Tarikat müntesiplerine seyrisülukları sırasında içinde bulundukları terbiye sürecini düzene koyacak ve destekleyecek vird veya hizb türünden birtakım manevi derslerin bu hususta yetkili kimselerce verildiği malumdur. Şâzeliyye içerisinde ise ahzâb türü hem niceliği hem de niteliği itibarıyla farklı bir yerde durur. Nitekim tespit edilebildiğine göre Ebu’l-Hasen eş-Şâzelî’nin (ö. 656/1258) farklı içeriklere sahip toplam 40 hizbi bulunmaktadır. Sözü edilen bu dua ve zikir terkipleri Şâzelî’den sonra bazı öğrencilerinin eserlerinde derlenmesi yoluyla sonraki nesillere aktarılmıştır (Ebu’l-Hasan eş-Şâzilî, 181).

Yeni

Mezkûr hiziplerin bazılarının belli âlimler elinde şerh yazımına konu olduğu görülür. Örneğin İsmail Hakkı Bursevî (ö. 1137/1725) Şerhu Salâti İbn Meşîş’i, Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî (ö. 1311/1894) ise Şerhu Hizbi’n-nasr’ı kaleme almıştır. Bahsi geçen hizpler içerisinden Hizbü’l-bahr’ın, şerhlerdense Ahmed Zerrûk’un (ö. 899/1493-94) adı geçen hizp üzerine yazdığı eş-Şerhu’s-Sağîr ‘alâ Hizbi’l-bahr’ın gerek “telif” hikâyesi gerek geniş kitlelerin kabulüne mazhar olması bakımından müstesna bir konumu vardır. Bu yazıda sözü edilen eserin Türkçeye nitelikli ilk tercümesi vesilesiyle hizp, şerh, çeviri ve tercümenin tamamlanmasını takiben okutulması için düzenlenen meclis hakkında bilgi verilecektir.

Hizbü’l-bahr Şeyh Şâzelî’nin Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirdiği hac yolculuğu sırasında günlerce rüzgârın esmemesi sebebiyle Cenab-ı Hakk’a derinden yönelişinin ardından rüyada Hz. Peygamber tarafından telkin edilmiştir. Bu dua metni çoğunlukla birtakım ayetlerin, hususen bazı surelerin başında yer alan ve manasının gizli olduğu belirtilip batınî yorumlara müsait huruf-ı mukattaaların ve “nusret, muhafaza, teshîr, rızık, af ve mağfiret taleplerini içeren dua bölümlerinin” tertibinden ibarettir.

Foto 1

- Ertuğrul Tekke Camii dıştan görünüş, Yakupoğlu, 2025)

Aktarıldığına göre bu hizp henüz Şeyh Şâzelî hayattayken Hümeysara’da akdedilen bir meclis sırasında müridlerine tarikat dersi olarak verilmiş, vefatını takiben de evrâd ve ahzâb geleneği içerisindeki yerini almıştır.

Şâzelî’nin halifesi Ebu’l-Abbas el-Mürsî’den (ö. 685/1287) İbn Atâullah el-İskenderî (ö. 709/1309) kanalıyla nakledildiğine göre okunmasının en faziletli vaktinin ikindi olduğu belirtilen ve bizzat mürettibi tarafından “tam hazırlık” (el-‘uddetü’l-vâfiyye) ve “koruyucu kalkan” (el-cünnetü’l-vâkıyye) şekillerinde adlandırılan mezkûr hizbin korku anında emniyet sağlarken hastalık hâlinde şifaya vesile olacağı, gam ve keder karşısında ise gönle ferahlık vereceği tecrübe edilen faydalar çerçevesinde zikredilmektedir.

Yazının asıl unsurunu teşkil eden eş-Şerhu’s-Sağîr ise önceden değinildiği üzere Hizbü’l-bahr üstüne bir başka Şâzelî büyüğü Ahmed Zerrûk tarafından yazılmış bir şerhtir. Müellif Zerrûk esere besmele hamdele ve salveleyi müteakip “Bilinsin ki bütün hayır, sünnete uymakta ve nimeti görüp minneti idrak etmektedir; afiyetse kötülüklerden korunmakta, bela ve fitnelerin uzaklaştırılması[nda]dır. Şerlerden korunma, bela ve fitnelerin def edilmesi hususunda tecrübe edilen dualardan biri de… Hizbü’l-bahr adıyla bilinen küçük hizptir” cümlesiyle başlar. Bunun devamında “ben de kurbiyet ve sebepten kendilerine bir kapı açılmış olan kimselere yardımcı olsun diye Hizbü’l-bahr üzerine bazı açıklamalarda bulunmayı murat ettim. Böylece içinde bulunduğumuz durumda onun bereketini üzerimize celbetmeyi ve hâlimizde tecelli etmesini umuyorum” sözleriyle şerhi telif etme nedenine yer verir (eş-Şerhu’s-Sağîr, 15-6).

