Prof. Dr. Yaşar Kandemir: “Mümin ümit içinde yaşamalı.”

"Bir mümin, “Benim Rabbim rahmet kaynağıdır, kusurlarımı da bağışlar.” diye hep ümit içinde yaşamalıdır. Çünkü Allah Teâlâ yüzlerce ayette kendisini bize “Gafûrun rahîm” yani çok bağışlayan, koruyup gözeten diye tanıtır. Rabbinizin sizi bağışlamasını isteyiniz ve O’na tövbe ediniz buyurur. Böyle ümit içinde yaşamaya recâ denir."

Prof. Dr. Yaşar Kandemir: “Mümin ümit içinde yaşamalı.”

Allah bütün günahları bağışlar

Zümer Suresi 53. ayette Yüce Rabbimizin rahmeti denizler gibi dalgalanır ve insana büyük ümitler verir: “Ey aşırı derecede günah işleyerek kendilerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” Demek ki “Kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”[1]  Öyleyse insan ne kadar hatalı ve kusurlu olursa olsun, günah batağına ne kadar gömülürse gömülsün, Allah’ın kendisini bağışlayacağından asla ümitsizliğe düşmemelidir.

Onun, “Kullarım! Siz gece-gündüz günah işlemektesiniz, bütün günahları affeden de yalnızca Benim. Benden af dileyin ki sizi bağışlayayım.” [2] buyurduğunu unutmamalıdır.

Gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gece rahmet kapısını açık tuttuğu, gece günah işleyenin tövbesini kabul etmek için gündüz rahmet kapısını açık tuttuğu ve bunun kıyamete kadar böyle devam edeceği bilinmelidir.

Korku ve ümit içinde yaşamalı

Allah’ın gazabı ne kadar çoksa merhameti de o kadar geniştir. Eğer bir mümin, Efendimizin buyurduğu gibi ilâhî azabın korkunç olduğunu bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Bir kâfir de ilâhî rahmetin ne kadar kuşatıcı olduğunu bilseydi, cennetten ümidini kesmezdi. İşte bu korku ile ümit dengesini sağlamak, diğer bir ifadeyle havf ile recâ arasında yaşamak çok önemlidir. İyi kulların yaptığı gibi Allah’a hem korkarak hem de ümitlenerek dua etmeli Allah’ın rahmetinin iyilik eden ve işini güzel yapanlara yakın olduğunu bilmelidir. Cambazın ipin üzerinde kalabilmek için elindeki sopayla dengesini sağlaması gibi insan da korku ve ümit duygularıyla dünya ahiret, cennet cehennem dengesini sağlamaya çalışmalıdır.

“Hiç kimse, hatta peygamberler bile Allah’ın rahmeti ve yardımı olmadan sadece iyilikleri, ibadetleri sayesinde cennete giremez.”[3] Herkes bu Hadis-i Şerifi göz önünde bulundurmalı ve kendisini kesin bir güvencede görmemelidir. Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi bir kimse hayatı boyunca hep cennetliklerin yaptığı işleri yapsa, kendisi ile cennet arasında azıcık bir mesafe kalsa, ilâhî takdir gereğince cehennemliklerin yaptığı işleri yapıp cehenneme girebilir. Bunun aksi de söz konusudur. Her zaman cehennemliklerin yaptığı işleri yapan kendisiyle cehennem arasında azıcık bir mesafe kalan kimse, ilâhî takdir gereğince cennetliklerin yaptığı işleri yapıp cennete girebilir.

İşte bu gerçeği unutmamalı korku ile ümit arasında dengeli bir hayat sürmelidir.

Allah’a hüsnü zan beslemeli

Resul-i Ekrem Efendimiz vefatından üç gün önce önemli bir tavsiyede bulundu. Her müminin Allah’a hüsnü zan ederek ölmesini istedi. Hüsnü zan etmek, diğer bir söyleyişle hüsnü zan beslemek, iyi duygular ve beklentiler içinde olmak demektir. Daha açık söyleyelim: İnsan, kendisini Allah’a ne kadar yakın hisseder, “Rabbim beni affeder.” diye hep ümit içinde olursa Allah da ona öyle davranır. Çünkü Allah Teâlâ bir kudsî hadiste “Ben kulumun beni düşündüğü gibiyim.”[4] buyurur. Yani kendisini bağışlayıcı diye bileni bağışlaya cağını, “O beni bağışlamaz.” diye düşüneni de affetmeyeceğini söyler. Öyleyse insan Rabbinin günahları bağışlayıcı olduğunu kesinlikle bilmeli, O’nun merhametinin kendisini kucaklayacağını hep ümit etmelidir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinden yalnızca O’nun yolundan büsbütün sapanlar ümit keserler. Allah dilediğini azaba uğratır. O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

