İnsan varolmak hırkasını nasıl giydi?

Lütfi Bergen’den insanın neden varolduğu üzerine ikinci yazı. Bu sefer ‘Allah’a böyle mi söz verdik?’ sorusu üzerine..

İnsan varolmak hırkasını nasıl giydi?

“Ben hatırlamıyorum” demiş; “Allah’a böyle söz verdik mi? Bir söz verilmiş ise babam Adem vermiştir, ben değil!” Unutmuş herhal. “Babam” diyor da, “ben söz kestim” demiyor. Kalu Bela’dan bahsediyorum.

Sen daha varolmadan, “mahşerde yavuklusunu arayan dellenmiş adamlardan biri” gibiydin

Böyle bir unutmayı kabul edebilir miyiz? “Varolmayı istemedim” diyene kanabilir miyiz? Allah “halaka kum… min nutfetin” demeseydi, Fatır suresi 11’inci ayetinde; erlik suyunu dilime alamayacaktım. İnsan utanır zaar; yazı da utanır. Lakin yüce Rabbim “nutfe” demiş; sen işte onun içinden biri değil misin? Milyonlarca sperm hücresinden bir tanesi. Nasıl da koşmuştun ve yumurta ile kavuşmuştun.

Her insan bir kadın bir erkek. Hem er, hem dişi. Bir çiftçi, bir toprak. Meşakkat yani, eni sonu; evvel zamandan beri. Bu, varolmak koşusudur. Şimdi yorulmuşsun, anladım. Lakin, “varolmayı seçmedim, hayata gelmeyi istemedim” demek, hakikatle uyuşmayacaktır. Daha doğmadan; vahşi bir rekabet, rakiplerini geride bırakan bir hırs, olmak kaygısını en üstte tutan bir hareket, ötekine dirsek vurma, berikine çelme takma, didişme, iteleme, kakalama, aradan sıyrılma, çalkalanma, tekme tokat… nefsine işlemiş görünüyor. Sen haddizatında bizatihi nefs gibiydin. Sen daha varolmadan, “mahşerde yavuklusunu arayan dellenmiş adamlardan biri” gibiydin. Hoş geldin. Yüklen hele, ağır.

“Seni güzel yarattım, bir de terbiye edeceğim” demiş Rabbilalemin

“Bu bir sudur, onda akıl yoktur” da diyemezsin. Çünkü ilahî bildiri, mevcudât hakkında, Haşr suresinin ilk ayetinde demektedir ki, “sebbeha lillahi.” Nedir? “Yerde ve gökte bulunan her şey Allah’ı tesbih eder.” Kum, yaprak, kurbağa, buğday ve ekmek. Herşey tesbih ediyor ise, aklı ile tesbih ediyor olmalı. Tesbihi olmayanın mevcudât içinde ne yeri olabilir ki? Tesbih, ses vermektir: Varım, varım, varım, demektir. Susmuşsan, zikrini kesmişsen na-mevcûdsun demektir. Çünkü na-mevcûd ve ölü konuşamayacaktır. Ruhun da işte o tek sperm hücresi gibi varolmaya yarsımıştı elest bezminde. Çün! Rabb’in sana bir istidat va’d etmişti.

Ne olabilir?

Yalnızca sana dendi ki, “Lekad ḣalaknâ-l-insâne fî ahseni takvîm” (Tin, 4). En güzel surette yaratıldın be Adem! Ey Adem’in oğlu-kızı, ahsen olan şekil şemaille yaratıldın be kuzum! İki kaş, iki göz. Endamın yeter. Kuloğlu demiş: “Saçı sünbül, yüzü gül, dili bülbül/ Ayda bir olsun bari yüzüne gül.” Bu edep, bu nezaket, bu nezafet. “Seni güzel yarattım, bir de terbiye edeceğim” demiş Rabbilalemin. Oturmayı bileceksin, kalkmayı bilecek. Sesin ne kargaya benzeyecek ne merkebe. Otu yolup toprağı ile yemeyeceksin; koyunu kanı, kemiği ile yutmayacaksın. Ağzını yemeğe götürmeyeceksin, yemeği ağzına getirmeyi bilecek. Doymak için eğilmeyeceksin. Kürkün, tüyün olmayacak; güzel libaslar giyineceksin. Derinde kene, tüyünde pire barınmayacak. Yerde, inde, ayazda, kümeste yatmayacaksın; yatağın serilecek. Ev’in olacak, varlığının zırhı kılınacak. Dirimin kutsal olacak, çünkü yaşamak için öldürmeyeceksin. Komşuların, dostların, cemiyetin olacak ve okuyacağın kitabın. Mahlukat sana boyun eğdirilecek. Gözlere sürûr veren atlara, kızıl develere bineceksin. Gözleri gülen çocukların olacak. Gülümsemeyi seveceksin. Kalemle yazacaksın ve dalları göğe eren, kökleri toprağın derinliklerine dalan ağaçlara benzer güzel sözlerin olacak. Sarı başaklar dolu tarlalar ufuklara dek uzanacak; terleyeceksin.İnsan niçin yaratıldı Ağlayan ve coşturan kelimelerin olacak. Huşu ile ağlayan gözlerin. Sevmeyi bileceksin, kardeşliği. Şehadet getirerek ölmenin ne demek olduğunu göstereceksin meleklere. Bunlar vaadedildi insana.

Ve bir şey daha…Yalnızca sana.

Vacib’ul Vücûd olan Zat-ı İlahi dedi ki, yalnızca zatıma has esmayı sana da isim vereceğim. Hiçbir taş-toprağa, nebata, hayvanâta hatta melaikeye vermediğim ism-i celalimi. “Ey Adem ve oğul-kızları” dedi, Allah’u Zül Celal! “Ben Mü’min’im, Halim’im, Hekim’im, Selim’im, Azim’im, Vekil’im, Vasi’yim, Şakir’im, Hafız’ım, Basir’im, Mürşid’im, Reşid’im, Sadık’ım…Seni de bu esma ile vasfetmek istiyorum, var mısın?” “Evet” dedin, “Bela!”

Varolmak hırkasını böyle giydin

“Yalnızca İnsan”, dedi Rahman; “Varlık’ın sıfatlarını üstünde taşıyabilen bir mevcuddur”. Ahsen’ul takvimdir ki, kendi mevcudatı Varlık’ın esmasında yok (fena) kılabilmesi imkânına bağlanmış. Kendisini yok (fena) kılabilirse Varlık ortaya çıkacak. Varlığı (vacibu’l vücûd’u), ancak mevcuddan yüz çeviren kimse müdrik olacak. Yalnızca insan, Varlığa, Rahman’a, Rabbu’l Alemin’e ait esma’yı gösterebilir, Allah’ın boyasını giyinebilir, Varlığın aynası olabilir. Bu fikri sevdin ve istedin; ruhlar aleminde. Ondan kelli, insan olmaya geldin. Varolmak hırkasını böyle giydin.

Konu hakkında Lütfi Bergen’in ilk metni için buyurunuz.

Lütfi Bergen yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Ekim 2018, 17:11
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13