banner17

Modern çağın vicdanı Kafka

Kafka yaşamıyla olduğu kadar eserleriyle de ilgi çeken bir yazardır. Hukuk mezunu bir kalem olarak Dava, Şato, Dönüşüm, Bir Köpeğin Araştırmaları gibi eserleri yazar. İnsanın önce vicdanını bulması ve insanca yaşaması gerektiğini savunur. Sevra Fırıncıoğulları’nın Modern Çağın Vicdanı ve Kafka kitabını Recep Şükrü Güngör yazdı.

Modern çağın vicdanı Kafka

İnsan bu hayatta gerçekten yaşamış olmak istiyorsa kendi insanlık mirasına, onuruna değer vermeli ve kendini sevmelidir. Kendi bencilliğinden kurtularak başkaları için de var olmasını bilmelidir. Bireyciliğin son haddine ulaştığı zamanımızda insanın kurtuluşu kendi benini tanıması, saygı duyması ve sahip olmasına bağlıdır. Çalıştığı kurumun, patronun, genel müdürün kölesi olarak yaşamaya devam eden ve bunu kanıksayan insanlar insanlığı kölelikler kurtaramayacaktır. Adalet duygusu önce insanın kendi kendine oluşturması gereken bir duygudur. Görünüşte hür yaşayan ama çağın ihtiyaçlarının kölesi olan insanlar özgürlüğü sadece bir sözcük olarak bilecekler ama gerçekte özgür olamayacaklardır. Kafka romanlarının hemen hepsinde insan vicdanının özgürlük mücadelesini ele almış ve bunun çabasını gütmüştür. Sevra Fırıncıoğulları, Modern Çağın Vicdanı ve Kafka kitabında konuyu sosyal bilimler açısından ele alıyor ve sosyal hayatın nasıl düzeltileceğini Kafka üzerinden kötü örnekleri göstererek ortaya koyuyor.

Max Brod ve Kafka

Kafka, arkadaşı Max Brod’a bir vasiyette bulunur. Öldüğü zaman eserlerinin hepsini yakmasını ister. 1924’te veremden ölen Kafka’nın eserlerini yakın arkadaşı Max Brod yakmaz ve yayıncıya verir. Onun bu davranışı sayesinde bugün Kafka’nın eserlerini okuyabilmekteyiz.

Max Brod’a göre Kafka’nın en büyük derdi insanın gerçekten insan olmasıdır. İnsan gerçekten var olduğunda tam bir insan olur. Var olmak ise yabancılaşmış kimliğinden sıyrılıp gerçekten olmakla mümkündür.

Kafka’ya göre insanın en büyük sorunu doğadan, akıldan ve kalpten uzaklaşmasıdır. Bugün insan sadece aklıyla hareket ettiğinde doğru olanı yaptığına inanan bir varlık haline gelmiştir.

İnsan kendi türü üzerinde atom denemesi yapacak kadar vicdanından kopmuştur. Dünyayı onlarca defa yok edebilecek silahlar yapılmıştır. Sevginin değil sadece akılcılığa bağlı bir düzenlemenin yaratacağı tehlike kendini göstermiştir.

Umutsuzluğu yaratan insandır; ancak umut yine insanın kendisidir.

Max Brod’a göre Kafka’nın eserlerindeki donukluk ve kasvet modern çağın insanının halini tasvir etmek içindir. Sevgi bu çağda ihtiyaç hissedilen en insanca şeydir. Sevgi sorumluluk yükler. Ama çağımız insanı sorumluluktan kaçmaktadır. Sorumluluk hissetmeyen, sevmeyi beceremeyen insan için yok oluş ve çürüme kaçınılmazdır. Dava’da kendinden kaçan ve sorumluluk üstlenmeyen insanı ele almıştır. Şato’da bürokratik hiyerarşi eleştirilmiştir. İnsanı değil görevi önemseyen yapı eleştirilmiştir. İnsan, koltuğa, makama, unvana içindeki insanlık itibarından daha fazla değer vermeye seçtiği sürece kendi ördüğü zincirler içinde yaşamaya devam edecektir.

Max Brod’a göre Kafka ince ruhlu, sevgi arayışında olan ve hassas bir kalbe sahip biridir. Zayıf bedenine, acı çeken yapısına, karamsarlığına rağmen umudunu yitirmemiştir.

Kafka ve babası

Kafka’nın babasıyla yaşadığı sorunlar eserlerine yansımıştır. Öfkeli, otoriter, çelişkili, değişken, sevgisiz bir babası vardır. Hem çok güçlü, hem ulaşılmaz, hem de adaletsiz ve hoyrat bir baba örneği sunulur Kafka’nın eserlerinde. Çünkü gerçek hayatında babasıyla sürekli sorun yaşamıştır. Ailesi tarafından sevilmemiştir. Zayıf oluşu ve çok iyi kariyer sahibi olmayışı onu babasının gözünde bir böcek kadar küçültmüştür. Her şeyini adadığı kız kardeşi bile kendini sevmemektedir.

Babaya Mektuplar eserinde babasının kendisini nasıl gördüğünü anlatır. Babası karşısında sürekli acı çekmekte ve onun tarafından küçümsenmektedir. Dönüşüm romanında oğluna yabancılaşmış, otoriter ve hesaplı babasının izleri görülmektedir. Babasına karşı Kafka her zaman korku ve eksiklik hissi içinde yaşamıştır. Daha çocukken bile babası ona sert davranmış ve bu tutum onda önemsizlik, eksiklik, korkaklık duyguları doğurmuştur. Bunun yanında çelişkili tutumları, insanları küçümseyişi ve bunu ifade edişi Kafka’yı sarsmıştır.

