İnsanlar gördüm, yıl boyunca gözlerini kapayarak kararttıkları dünyayı bir geceliğine havai fişeklerle aydınlatmaya çalışıyorlardı. Kendi kulaklarını tıkayıp başkalarına seslerini duyurmak için çığlıklar atıyorlardı. Seviniyorlardı, fakat neye sevindiklerini, niye sevindiklerini bilmiyorlardı. Topluca geriye doğru sayıyor, sıfıra gelince sondaki rakamın yerine daha büyüğünü koyuyorlardı. Kalabalığın arasından bir şey görebilmek için birbirlerinin üstlerine biniyorlardı. Oysa ortada kendilerinden başka görülebilecek bir şey yoktu.

Aralarından biri başını bir tarafa çevirince diğerleri de topluca o yöne doğru dönüyorlardı.  Daha çok bağırınca daha çok mutlu olacaklarını sanıyorlardı. Çığlıklarının uzunluğu soğuk havada ağızlarından çıkan buharların bulutlar oluşturmasından belli oluyordu.

Kavga ediyorlar, sonra kucaklaşıp öpüşüyorlardı. Bir noktada kavga başlayınca kalabalık dalga olup o yöne doğru akıyordu. Gürültü ile çirkin müzik birbirini bastırmaya çalıştıkça ses kolonları ve hoparlörler böğürürcesine titriyordu. Suni ışıklar gökyüzünü perdeliyordu. Onlar topluca çığlık atarken yıldız gibi kar yağıyordu. Ayakta duramayacak kadar sarhoş olanlar kendilerine destek olan arkadaşlarının üstlerine kusuyorlardı.

Bir ara karşılıklı kavga edenler birleşip tek bir kişiyi dövmeye başladılar. Onlara başkaları da katıldı. Yere düşen gence tekme tokat vuruyorlardı. Fakat çoğu niye vurduklarını bilmiyorlardı, ta ki aralarından biri “Defol git yeni yılımızdan. Senin yerin yok aramızda. Sen git Suriye'de öl” diye bağırınca ya kadar. Bu sesle birlikte tekmeler ve yumruklar kardan daha hızlı inmeye başladı. Yerde çamura bulanmış gencin ağzından ve burnundan akan kanlar yüzündeki çamurları kırmızıya boyamıştı. Bu yüzden ne saçının ne yüzünün gerçek rengi belli değildi. Kalabalığın içinden biri “Suriye'de ölsen daha iyiydi” diye bağırdı. Yerde yatan genç göz kapaklarını hafif kaldırınca gözlerinde havai fişekler parladı. Bayılmadan önce çamura bulanmış ağzından zorla bir cümle döküldü: “Ben Urfalıyım.” Kalabalığın arasından biri “Yalan söylüyor” diye bağırdı, “Yanındaki ile Arapça konuştuğunu duydum.”

Ortalık biraz sakinleşince iki dakika içinde polisler geldi, bir dakika sonra da ambulans… Tüm tedbirler alınmıştı bu gece için, bütün emniyet ve sağlık personeli alarmdaydı. Ambulans yaralıyı alıp meydana açılan tünellere doğru acı çığlıklar atarak uzaklaştı. Ambulansın ışıkları havai fişeklere renk kattı, acı sirenler kalabalığın gürültüsünü coşturdu. Meydana açılan tüneller insan yutuyorlar, insan kusuyorlardı.

Meydanın başka bir ucunda sivil polisler aralarına aldıkları bir genci “pis tacizci” diyerek karga tulumba polis otosuna bindirmeye çalışıyorlardı. Gitmemek için ayak direyen genç: “Amirim vallahi kötü bir niyetim yoktu. Sarhoşum. Kendi kız arkadaşım zannettim kalabalıkta” diye bağırıyordu…

Noel Baba kostümü giydirilmiş bombalar

Gecenin aynı saatlerinde sınır yakınlarında başka bir kalabalık toplanmıştı. Gecenin karanlığını savaş jetlerinin attığı bombalar aydınlatıyordu. Evlerin bacalarına Noel Baba kostümü giydirilmiş bombalar yağıyordu. Evlerden yükselen dumanlar atılan bombaların markalarına göre farklı renklere bürünüyorlardı.

