Hatırlayacak olan var mıdır bilemiyorum. 90'lı yıllarda müzik kasetleri çıkartan Giz Ajans isimli bir yapım şirketi vardı. Benim hatırlayabildiğim kadarı ile bugüne kalabilen bir iki çalışmanın dışında kayda değer nitelikte bir elin parmaklarını geçmeyen şeylerdi bunlar. Ama Giz'den çıkan ve sonrasında da aynı müzikal kaliteyi devam ettiren önemli bir isim benim her zaman ilgimi çekmiştir : Bestami Korkmaz.

 

Bu bahsettiğim ve 1995 yılında çıkan ilk kaset Derdin Dermandır ismini taşıyordu. Kapak bağlama çalarken çekilmiş, üzerinde siyah pardösü bulunan, koyu gür saçlarına ışık düşmüş bir fotoğraftan oluşuyordu. Kasette yer alan bütün besteler Bestami Korkmaz'a aitti ve Mustafa İslamoğlu, Abdurrahim Karakoç, Ahmet Mercan gibi isimlerin şiirlerine yapılmış türkü formuna eklemlenebilen duygulu çalışmalar vardı.

 

Şarkıları okurken her kelimeye olan hakimiyeti, vurgusu, tonlaması karşımda işini iyi yapan bambaşka birisi olduğu düşüncesine sevketti beni. O günlerden dilimde kalan “Sultanım” isimli eserin kalitesinde bence çok nadir eser vardır desem abartmış olur muyum bilemiyor ama insanı paramparça eden yakıcı bir şarkıydı ve Bestami Korkmaz dilinin çok daha derinlerinden gelen bir nefes ile çoğaltıyordu şarkısını.

 

Kasetin altyapısında bağlamaları da kendisi çalmış ve hatta ud ve gitar kayıtlarına da o girmişti. O kaseti dinleyen var ise kesinlikle apayrı bir bağlama çalma tarzı ile karşı karşıya kalacaklardır. Ben o günden sonra nerede böyle bir bağlama çalma şekli duysam “bu Bestami Korkmaz”dır diyebilecek kadar özümsemiştim bu tınısal farklılığı.

Sanırım o vakitler Anadolu'nun bir yerinde müzik öğretmenliği yapıyordu.

90'ların sonuna doğru Ankara Demetevler'de bulunan Demet Kültür Merkezinde (sanıyorum adı böyle idi) O'nunla aynı  sahneyi paylaştık. Ve hatta bana oracıkta bağlama için birkaç pozisyon göstermişti kullanabilmem için.

 

Ben Bestami ağabeyi sevdim. Kendisini görmeden evvel o ilk kasetinde dinlediğim bestelerinin samimiyeti bana kendisi ile ilgili güzel hisler beslememe vesile oldu. Bu hislerimde hiç yanılmadım çok şükür. Başka müzisyenlerde de bunu tecrübe ettim.

 Eserin üretmiş olduğu bir frekans var ve bu frekans bence mutlak bir enerji taşıyor ve bu enerji üreticinin içinde bulunduğu hâl ile mutlak ortaklıklara sahip. Sesin böyle bir etkisi mevcut. Bu hususta birçok makaleler okudum. Halen salt bu konu üzerine yapılan araştırmalar mevcut.

 

Neyse.. ben Betami ağabeyi o günden beri severek dinledim. Her eserinde o bahsettiğim, kalbinden frekansla gelen samimi hislerini kendi kalbime doğru akıttım. Kalbim huzur ve samimiyet ile doldu.

 

Ankara Demetevler'deki o konser evvelinde Mesut Çakmak ve Bestami abi ile şimdi hatırlayamadığım bir yerde (muhtemelen Radyo Umut olabilir) uzun uzun sohbet etmiştik.

 

Bestami Korkmaz bir süre albüm yapmadı. Anadolu'dan İstanbul'a geçti.