Milana ile Kafka

Kafka, 1919’da Prag’ta bir kafede Milena ile tesadüfen karşılaşır. Bu sırada Kafka otuz altı, Milena yirmi üç yaşındadır. Milena evli, Kafka nişanlıdır. Birkaç defa görüşebildiği Milena ile mektupları edebiyata mektup türünün en güzel örneklerini sunmuştur. Kafka’yı Milena’ya yönlendiren duygu ailede görmediği yakınlık, sevgi ve saygıdır.

Milena ile mektuplaşmalarında çeşitli konulara değinir. Bunlardan biri Milena’nın Yahudilere karşı düşünceleridir. Yahudi halkının güvensizliğinin sebeplerini anlatır. Yahudilerin sadece ellerinde tuttuklarına, hatta dişleriyle çiğnediklerine sahip olduklarına inandıklarını dile getirir.

Milena’nın cevaplarında aşkı, sevgiyi, sıcaklığı görür Kafka. Onunla yazışmaları hem aşk bakımından hem de bir kaçış ve sığınış bakımından ele alınmalıdır.

Kafka ve yabancılaşma

Yabancılaşma bir kayıtsızlık durumudur. İnsan kendisine ve dış dünyayla kurduğu ilişkide başlayan kopuş yabancılaşmadır. Kopuş, insanın beniyle başlar daha sonra yaşadığı evrene yansır ve böylece insan doğaya, topluma yabancılaşır.

Kafka bu yabancılaşmayı eserlerinde derin izlerle anlatır. Bürokrasi eleştirisi ile aile ilişkilerindeki çürümelerle ele alır. İnsan önce kendinden kaçar ve bu durum onu sevgisiz, hoyrat biri haline getirir.

Kafka’ya göre çağımız insanı vicdanını yitirmiştir. Zira modern çağ insanı onursuz yaşamayı seçmiş, sorumluktan kaçınmış, değerlerini kaybetmiş, diğerine karşı kendini sorumlu hissetmemiş, hoyrat ve yıkıcı bir hal almıştır.

“Başkasının acısı benim acımdır” diyebilen insanlar daha yardımsever ve diğerkâm olurlar.  Modern çağ insanı vicdanı ile yüzleşmekten kaçınmaktadır. Kendine kaçarak, boş güç gösterilene sığınarak kendi güçsüzlüğünü dengelemeye çalışmaktadır. Bunu yaptıkça eşitsizliği ve durmadan şikâyet ettiği adaletsizliği kendi eliyle inşa etmektedir.

Ahlaki gerilik de insanı sorumluluk bilincinden uzaklaştırmaktadır. Yabancılaşmanın en etkili sebeplerinden biri de insanın ahlaki davranışlarını yitirmesidir. Saygınlık kazanma, mal mülk edinme çabası modern dönem insanını ahlaktan uzaklaştırmış, bencilleştirmiştir. Otorite, unvan ve hırs modern dönem insanını esir almıştır. İnsan hür yaşadığını sanmakta ama arzularının esiri olarak yaşamaktadır.

İnsanlık davası ve kurtuluş çaresi

Kafka’nın davası insanlık davasıdır. İnsanlık kendi davası ile yüzleşmek zorundadır. Kendi kurduğu adaletsiz düzeni kendi özüne dönerek düzeltmeli ve insanlık onuruna yakışır duruma getirmelidir. Bunu yapmazsa onursuzca yaşayacak ve yok olup gitmeye mahkûm olacaktır. Dava romanında onursuz yaşamayı seçtiği için K, rezil bir hayat sürer ve rezil bir şekilde ölür.

İnsan çıkarcı ilişkilerle değersiz döngüyü sürdürdüğü sürece yok olup gidecektir. Kendi eliyle kurduğu bu değersiz döngü sonunda kendini yok edecektir. Aile ilişkilerinde dahi çıkar düşünmeye başlayan insanlık böcek gibi yaşamaya başlamıştır. Bir süre sonra aslında hiç yaşamadığını fark edecektir.

Şato’da otorite karşısında sinen, itaat eden, çıkar ilişkilerinden başka davranış geliştiremeyen, hiyerarşiye göre yaşam geliştiren onursuz insan anlatılır. Büro kâğıtları içinde tutuklu bir hayat yaşayan insan bir mahkûmdan farklı değildir.

Bir Köpeğin Araştırmaları kitabında köpek karakteri üzerinden modern çağ insanını sorgular. Köpekler arasından insanlar arasında gelip yaşayan ve bir süre sonra köpeklerle yaşamayı özleyen köpeğin ağzından insanlarda başlayan sevgisizlik, hilekârlık, yabancılaşma, umutsuzluk anlatılır. İnsan kendi özüne dönmeli ve vicdanının sesini dinlemelidir. Köpek bile insanlar arasında yaşayamaz hale gelir ve köpekler dünyasını özler.

Kafka, insandan umudunu yitirmez; insan var olduğu sürece umut da olacaktır.

Sevra Fırıncıoğulları’nın Modern Çağın Vicdanı ve Kafka kitabında Kafka’nın Dava, Şato, Dönüşüm ve Bir Köpeğin Araştırmaları isimli romanlarını tahlil ederek modern çağ insanının nasıl kurtarılacağını araştırmıştır. İnsan içsel bir kopuş yaşamıştır. Vicdanını yitirmiştir.  Adalet duygusunu kaybetmiştir. Başkası için var olma düşüncesinden uzaklaşmıştır. Dava yaşamın kendisidir ve insan insanlık davasının peşine düşerek bencillikten, vicdansızlıktan, adaletsizlikten kurtulacaktır.

Sevra Fırıncıoğulları, Modern Çağın Vicdanı ve Kafka, Ferfir Yayınları.

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2018, 00:50
YORUM EKLE
banner8

banner20