Eğitim konusundaki başarısızlığımız yöneticisinden yönetilenine, eğitimcisinden öğrencisine kadar birçok kimse tarafından sürekli dile getirilir. Eksik bulma ve eleştirme konusunda cesur ve mahir bir toplum olmamıza rağmen çözüm ve alternatif sunma konusunda aciz bir toplumuz. Osmanlı'nın son dönemlerinden beri bu alandaki eksiklerimizi hep dışarıdan kopyalama yöntemlerle gidermeye çalışmışız.

Sürekli değişen bakanlar, müfredatlar, kitaplar, sınavlar da çözüm olmaktan çok uzak. Çünkü okul ve sınıf ortamları, müfredatlar, kitaplar insani değil. Yani çocukların ve gençlerin fıtratına uygun değil. Ders içerikleri hayatın gerçeklerine uymuyor. Öğrencileri dört duvar arasında 8 saat zorunlu olarak tutup ilgi alanlarına girmeyen, gelecekte de hiç lazım olmayacak bilgileri sadece ‘sınavda çıkar’ dayatmasıyla zorunlu dinlemeye tabi tutmak hem öğrenci hem de öğretmen için bir işkenceye dönüşüyor.

Devlet adamlarının ve bürokratların katıldıkları toplantılar ekranlara yansıdığında hiç dikkatlice izlediniz mi? Uyuyanlar, uyuklayanlar, somurtanlar, telefonları ile oynayanlar… Kimse halinden memnun değil. Belki de birçoğu oraya zorunlu bir görev olarak katılmışlar. Devlet büyüklerimizin gözlerinin önündeki bu tablodan yola çıkarak dinlemenin ve dinletmenin zor bir iş olduğunu anlaması ve eğitim için daha insani çözümler üretmeleri gerekmez mi?

Çok zor değil. Mesela ilkokuldan sonra eğitim zorunlu olmaktan çıkarılarak işe başlanabilir. Zorunlu derslerin tamamı seçmeli dersler haline getirilebilir. Böylece öğrenci gitmek istediği fakültede kendisine lazım olacak dersleri tercih etmiş olur. Okullarda öğrencilere her şeyden biraz bir şey öğretelim derken hiçbir şey öğretemiyoruz. İlkokuldan üniversiteye kadar zorunlu yabancı dil dersi alan öğrenciler hiçbir dil becerisi gelişmeden mezun oluyorlar. Fakat yabancı dile biraz ilgisi olanlar sadece sevdikleri filmleri yabancı dilde izleyerek bile bir yılda yabancı dil öğrenebiliyorlar. Diğer dersler de bundan farklı değil. Demek ki çözüm neymiş? Talebenin talep etmesi meselesi.

Neler yapılmalı?

Okullarımızı yarı açık cezaevleri / toplama merkezleri olmaktan çıkarmalı, yeteneklerin yontulduğu mekânlar olmaktan kurtarmalıyız. Batıdan aktarma süslü ve havalı kelimelerle / cümlelerle eğitim sistemi düzelmiyor maalesef.

Kanaatimce eğitim konusunda sormamız gereken en önemli sorular şunlar:

1. Eğitim sistemimizin temel özelliği nedir?

2. Bizim eğitim sistemimiz aslında ne değildir?

3. Eğitim sistemimizde en temel eksiklik nedir?

Cevaplarına gelince: 1. Zorunlu, zorlayıcı, dayatmacı. 2. İnsani değil. Hayatın gerçeklerine uygun değil. 3. Hikmet.

Hikmet kavramına birçok farklı anlam veriliyor: İlim, akıl, irade, Kur'an, kitap, temyiz kabiliyeti, Salim akıl ve sahih ilim ile muhakeme yeteneği, bilgiyi yerli yerinde kullanmak… Eğitim sistemimizin hayatın gerçeklerine ve yaratılışımıza uygun olarak düzenlenebilmesi için yaratıcının emirlerini ve tavsiyelerini dikkate almak durumundayız. Çünkü yarattığını en iyi bilen O.

Ne demek istediğimi daha açık hale getirmek, somut olarak örneklendirmek ve önerilerde bulunmak için Lokman Suresine dikkat çekmek isterim. Çünkü eğitim anlayışımızdaki temel eksiğimiz olan, ‘müminin yitik malı’ hikmet hakkında dikkat çekici ayetler var bu surede. Hatta hikmet sahibi bir babanın evladına tavsiyeleri üzerinden temel bir müfredat biçimi de öneriliyor.

Daha surenin başında “Bunlar hikmetli kitabın ayetleridir” buyuruluyor. 9. ayette ise “Allah aziz ve hakîm (Hikmet sahibi) olarak nitelendiriyor kendisini. 12. ayette ise “Lokman’a hikmet verdik” buyuruluyor.

