Orta Doğu olarak tabir edilen bölge, tarihten bu yana dünyanın büyük devletlerinin ilgisini çekmiş her daim. Verimli araziler ve oldukça zengin su kaynakları, modern zamanlarda keşfedilen petrol yönünden de zenginliğinin anlaşılması, bu bölgeye olan ilgiyi daha bir artırmış. Dünya siyasetinin şekillenmesinde petrol mühim rol oynamış. Birinci Dünya Savaşına kadar Osmanlı Devleti sınırları içinde yer alan Bağdat-Musul petrollerine büyük devletlerin ilgisi Sultan İkinci Abdülhamid döneminde artmaya başlamış.
2014 yılında Timaş Yayınları tarafından yeniden yayınlanan, Prof. Dr. Arzu Terzi’nin Bağdat-Musul’da Abdülhamid’in Mirası Petrol ve Arazi isimli çalışmasında, Sultan İkinci Abdülhamid’in, petrolün çıkarılması ve işletilmesi imtiyazı ile petrol yataklarının içinde bulunduğu arazinin, padişahın şahsi mülkü haline getirmesi hususu inceleniyor. Terzi’ye göre, bölgedeki büyük mücadelenin önemli bir kısmı petrol için yapılmakla beraber, geçmiş asırlardan bu yana verimli toprakların, Fırat ve Dicle nehirlerinin sulamada ve taşımacılıkta oynadığı rolün bu mücadeleye etkileri büyüktür. Yabancı devletlerin, bölgeyi, özellikle petrolü ele geçirmek için verdikleri mücadele ve çıkar çatışmalarına karşı Osmanlı’nın tutumu, bölgedeki padişah arazilerinin miktarı, idaresi, bölge petrol yataklarının özellikleri ve işletilmesiyle ilgili olarak Osmanlı’nın verdiği mücadele, bu kitabın konusunu oluşturmaktadır. Bağdat-Musul bölgesinde padişah mülkü haline getirilen arazilerle ilgili bir çalışmanın yapılmamış olması, mevcut çalışmalarda da bu konuyla ilgili çok az bilginin yer alması, konunun sadece Batılı kaynaklarca tek taraflı anlatımı, böyle bir çalışmanın yapılmasını zaruret haline getirmiş.
Yabancıların eline geçmesin diye devlet malları padişah mülkü haline getirilir
19. yüzyıl Osmanlı Devletinin, devrin büyük devletleri tarafından parçalanması planlarının yapılarak uygulamaya konduğu bir dönemdir. Bu dönemde Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan çeşitli etnik unsurlar kışkırtılmış, isyan ve ayaklanmalar teşvik edilmiş, bu yüzden devletin önemli toprakları elinden alınmıştır. Değerli toprakların, petrol yataklarının içinde bulunduğu arazilerin, ülkenin zenginliklerinin elden çıkma ihtimaline karşı Sultan Abdülhamid Han çeşitli çalışmalar yapmıştır. Bu zenginliklerin ve kaynakların yabancıların eline geçmesini engellemek için gayrımenkulleri satın almış, maden işletme imtiyazlarını ele geçirmek suretiyle şahsi mülkü haline getirmiştir. Bunun sadece Sultan Abdülhamid döneminde uygulanan siyasi ve ekonomik bir politika olduğunu ve bu politikanın da mimarının Agop Paşa olduğunu belirtir Arzu Terzi.
Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu siyasi, mali ve ekonomik durumun hassaslığı, devlet mallarını korumak için padişahı böyle bir yol izlemek zorunda bırakmış. Bu uygulamanın nasıl yapıldığı ve gerekliliği üzerinde durulur eserde. Bundan hoşnut olmayanlar çeşitli yorumlar yapmışlar. Bunlar, mal edinme hırsı, devlet içinde devlet olma düşüncesi şeklindedir. Arzu Terzi bu yorumları oldukça taraflı ve bu uygulamadan rahatsız olan dış güçlerin bilinçli açıklamaları olarak değerlendirir. Bu düşünceyle memleketin stratejik arazileri, gelir getiren mülkleri padişah emlaki haline getirilmiş ve Hazine-i Hassa Nezareti bünyesine aktarılmıştır.
Kitapta ilk olarak padişahın saltanatı süresince Bağdat ve Musul vilayetlerinde emlak-ı hümayuna dahil edilen arazi ve bu arazilerin idaresi üzerinde durulur. Bu vilayetler içinde yer alan sancaklar hakkında ve arazilerle ilgili bilgiler verilir. Bu arazilerin güvenliği, iskan meselesi, ıslah faaliyetleri anlatılır. Ayrıca bu bölgelerle ilgili yapılan çalışmaların yer aldığı raporlarda, arazilerin ihya edilmesi için gösterilen çabalar ve incelenen dönemde bölgenin sosyal ve ekonomik durumu yer alır. İkinci bölümde ise bölgedeki petrol yatakları ve petrol kuyuları incelenir. Kuyuların bulunduğu arazilerin özelliklerine dair bilgiler verilir. Yine bu kuyuların padişah emlakına dahil edilmesi, arazinin ıslah edilmesi çalışmaları anlatılır. İyileştirme ve inşa faaliyetleriyle ilgili raporlar incelenir. Yabancı mühendislerin bölgede yaptıkları çalışmalar ve ulaştıkları sonuçlar, petrol yataklarına yapılan müdahaleler, yataklara musallat olan aşiretler konuları bu bölümde detaylı bir şekilde ele alınır.
Padişahın şahsi mülkü olan emlak İkinci Meşrutiyet devrinde devletleştirilir
Kitapta son olarak bölgedeki petrolü işletme mücadelesi ve padişah mülkünün devletleştirilmesi konusu ele alınır. Petrol yataklarını işletmeye yönelik devlete yapılan teklifler, müracaatlar, girişimler, yabancıların imtiyaz talepleri ayrıntılı bir şekilde ortaya konur. İkinci Meşrutiyet’ten sonra işler değişir. Padişahın uzun uğraşlar neticesinde, devlet malını korumak için şahsi mülkü haline getirdiği emlak ve arazi, 9 Eylül 1908 tarihli bir irade ile resmen Maliye Hazinesi’ne terk edilir. Bu karışık dönemde İngilizlerin petrol imtiyazını almak için girişimlerini yoğunlaştırdıkları görülür. “Buradaki petrol ve arazilerin devletleştirilmesi, İngilizlerin yönünü Bab-ı Ali’ye çevirecektir” der Arzu Terzi. Bu bölümde bu konulara açıklık getirilmeye çalışılır. Bundan sonra Birinci Dünya Savaşına kadar olan zaman diliminde Bağdat ve Musul’daki petrollerin işletimini elde etmek için Babıali’nin, İngiliz, Fransız, Amerika ve Almanya’nın tam bir mücadelesine sahne oluğu anlatılır.
Yazar, bu kitapla o an'a kadar hiç çalışılmamış bir konuyu gündeme getiriyor. Kitapta ek olarak petrol kuyularıyla ilgili haritalar, resimler, harcamaları ve gelirleri gösteren defterler de yer alıyor. Büyük bir emeğin mahsulü olan bu çalışma için yazarın emeğine sağlık.