Meleklerin ve şeytanların dolaşmadığı o yer!

Kim korkmaz 'karanlıkta oturan küskün krallar'dan biri olmaktan? Korkuyordum ve saklanıyordum Avluda Oturan Şizofrenler'den. Ama hiç unutamadım.

Meleklerin ve şeytanların dolaşmadığı o yer!

Bütün has şiirler tehlikelidir. Çünkü...

‘Eyvah! Kapanıyor büyük kapı.’ Bu şiiri okuduğumdan beri bunun farkındayım. İlkin ne zaman okudum acaba ‘Avluda Oturan Şizofrenler’i? Cahit Koytak’ın tehlikeli şiirini. Ama zaten bütün has şiirler tehlikeli geliyor bana. Çünkü donayazmış, sıradanlaşmaya yol tutmuş, damarları tıkanmış kişinin ruhunu diriltmek için yazılmıştır onlar. Bu yazılan şiirler bizdeki yerine konarlar. Bazı şeylerimizi, yönlerimizi berheva edecekler, helak edecekler. Etmeliler. Bunun için dalarız şairin evrenine. Bunun için gönlümüze, sırrımıza buyur ederiz onları. Arayışımızın gizli çağrısıyla birlikte onlar da bizi çağırıp kendilerini bize açarlar.

Çöldür vardığımız yer!

Bazen bir gül gibidir bu açılma. Bazen fethedilmesi zor muhkem bir kale gibidir şiir. Bazen henüz bilmediğimiz bir sebepten dolayı, kendimizi, bambaşka kelimelerle kurulmuş o labirente düşmüş buluruz. Ya da çöldür vardığımız yer. Güneş tam tepededir ve uzun bir kamaşma yaşarız. Yanıp tutuşma hali mi desek o karşılaşma anına? Zorunlu ve yeni bilinmezliklerle yola revan olmak mı bir daha?..

Kartallar delip göğüslerini

Ben de galiba Avluda Oturan Şizofrenler’le, ruh bahsinin başında söyleşmeye başladım. Kemal Sayar ve Erol Göka’nın İz Yayınları’dan çıkan Sana Ruhtan Soruyorlar isimli bir derleme kitabının başında karşılaştım onunla.

Hep ürpertti bu şiir beni. Hâlâ ürpertiyor. ‘karanlıkta oturan küskün krallar’dan biri olmaktan korktuğum için olabilir mi? En yakınımda yaşayan şizofrenlerin büyük acısıyla baş edemediğim için mi? Velhasıl bu şiirden çok kaçtım, saklandım ondan adeta. Ama hiç unutamadım. Şairin sorusunu hep hatırlayıp durdum: ‘Bunların ruhlarına ne olmuş?’ O korkunç cevabını da: ‘ Kartallar delip göğüslerini/ Yedi kat göğe mi çıkarmış?’

Gözlerin nasıl gördü orayı şair?

Ah o ‘serin ve tozlu bilinmezlik’. Gözlerin nasıl gördü orayı şair? Kalemini nasıl batırdın ‘usun ve ruhun dibi’ne? ‘Meleklerin şeytanların dolaşmadığı’ o yerde senin ne işin var? Senin kelimelerinde birleşip o hançer ve kemik; tozutuyor ‘Zaman’ı. Şükür ki ‘herşeyi yeniden örtüyor balçık’.

Ve her mustarip şiirin kanında dolaşan iğne, eti ve uluyan aklı geçip ruha dayanıyor. Şimdi düşünceli ve kederli yolcunun yakarışını dinliyoruz. Dinlemeliyiz. Buraya kadar okuyanın; dua edilirken başka sesler çıkarması ve o yabancı-sıradan dili kullanmaya kalkışması ne büyük ayıptır, saygısızlıktır.

Derinde kalan şeylerin hüznünü konuşabilmek!

Hiç bitmeyen bu şiirin kağıt üstündeki mısraları bittiğinde, gönlümüzden; yolunu şaşırmadan günyüzüne çıkabilecek bütün kelimelerle şükretmeliyiz. Daha edepli olanlarımız kelimelere bile tevessül etmeden şükredebilirler. Çünkü kimseyle konuşamıyorsak bile Tanrı’yla konuşabiliyoruz hâlâ, ‘Dipte/derinde kalan şeylerin derin hüznü’nü. Henüz köprü kaldırılmamışken. Ve biz surların içine hapsedilmemişken.

Evet ‘çocukluk günlerimiz’den uzağız şimdi. En zor zamanlarımızda gidip oturmuş olabiliriz o ‘avluda’. Bazı günler, geride ‘bıraktığımız bahçe’nin yanmış olduğuna şahitlik etmiş olabiliriz. Ama her seferinde, köprü tam kaldırılmadan, kapı tam kapanmadan Rahman elimizden tutup çekti bizi.

Hal böyleyken; içinde bulunduğumuz şu andan sonra nimeti şükür ipiyle bağlamayanın vay haline! Ona oturacak bir avlu da yoktur.

Mustafa Nezihi, avluya ara sıra yolu düşenleri de selamladı

Güncelleme Tarihi: 20 Kasım 2018, 13:05
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
kutlu e.
kutlu e. - 6 yıl Önce

Bir yasam savasi bu. Herkes bir sekilde kendinden gizleri ustelemeye cabalar neden. Oysaki tum gizler bi gun buradayim diyecek. Onemli olan bilincaltina supurduklerimizleyuzlesme cesareti gosterebilmek. Her adimda fotograf cektirme anindaki tavrimizi korumak.etrafa poz verirken asil pozu kaptirdigimizi bir an bile hatirdan cikarmama duasiyla.

banner19

banner13