Hz. Lokman (as)’dan nasihatler

Bu üç noktaya tekrar dikkat çekmek isterim ki hakîm olan Allah, hikmetli kitabının ayetleri ile hekîm olan Lokman Aleyhisselam'a evladını hikmet üzere yetiştirmeyi öğretiyor. Kendisine hikmetli ayetler verilen Lokman’dan öncelikle şükretmesi isteniyor. Bu noktadan sonra Lokman Aleyhisselamın dilinden eğitime dair evrensel dersler veriliyor ki aslında insani bir eğitim müfredatının temelleri atılıyor.

1.Lokman (as) oğluna vaaz ediyor. Vaaz nasihat, hatırlatma gibi anlamlara gelir. (Her ne kadar günümüzde yanlış uygulamalar yüzünden yıpratılmış bir kavram olsa da vaaz insani bir öğretim biçimidir. İnsan adı üzerinde unutan bir varlıktır ve hatırlatılmaya muhtaçtır. Hatırlatma, öğretme iddiasına göre daha sıcak bir usul ve kavramdır.)

2. Lokman (as) ‘oğlum’ yerine “Ey oğulcuğum” diye söze başlayarak daha baştan muhatabına değer verdiğini, sevdiğini hissettiriyor. Muhatabımıza nasıl hitap edeceğimizi öğretiyor. Biz buna şefkat dili diyoruz.

3. “Allah'a şirk koşma. Çünkü şirk büyük bir zulümdür.” diyerek öncelikle insan ile yaratıcı Allah arasındaki ilişkinin sağlıklı kurulmasını tavsiye ediyor. İnsanın insanla, insanın evrenle ilişkisinin doğru kurulabilmesi için öncelikle Allah ile insan arasındaki ilişkinin sahih olması gerekir. Zulüm kavramına dikkat çekerek her şeyin yerli yerine konmasını tavsiye ediyor.

4. “Biz insana anne babasını tavsiye ettik” buyurarak Allah'tan sonra insan üzerinde en çok hakkı bulunan anne-baba evlat ilişkisine dikkat çekiyor ve sorumluluklarımızı hatırlatıyor.

5. “Bana şirk koşman için uğraşırlarsa onlara itaat etme” buyurarak insana denge ve ölçü kazandırıyor. Anne-babaya itaatin nerede başlayıp nerede biteceğini öğretiyor. İnsan neye evet, neye hayır diyeceğini öğrenmiş oluyor böylece.

6. “Yaptığın şey bir halde hardal tanesi büyüklüğünde bile olsa, bir kayanın içinde, yerin ve göğün derinliklerinde bile olsa gelir seni bulur.” buyurarak insana otokontrol öğretiyor. Yani hiçbir şey gizli kalmaz. Her şeyi gören, bilen, kaydeden ve hesap soracak olan bir Allah var. 

7. Buraya kadar insanın inanç dünyasına ve iç âlemine çekidüzen verip temel ilişkileri sağlıklı düzenlendikten sonra insanın gidişatını istikamet üzere ve istikrarlı kılmak için gerekli olan temel amelleri tavsiye ediyor. “Evladım, namazı hakkıyla kıl, iyiliği yay, kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir.”

8. İnançları ibadetle desteklenen insana güzel ahlakı tavsiye ediyor. Bu aşamada insana tevazu sahibi olmayı öğretip kibirden sakındırıyor. “Kibirli davranarak insanlara yüzünü dönme, yeryüzünde çalımlı çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”  

9. Yürüyüş şeklinden konuşma şekline varıncaya kadar güzel şeyler tavsiye ediyor. “Yürürken ölçülü, mûtedil yürü! Konuşurken sesini ayarla, bağırarak konuşma! Unutma ki seslerin en çirkini, avazı çıktığınca bağıran eşeklerin sesidir.”

Lokman suresinde insani bir eğitim müfredatının temeli atıldığını belirtmiştim. Bu hakîm olan Allah'ın hikmetli ayetleriyle ve hikmetli bir baba/eğitimci eliyle insan eğitimin nasıl olacağını göstermesidir.

Sonuç olarak; vahye yani hikmete dayalı sahih bir bilgiyle, muhatabına değer veren bir şefkat diliyle, her hak sahibine hakkını veren; Allah,  aile, insan ve varlıkla ilişkisi sağlıklı, ibadetlerinde istikrarlı, iyiliğin yanında yer alıp kötülüğe savaş açan, sabrı kuşanmış, sözüyle ve yürüyüşüyle bile güzel ahlakı yansıtacak sâlih bireyler yetiştirebilmek ve temel bir eğitim anlayışını inşa edebilmek için Lokman Suresinden alacağımız dersler var.