Hayatı anlamlı kılan şeylerden bir tanesi de bizi bugünlere taşıyan tarihi, nesilleri, onların bıraktıkları emanetleri muhafaza etmek ve anlamak olmalıdır. En azından ben öyle düşünüyorum. Bu iz'lerin, sürülmesi en anlamlı olanı da kuşkusuz Efendimiz'in bıraktığı emanetler, şahsi eşyalarıdır. Biz elimizdeki ile yetiniriz derseniz Topkapı'da kutsal emanetlerin adresi bellidir. Ancak “ne nereden gelmiş, hangi maksatla burada bulunuyor” türünden sorularınız varsa Talha Uğurluel'in hazırladığı ve Timaş Yayınları'ndan çıkan "Asr-ı Saadet'ten Osmanlı'ya & Sarayın Kutsalları" kitabına bakmanız gerekecek.
Zira yazar kitapta ifade ettiği gibi bir dedektif edasıyla bazen bir ahşap kadem kalıbın izini sürmek için Mısır'a gitmiş, bir aya yakın oralarda kalmış. Tek tek mezarlıkları ve tarihi kubbelerin altını yoklamış ve karşısına tahmin edemeyeceği şeyler çıkmış. Bu sadece kitapta yer alan bir örnek. Yazar o yüzden Topkapı'da yer alan mücevherlere, kumaş parçalarına, bir zarfa sıradan bir nazarla bakmanın yanlış olacağını söylüyor.
I. Ahmet'i rüyada sorgulatan Kadem-i Şerif
Topkapı Sarayı'nda rastladığımız kadem-i şerif kalıplarından birisi Memlük sultanı Kayıtbay'ın türbesinde yer alan kadem-i şerif'ten çıkarılmıştır. Ancak ilginç olan şu an müzede sergilenen kalıp değil, hikayesidir. Talha Uğurluel kitabına bu hikayeyle başlamış. Zaten hikayeye başlamanız, kitabı da bir çırpıda bitireceğinizin işaretlerini verecektir. Memlük Sultanı Kayıtbay, vefatından önce türbesinin şereflenmesi ve ziyaretçilerin de bunu vesile ederek artması düşüncesi ile başucuna konulmak üzere bazı şanslı ailelerden intikal eden kadem-i şeriflerden birisinin sahibi olur. Ve bu kademin kabrinin başucuna konulmasını vasiyet eder.
Kayıtbay'ın vefatından sonra, vasiyet yerine gelir ve adına Kahire'de adı sebilküttab olan bir yapı inşa edilir. Buraya kadar her şey normal seyrindedir. Gün gelir tarihten Memlük devleti silinir gider. Osmanlı'nın da başına genç bir hükümdar geçer. Kitapta geçen kayıtla 14 yaşında, 14. Osmanlı padişahı ve 14 yıl tahtta kalıp vefat eden bu padişah Sultan I. Ahmet'ten başkası değildir. Devrinin en görkemli mabedini inşa edip Ayasofya'nın karşısına Sultan Ahmet Camii'ni diken Sultan I. Ahmet'in, caminin cemaatini artırmak için bulduğu çözüm ilginçtir. Kendisine ulaşan bilgi ile Kayıtbay'ın mezarının başucunda olan Kadem-i Şerif'i caminin görünür bir yerine yerleştirecektir. Dediğini yapar ve getirtir. Camide cemaat sayısı da bir o kadar artar. Ama o gece rüyasında Peygamberimiz'in başkanlık ettiği mahkeme kurulmuş, Kayıtbay, I. Ahmet'i Efendimiz'e şikayet etmektedir.
"Tez o kadem yerine iade oluna!"
Peygamberimiz kesin hükmü verir: Tez o kadem yerine iade oluna! Fazla söze hacet yoktur. Çar naçar kadem yerine iade olur ama Sultan Ahmet kadem'den bir kalıp daha çıkartır. Çıkarılan kademin yerine ise damarlı mermer levha koydurur. O kadem elden ele, tarih içerisinde Topkapı Sarayı'na intikal eder. Talha Uğurluel, kademin izini sürerken evvela Mısır'a gider, Kahire'de güney mezarlığında medfun bulunan Kayıtbay'ın mezarını tespit eder. Ama bu sanıldığı kadar kolay olmamış. Zira çevrede hiç kimse bu mezar yerini tarif edemez, çünkü bilmiyorlardır. Kayıtbay'ın mezarına ulaşılır. Bir kadem ararken ikinci bir kadem daha çıkar ki o da Hz. İbrahim'e nisbet edilir. Daha pek çok şaşırtan ayrıntı yine kitapta anlatılmaya devam ediyor.
Kitapta ayrıca pek çok eserin izini sürmeniz mümkün. Efendimiz'in dudağının değdiği tas, Fahrettin Paşa'nın Medine günleri ve emanetlere gösterdiği hassasiyet, Kevkeb-i Dürri elmasının hikayesi ve diğer kutlu eserler...
Tamamı fotoğraflar eşliğinde ve belgesel tadında hem ürpererek hem de heyecanla okuyacağınız eser, yakın zamanda raflarda yerini aldı. Kutlu emanetlerin izinde yolculuk sizleri bekliyor.
Kâmil Büyüker, "Sarayın Kutsalları"nı okudu ve tavsiye etti