Yürüyerek gelene koşar gider

Allah’ın rahmetinin büyüklüğünü gösteren birçok delil, O’ndan ümitli olmak için pek çok sebep vardır. Çünkü O, bir kötülük işleyene, sadece yaptığı kötülüğün karşılığı bir ceza verir ama bir hayır yapana, on mislinden yedi yüz misline kadar, hatta daha da fazla sevap verir. Bir kudsî hadiste, kulunun yaptığı ibadet ve iyilikleri kat kat fazlasıyla dillendireceğini anlatmak üzere, mecazî bir ifadeyle, kendisine bir karış gelene bir adım gideceğini, yürüyerek gelene koşarak gideceğini, “Kendisinden başkasını ilâh yerine koymamak şartıyla, dünya dolu su günahla geleni bir o kadar bağışla karşılayacağını” belirtir.

Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi Allah’tan başka ilâh olmadığını ve Muhammed’in (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah’ın kulu ve peygamberi olduğunu gönülden inanarak söyleyen kulunu Cenâb-ı Hakcehenneme koymaz. Günah işlediği zaman “Allah’ım, günahımı bağışla!” diye kendisine yalvarılmasından memnun olur ve: “Kulum bir günah işledi ama günahını bağışlayacak veya kendisini sorgulayacak bir Rabbi olduğunu bildi. Ben kulumu affettim, artık dilediğini yapsın”[5] diye onu bağışlar.

Evet, O, kulun Rabbini bilmesinden, Mevlâ’sına yönelmesinden ve günahlarına tövbe etmesinden, Efendimizin benzetmesiyle ıssız çölde devesini önce kaybedip sonra bulan kimseden daha çok hoşnut olur. Eğer biz hiç günah işlemeseydik, bizi yok edip yerimize günah işleyen, sonra da günahından tövbe eden bir başka topluluk yaratacak olması, kulunun kendisine yönelip af dilemesine ne büyük önem verdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Ümit rüzgarları getiren müjdeler

Şu peygamber müjdeleri Allah’ın rahmetinden ümitlenmemiz için yeterlidir:

  • Allah’ın kullar üzerinde hakkı olduğu gibi kulların da Allah üzerinde hakkı vardır: İnsanların sadece Allah’a kulluk etmesi ve O’ndan başkasına ilâhlık yakıştırmaması, Allah’ın kullar üzerindeki hakkıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı ise kendisinden başkasına ilâhlık yakıştırmayanlara azap etmemesidir.
  • Kâfir iyilik yaptığı zaman, bu iyiliğin karşılığı kendisine dünyada verilir; ama mümin iyilik yaptığında, ona dünyada bir karşılık verilmekle beraber, sevaplarının bir kısmı ahirete bırakılır.
  • Günde beş vakit namazı kılan mümin, gürül gürül akan bir nehirde, günde beş defa yıkanan ve böylece tertemiz olan kimseye benzer.
  • Ölen bir Müslümanın cenaze namazında, Allah’tan başkasını ilâh yerine koymayan kırk kişi bulunup onun bağışlanması için dua ettikleri zaman, Allah Teâlâ onların duasını kabul eder.
  • Cennetliklerin yarısı Muhammed ümmetinden olacaktır. Çünkü Allah’tan başkasını ilâh yerine koyanlara nispetle Müslümanların sayısı, kara öküzün derisindeki beyaz benek veya beyaz öküzün deri sindeki siyah benek kadar azdır.

Cenâb-ı Mevlâ; kıyamet gününde, mümin kulunu halktan gizleyerek kendisine iyice yaklaştıracak ve ona “Şu günahını biliyor musun, su günahını biliyor musun?” diye sorup günahlarını itiraf ettirecek, sonra da “Ben bu günahlarını dünyada örtmüş gizlemiştim, bugün de bağışlıyorum.” buyuracak; o kulun eline sadece yaptığı iyiliklerin kaydedildiği bir defter verecek.[6]

Allah’ım bu ne büyük bahtiyarlık!

İşte bütün bu gerçekler karşısında bir kul cennetin de cehennemin de kendisine ayakkabısının bağından daha yakın olduğunu bilmeli ve korku ile ümit arasında yaşamalıdır.

Dipnot:

[1] Yusuf suresi, 12

[2] Müslim, Birr, 55

[3] Buhari, Rikak, 19

[4] Buhari, Tevhid, 15

[5] Buhari, Tevhid, 35

[6] Buhari, Mezalim, 3

Yayın Tarihi: 15 Mayıs 2021 Cumartesi 09:00
banner25
YORUM EKLE

banner26