyon”, “bina” ve “bütçe” unsurlarının yanında “mütemmim cüz” ve “olmazsa olmaz” niteliğindeki “personel” unsurunun kurmay sınıfını oluşturan “kütüphaneci” konusunda hiçbir adım atılmadı. Yani sayıları artmaya devam eden z-kütüphanelerin hiçbirinde üniversitelerin bilgi ve belge yönetimi (BBY/ önceki adı kütüphanecilik) bölümlerinde dört yıl süreyle öğrenim görmüş kütüphaneciler görevlendirilmedi.

Böyle olunca, derin bir eksiklikle (aslında özürle) yola koyulan z-kütüphanelerin bugün dahi aksak bir şekilde ve akıbetinin ne olacağı meçhul halde yürümeye devam ettiği tartışılıyor, ilgili çevreler ve uzmanlar tarafından. Yapılan yatırımların kara deliğe dönme “ihtimali bile” ağır kaygı yaşatıyor. Maddi yatırımların yani akçeli faturanın ötesinde, beslenen umutların, hayallerin ve inancın göreceği hasarın telafisinin mümkün olamayacağı dile getiriliyor.

…..

Z-Kütüphane uygulamasının başladığı ilk tarihten bugüne kadarki süreçte gelinen aşamaya bakıldığında, nicel anlamda epeyce yol alındığı görülüyor. İlgili web sayfasında (z-kutuphane.meb.gov.tr) yer alan “Z-Kütüphane Haritası”, en az “z-kütüphane” bulunan Kilis’ten (1-5 adet), en çok kütüphanenin kurulduğu İstanbul ve Sivas illerine (121+) kadar bütün şehirlerimize kurulmuş toplam 1837 z-kütüphane olduğunu söylüyor, 23.3.2021 tarihi itibariyle. 

Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine kadar kurulmuş bu kütüphanelerin fotoğraflarına bakıldığında, rengârenk mobilyalar, oturma grupları, bilgisayarlar, akıllı tahtalar ve raflara özenle yerleştirilmiş kitaplarla, ilk anda albenili bir tablo karşılıyor ziyaretçileri. Ne var ki, kütüphane adlı bilgi sistemi, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde ve diğer kütüphane türlerinde de olduğu gibi, ancak çok çeşitli bilgi hizmetleri düzenlendiği ve etkin biçimde sunulduğu zaman gerçek kimliğine kavuşuyor ve anlamını ancak kullanıcılar tarafından yoğun şekilde kullanıldığında bulabiliyor. Bu ise, nicelik ve nitelik olarak yeterli personel ile mümkün. Söz konusu personelin önde gelen grubunun, diğer bir ifadeyle, “kurmay sınıfı”nın üniversitelerde bu alanda en az lisans düzeyinde öğrenim gören kütüphaneciler olduğu gerçeği, gelişmiş ülkelerde onlarca yıldır tartışma götürmez, hatta tartışılmayan bir gerçek.

Klasik isimleriyle “kütüphaneci” ve “arşivci”, daha yeni ve ortak isimleriyle “bilgi ve belge yöneticisi” olan söz konusu uzmanların üniversite düzeyinde eğitim-öğretim görmelerinin tarihi epeyce uzun. Dünyada 1876-77, ülkemizde ise 1954-55 akademik yılında başlayan çok uzun bir geçmişi var kütüphanecilik öğreniminin. Ülkemizde ilk bölüm, Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesi’nde kurulurken; bu bölümü onar yıl arayla, İstanbul Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’ndeki bölümler izliyor.

Bugün biri vakıf üniversitesi olmak üzere, yirmi üniversitemizde BBY bölümü bulunuyor ve on üniversitemizde eğitim-öğretim faaliyetleri başarıyla sürdürülüyor. Kıdemli bölümlerde lisans öğreniminin yanı sıra, yüksek lisans ve doktora öğrenimi de sürüyor. Bu bölümlerden her yıl yüzlerce donanımlı genç bilgi ve belge yöneticisi mezun edilerek, kütüphaneler ve arşivler başta olmak üzere, ülkemizin dört bir yanında farklı üst kurumlara bağlı olarak hizmet veren bilgi ve belge merkezlerinde görev alacak duruma getiriliyor.

