Uzaklarda akrabalarım var. Biliyorum. Kavruk yüzleri, yanık yürekleri ve binlerce yıl önce Adem'e ev sahipliği yapmış olmanın erinciyle, orada, Hint Denizi'nin kenarında duruyorlar. Muson yağmurlarından bize düşen, onların seslerini dinlemek ve özlemek kardeşçe.

“Işık doğudan gelir” ifadesinin ilkin Tevrat'ta kullanıldığı söylene gelmiştir. El-hak, doğrudur. Lakin “ışığı” aramayanlar Doğu'yu merak dahi etmezler.

Oskar ödülleriyle Bolivit Holivita 8 aparkat attı. Bu sanki biraz da Galatasaray'ın UEFA Kupasını kazanmasına benziyordu “Doğu Halkları” nezdinde. Doğrudur. Yenilmişliğimizi, sömürülmüşlüğümüzü, kültürel erezyonlarla yıpranmışlığımızın acısını gollerimizle ve oskar heykelciklerimizle bir nebze olsun unutuyor; “küstah ve gelişmiş” ırklara hiç olmazsa manalı manalı gülebiliyorduk. Oscar'ı, Nobel'i ya da UEFA'yı eleştirmeyeceğim. Bu yazıda A.R. Rahman abimiz hakkında iki kelam edeceğim, o kadar!

Oğuz Haksever'in “O An” başlığıyla verdiği foto-videoların müziğinin ve Milyoner film müziğinin sahibi olarak daha yaygın bir alanda tanınmaya başladı A.R.Rahman.

Bir rivayete göre “ihtida” etmiş olan Müslümanlardan. Hint asıllı. Oysa, ben onu bildim bileli Müslüman olduğundan, evvelini ahirini hiç karıştırmadım. Zira, Oskar töreni sırasında da “kim” olduğunu gayet net bir şekilde anlattı. O, Hindistan'ın bağrından kopmuş,(Rawi Shankar gibi, Raj Kapor gibi) dünyanın en iyi stüdyolarında ve en meşhur aktörleriyle çalışmış; ama “köklerini” unutmamış bir Doğuludur.

Yabancıların yanında utanmayı, tanışlarının yanındaysa kibirlenmemeyi bilen bir ruhtur. Ödülü aldığında “evlendiği günkü heyecanı ve ödülü aldığı andaki ruh halini karşılaştırması” ardından da koşarak sahneden gitmesi… Utanmayı bilen sanatçı, iyidir!

Müziğinde Kavvali ezgiler olmakla birlikte, Hint ezgileri, sitar ve batı kaynaklı keman'ı çok iyi harmanlamıştır. Bir bakarsınız “Zikr” parçasında kendinizi kubbesi gökyüzü olan bir dergâhta sema'ya kalmış hisseder, bir bakarsınız bir çocuk şarkısıyla Hint Mitolojisine, ermişler bahçesine doğru koşarsınız. Ya da keman ağırlıklı parçalarında ağlamamak için kendinizi zor tutarsınız.

Rahman, münbit bir müzisyendir. Bu münbitliği keşfedenler, özellikle film müzikleri yapmaları için bastırmışlardır. İçerideki Adam, Milyoner, Elizabeth, Jodhaa Akbar  seyrettiğim filmler arasında. Müzikleri filmin konusuyla güzel bir ahenk yakalamış. Paint it Yellow'u seyretmediğim için bir şey söyleyemeyeceğim. Muson Düğünü'nde de bir şarkısı kullanılmıştı. Dizi müzikleri de yapan Rahman için Nusret Fatih Ali Han'ın el verdiği müzisyendir, diyenler de var. Ne derece doğru bilmiyorum ama şurası bir gerçek ki Rahman, geniş bir atlasta yol alıyor. Bu yolculukta bir aile geleneği olarak yaşatılan Kavvali müziğinden- ki Kavvaliler naat, mersiye, tevhid, muhammediye, medhiye, bahariye benzeri türlerde nefesler okurlar- epey etkilendiği açık. Jodhaa Akbar filminde Mevlevilerin semaı sırasındaki zikri dinlerseniz eğer ne demek istediğim daha iyi anlaşılır kanaatindeyim.

A.R. Rahman “müstekbirler”e bir gol mü attı? O golun pasını “gevurlar” bile bile mi verdiler? “Batı” artık sağlam eser üretemediğinden mi Doğululara ve muhaliflere (Sean Pean) ödül veriyor? diye kara kara düşünmeye gerek yok! Zira, Doğu'da medeniyet binlerce yıldır vardı. Hatta medeniyetler vardı. Uykuya dalmış medeniyetler. Bazen sayıklamaları bile Oskar, Nobel alacak kadar kıymetli olan medeniyetlerin uykusu. Umarız, A.R. Rahman en güzel ödülü alacak çalışmalara imza atmaya devam eder.

A.R. Rahman'ı tanımak ve müziğinden seçki dinlemek için:

http://www.arrahman.com/v2/