Jetler kıçlarından ateş topları saçarak gökyüzünde daireler çiziyorlardı. Meydanları bebek ağlamaları ve anne çığlıkları inletiyordu. Jet filoları son sortilerini yapıp şehirden uzaklaşırken geride kalan tek uçak havada daireler ve zikzaklar çizip, kıçından çıkardığı alev toplarıyla “2020” yazdı gökyüzüne.

Uçakları gönderenler olup bitenleri ekranlardan izlerken şampanya patlatıp, meze niyetine çocuk çitliyorlardı. Salonu dolduranlar birbirlerinin ayaklarına basa basa, omuzlarına ve kalçalarına çarpa çarpa, müziğin ritmine göre dans ediyorlardı. Hepsi yüzünü bir maskenin arkasına gizlemişti. Kim kimin nesiydi, belli değildi.

Bir ara müzik aniden kesildi. Başlar ve kameralar sahneye döndü. Kürsünün etrafına maskeleri düşmüş, kır saçlı, yarı kel, takım elbiseli, kravatlı, papyonlu, fraklı adamlar toplandı. Tam ortalarındaki göbekli, koca kafalı, pörtlek gözlü olanı mikrofona yaklaşıp “öhö, öhö” diye öksürdü. Sonra yüzünden düşen maskeyi sesine giydirerek: “2020 yılının dünyaya huzur, mutluluk ve barış getirmesini diliyorum. Savaşların olmadığı, çocukların ölmediği, insan kanının petrolden daha değerli olduğu, Adaletin ve adil paylaşımın hâkim olduğu bir dünyada, kardeşçe yaşamak temennisiyle, kadehimi tüm dünyaya ‘Şerefe’ diyerek kaldırıyorum.” dedi.

Bütün uluslararası televizyon kanalları bu görüntüleri canlı verip altyazılar geçerken şehrin kenar mahallesinde oturan bir adam televizyonu kapattı. Gecekondudan meydana doğru koşarak geldi, eliyle kalabalığı yara yara sahneye yaklaştı. Bodyguardları atlatıp sahneye fırladı. Uzun kıvırcık saçlı, çelimsiz DJ’yi eliyle yana itip müziği kapattı. Mikrofonu eline aldı, gür sesiyle bağırmaya başladı:

“Vel asr. İnne’l İnsane le fi husr. İllellezine âmenu ve amilu’s sâlihati ve tevasav bi’l hakkı ve tevasav bi’s sabr.”

Ön taraftaki bir grup bağırmaya başladı: “Arapça konuşuyor bu adam. Galiba Suriyeli. Vurun... Dövün…” Aralarından başka biri: “Vurmayın, adam okuyor.” Önce bodyguardlar, sonra kalabalık adama vurmaya başladı. Ortalık karıştı, iş çığırından çıktı. Polisler yetersiz ve çaresiz kaldı. Emniyet müdürü takviye ekipler istedi, ama yine olmadı.

Ambulanslar sırayla meydana girip çıkmaya başladılar. Şehrin uzak gecekondusundan koşarak gelen başka bir adam sahneye doğru yöneldi. Sahnede insanların ayakları altında bir oyana bir buyana yuvarlanıp duran mikrofonu fark etti. Dizleri üzerine kapanıp başını koruyarak mikrofona yaklaştı. Güç bela da olsa mikrofonu eline almayı başardı. Bütün gücünü toplayıp bağırdı:

“Geçip giden zamana, Ân’a and olsun.

Bütün insanlar (hepiniz) zarardadır.

Sadece iman edip salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç.”

Meydanı önce büyük bir sessizlik kapladı…