Foto 2

- Yayına hazırlanan Ahmed Zerrûk’a ait Hizbü’l-Bahr Şerhi

Sebeb-i telifi takiben Şeyh Zerrûk kendisine mutlak manada söz, fiil ve takrirleriyle tabi olunacak yegâne zâtın Hz. Peygamber olduğunu, onun ardındansa ilim ve velayet mirasından nasipdar kimselerin geldiğini söyleyip birtakım ayet ve hadislerle istişhatta bulunur. Örnek olarak verdiği ismi meçhul bir adamın Hz. Peygamber’in öğretmediği bir duayı yaptığı sırada onun takririni almasına ek olarak yine Hz. Peygamber’in Ebû Ayyâş ez-Zürakî’nin namaz esnasında ettiği bir duayı işitip yapılanı onaylamasını zikretmekle şerh edeceği hizbe karşı öne sürülebilecek aleyhte fikirleri engellemektedir (eş-Şerhu’s-Sağîr, 17-8-9). Müellifin kendi cümleleriyle söylenirse o “İşte bu hadisler ve benzerleri gösteriyor ki insanın kendisine ilham olunan, diline gelen güzel sözlerle ve şer‘î bir sakınca taşımayan zikirlerle Allah’a teveccüh etmesi caizdir; hatta bunlar sünnette sabit dualar ve meşru zikirler kapsamına dâhildir” der. Yine Şeyh Zerrûk, İmam Mâlik’in (ö. 179/795) el-Muvatta’daki “Nebi’nin Duaları” bâbında sahâbî Ebü’d-Derdâ’nın gece namazında söylediklerine yer vermesini delil getirerek şerh edeceği metnin zeminini sağlamlaştırır (eş-Şerhu’s-Sağîr, 19). Bu sözlerinin devamında İmam Mâlik’in mezkûr rivayeti kime isnat ettiğini belirtmemesi üzerine gelebilecek “Bu bir kişinin kendi şahsındaki hükmüdür, peki başkaları onu nasıl örnek alır?” itirazına öncelikle “Bana inâbe eden kimsenin yoluna uy” (Lokman suresi, 15) ayetini öne sürerek inâbenin kişide var olduğuna işaret eden üç maddeyi sıralamak suretiyle cevaplar. Bunu takiben hizbin sahibi Şeyh Şâzelî’nin ifade edilen vasıfları taşıdığını, dolayısıyla kendisine tabi olmanın caiz olduğunu belirterek niyetlendiği çalışmaya yöneltilebilecek muhtemel diğer tenkitlere karşılık verir (eş-Şerhu’s-Sağîr, 19-20).

Ahmed Zerrûk yaptığı bu girişin ardından “Dua Adabı ve Duada Sünnete İttiba” ve “Hizbü’l-Bahr Ne Zaman Okunmalı?” başlıklarını taşıyan tenbihlere yer verir ve sonrasında hizpteki ibareleri şerh etmeye koyulur. Müellifin ayet ve hadislerin zahirî ve batınî manalarına olan hâkimiyetini ortaya koyan ve bazı tasavvuf büyüklerine ait atıflarla yapılan açıklamalar hizp başlangıcındaki “Yâ ‘Aliyy Yâ ‘Azîm…” nidalarından başlayıp hizbin son ibaresi olan “salavat”a kadar devam ederek müellifin hâlihazırda bulunduğu duruma uygun bir dua ile bitmektedir.

Şerhin içeriğinin yanı sıra yapılan tercüme çalışmasının belli başlı özelliklerine de işaret edilebilir. Nizâr Hammâdî neşrini1 esas alan mütercim, ön sözde de belirttiği üzere Ahmed Zerrûk’un bir diğer Hizbü’l-bahr şerhi olan Mefâtîhu’l-‘İzz’e de müracaat ederek verdiği dipnotlarla metni desteklemiştir.