Profesyonelliğin, kurumlarının toplam kalitesi ve başarısındaki yerini iyi bilen vakıf üniversiteleri ve özel okullar ile ticari firmalar (şirketler, holdingler, medya kurumları vs.) en nitelikli mezunları insan kaynakları kadrolarına dâhil ederek, donanımlarını güçlendirecek eğitimleri aldırmakta ve bu anlamda onlara yatırım yapmakta tereddüt etmiyorlar. Zira bilginin gücü ve “düzenlenmiş nitelikli bilgi”nin ekonomik değerini çok iyi biliyorlar. Bu anlamda, kaliteli bilginin kaliteli ürüne yani toplam kâra etkilerini de iyi bildiklerinden doğru hamleyi yapmakta geç kalmıyor, çekingen davranmıyorlar.

…..

Ülkemizde başta büyük şehirlerimiz olmak üzere, birçok vakıf üniversitesi ile özel okulda, sunulan başarılı bilgi hizmetleri aracılığıyla bünyesinde yer aldıkları kurumun kalite ve başarı düzeylerine doğrudan ve çok anlamlı katkılar sunan kütüphanelerimiz söz konusu. Elbette bu değerli katkı, BBY bölümlerinde aldıkları nitelikli eğitim sürecinde öğrendikleri uluslararası yöntem ve tekniklerle bilgi kaynaklarını düzenleyerek etkin biçimde kullanıma sunan kütüphaneciler tarafından üretiliyor.

Konumuz olduğu üzere, bu bağlamda ülkemizde birçok özel öğretim kurumunda hizmet veren yüksek nitelikli okul kütüphanelerimiz söz konusu ve bu kütüphanelerdeki yüksek kaliteli bilgi hizmetlerinin üretiminde en büyük pay sahibi, -kuşkusuz- BBY profesyonelleri yani kütüphaneciler.

Devlete bağlı okullarımızdaki kütüphanelere, özellikle ve öncelikle z-kütüphaneler bağlamında bakılacak olursa, “gerçek devrim ne zaman ve nasıl hayata geçecek” sorusu karşılıyor bizi. Aslında yukarıdaki bilgilerin yüzünden okunmasıyla bile cevap çok açık. Mezkûr bilgilerin ruhuna inilerek yapılacak okumalar, bahsedilen özel kurumların başarılarındaki kütüphane katkısını ortaya koyabilecektir. Elbette bunda kütüphanecilerin başarıyla oynadığı etkin rolün altını çizmek gerekmektedir. Zira bu rol, öğrencilerin geleceğe nitelikli “profesyonel adayları” ve sorumluluk bilinci yüksek “aktif vatandaşlar” olarak hazırlanmalarında okul kütüphanelerinin ne denli önemli olduğunu net biçimde görünür kılmaktadır.

Bu noktada önemle belirtilmelidir ki, gerçek bir “okul kütüphaneleri devrimi”nin hayata geçirilebilmesinin temel şartı, çeşitli ölçütler bazında önde olan okullardan başlayarak kütüphanelerde uzman kütüphanecilerin görevlendirilmesidir. Yapılan yatırımların “nitelikli eğitim-öğretim” gibi, yakın ve uzak planda etkisini açıkça gösterecek bir çıktıya dönüşmesinde bu durum önemli oranda rol oynayacaktır.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan “2023 Vizyon Belgesi” kapsamında okul kütüphanesinin -eğitimdeki önemini işaretlemek bir yana- kavram olarak dahi yer almaması, devlet aklının konuya bakışını resmetmesi bağlamında fazlasıyla umut kırıcıdır. Öte yandan, iyi niyetli ve olumlu bir bakış açısıyla söylenecek olursa, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içerisinde bir şaheser olarak Millet Kütüphanesi’ni inşa ettiren güçlü iradenin okul kütüphaneleri konusunda da ileri adımlar atabileceği ihtimal dâhilindedir. Siyaset kurumu içerisindeki bütün aktörlerin bu konuda mutabık kalarak verecekleri güçlü destek, yönetim erkini elinde bulunduranların olumlu karar almasında motive edici bir unsur olacaktır.  

YORUM EKLE

banner26