O sırada Divan Müzik isimli bir yapım şirketi kurulmuştu. Çalışmalarını takip ettiğim bu şirketten Bestami abinin çok önemli bir albümü çıktı birden bire. Adı : Sözden Öte.

 

Müthiş bir altyapı ve orkestrasyon zenginliği.. Tam Bestami abinin nitelikli duruşuna yaraşır bir çalışmaydı bu albüm.

Şunu söylemek gerekli ki her zaman bütün veriler bir araya gelemiyor. Bazen iyi bir yapımcı firma bulmakta güçlük çekiliyor, bazen iyi bir aranjör bulmakta, bazen de bütün bunları besleyecek finansman hususunda sıkıntılar oluyor. Siz ne kadar önemli bir iş yaparsanız yapın, Allah nasip etmiyor bazen bazı şeyleri. Yine ki kuşkusuz her şeyin bir hayrı vardır mutlak. Bazı şeylerin nasip olmaması da hayır iledir.

 

İki eserin dışında yine bütün besteler kendisine aitti bu albümde de. Yine Mehmet Aycı, Abdurrahim Karakoç, Serdar Tuncer, Karacaoğlan gibi isimlerin şiirlerine yapılmış ve şiirsel tadı her zaman taşımış eserlerdi dinlediğim. Abartıdan uzak, her şeyin yerli yerinde kullanıldığı, Saim Perker gibi önemli bir yaylı grubunun şarkıları sessiz bir denizin üzerinde gezdirdiği müthiş güzellikte bir çalışmadır Sözden Öte.

 

Bestami Korkmaz'ın 2006 yılında yeni bir çalışması daha çıktı Medyaofis isimli bir yapım şirketinden. Ay Düştü-Leylican ismini taşıyan bu yeni çalışma ne yazık ki dağıtım sorunları vs türü belki benim tam bilemediğim başkaca gerekçeler yüzünden pek günyüzüne çıkamadı ve karşılığını bulamadı. Hatta o sıralar bir klip de çekilmiş ve çok izlenen bir müzik kanalında bir gece aniden karşıma yıllar ötesinden kopup gelen bir fotoğraf gibi Bestami abi çıkmıştı.

 

Bestami Korkmaz, Mesut Çakmak, Mustafa Uysal gibi bir elin parmakları kadar az olup, işini iyi yapan müzisyenler kuşkusuz çok daha iyi şeyleri ve yerleri hak ediyorlar. Yaptıkları eser niteliği ve duruşları bağlamında ahlaklı bir yerden konuşuyorlar. Ne insanların dini duygularını sömürüyorlar ne de başkaca sömürü alanlarına sevk ediyorlar. Ahlak ve kalitenin bir arada bulunabildiği kaç sanatçı sayabilirsiniz ki bugün.

 

Sanki etrafımızda böyle bir müzisyen yaşamıyor gibi yaşıyoruz. Hayata nice önemli ve göğsümüzü kabartacak eserler bırakabilecek -ve bırakan-  niteliği sahip böyle sanatçılar belki kaç kez yenildiğini, kaybettiğini düşünerek geriye çekiliyor. Oysa bu isimlerin küserek müziği bıraktıklarını düşündüğümüzde ortada derin bir boşluk doğacaktır. Yüzümüzü ağartacak ve takdim edebileceğimiz yerli duyarlılığa sahip yazar, şair, müzisyen, yönetmen vs. kim var ise onların yerlerini terk etmemeleri için yer'i sağlamlaştırmamız gerekiyor.

 

Bestami Korkmaz ortaya koyduğu üç önemli çalışma ile adından itibarlı bir şekilde bahsedilen, üniversite düzeyinde müziğin teorik ve pratik eğitimini almış, duygu dünyamızı sarıp sarmalayan nice unutulmaz şarkılara imza atmış saygın bir isim olarak bestelerini çoğaltmak ve aramızdan çekilmemek zorundadır. Ama bütün bunlar için önemli şeylerin kıymetini bilen ve takdir eden dinleyicilerin de duyarlılıklarını diri tutmaları lazım.