Bunun yanı sıra çevirmenin hem muhakkikin notlarına hem de kendince ilgi gördüğü kaynaklara başvurarak şerhi beslemesi metni daha okunası kılmaktadır. Metnin aslına sadakat gösteren temiz bir tercüme olduğu rahatlıkla söylenebilecek çalışmanın sonundaki ekler kısmında yazma nüshalardan da kontrol edilerek dizilen hizbin Arapça metni, Latin harfleriyle yapılmış transkripsiyonu ve Türkçe tercümesi yer alır.

Foto 3

- Mütercim Mete Gezer tercümesini yaptığı eş-Şerhu’s-Sağîr metni üzerinden ders icra ederken, Yakupoğlu, 2025.

Bahis konusu tercümenin eklerinden bir diğerini II. Mahmud’un (h. 1808-39) emri üzerine Şâzelî meşayıhından Abdullah ve Seyyid Ahmed Efendiler’e Şeyh Şâzelî’nin ahzâbının okunmasına yönelik şeyhülislam tezkiresi ile Muhammed Hamza el-Medenî’nin Sultan Abdülmecid’in (h. 1839-1861) oğlu Burhaneddin’e talebi üzerine verdiği Hizbü’l-bahr ve Şâzelî ahzâbına ait icazetnâmenin orijinal fotoğrafları oluşturmaktadır.

Mütercimin yine ön sözde ifade ettiği gibi Beşiktaş Ertuğrul Tekkesi şeyhi Muhammed b. Zâfir el-Medenî tarafından (ö. 1331/1903) Osmanlı’da karşı karşıya kalınan zor durumlarda bizzat padişahın da katıldığı Hizbü’l-bahr meclisleri tertip edilmesi önemli bir husustur (Ön söz, 13). Nitekim çevirmen de eserin tercümesini bitirdikten sonra ismi geçen Ertuğrul Tekke Camii’nde Şeyh Muhammed Ebu’l-Hüdâ el-Ya‘kûbî’nin isnâdı ve icazetiyle eseri baştan sona tek celsede okuttuğu bir meclis tertip etmiştir. Günler öncesinde sosyal medya üzerinden yapılan ilanda2 belirtildiği üzere 28.12.2025 pazar günü Şeyh Ya‘kûbî’nin bereket duasıyla başlayıp şerhten belirli pasajların okunarak açıklandığı meclis, metnin içeriğiyle uyumlu kaside ve neşidlerin okunmasıyla devam ederek en son davetlilerin de katılımıyla Hizbü’l-bahr’ın dua niyetiyle okunması, ikramların dağıtılması ve şifahi icazetin takdimiyle nihayete erdi. Böylece 1925 Tekke ve Zevâyânın Seddi Kanunu’nundan bugüne unutulup (daha gerçekçi bir dille: unutturulan) öncesinde tabiatıyla aşina olduğu sedaya her bir köşesiyle hasret bırakılan mezkûr mabet bir asır sonrasında geleneğin yeniden ihyasına şahit oldu. Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen taş duvarlara tanıdık gelip o günleri hatırlatmış olacak ki bu mütevazı girişimin devamının beklendiğini ima eden takdir fısıltıları ayakkabıların giyilmeye başlanıp camiye veda edildiği sırada kulaklarda yankılanıyor gibiydi.

Bitirirken, hasbelkader dünya hayatı yolculuğuna yelken açmış ve büyükleri tarafından kendisine Dümenin Sahibi’ne teslimiyetin tek çare olduğu telkin edilen bu satırların yazarının dileği eser müterciminin manidar ve içli isteğiyle birebir aynıdır: “Cenab-ı Mevlâ …bizi hem hissî hem manevi bütün denizlerde selâmetle sahile ulaştırsın” (Ön söz, 13).3

1 Ahmed Zerrûk, eş-Şerhu’s-Sağîr ‘alâ Hizbi’l-bahr, thk. Nizâr Hammâdî, Tunus: Dârü’l-İmâm İbn Arefe, 2025.

2 Davetiye metni için: https://www.instagram.com/p/DSZXfAuDBI7/?igsh=MW9jdm52cGN3eHVkNA==

3 … tarihinde Ertuğrul Tekke Camii ve Muhammed b. Zâfir el-Medenî’nin türbesini ziyaret etme niyetiyle çıkılan Üsküdar-Beşiktaş güzergahındaki kısa deniz (bahr) yolculuğunda bitirildi.