Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Bursa

İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Emir Sultan'la anılan bir Bursa, Süleyman Çelebi ile anılan bir Bursa çok uzak değil... Ahmet Serin yazdı..

Rol Modelleriyle Şehirlerin Ruhu: Bursa

Bursa, tarihi süreçte sınırları içinde yaşamış olan rol modelleri, onların geriye bıraktığı eserleri, hem de topyekün oluşturduğu hava ile medeniyetimizin örnek şehirlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Ahmet Serin'in kaleminden Bursa'yı anlatarak, Bursa'da yaşamış büyük isimleri tekrar gündeme taşıyarak, kültürel anlamda markalaşmış bir Bursa görme hayalimize tüm okurlarımızı ortak ediyoruz.İyi ve kaliteli bir organizasyonla, hemen olmasa bile beş-on sene içerisinde, tüm dünyada Emir Sultan'la anılan bir Bursa, Süleyman Çelebi ile anılan bir Bursa çok uzak değil, buna inanıyoruz. İnşallah önümüzdeki dönemde farklı şehirlerimiz için de bu tip çalışmaları sizlere sunabilmeyi hedeflemekteyiz. Bu yazıların gerekçesi için tıklayınız: //www.dunyabizim.com/sehirlerin-ruhu/18603/dunya-bizim-marka-sehirler-uzerine-dusunmeye-davet-ediyor (Dünya Bizim)

Bursa, tarihin her döneminde ve her zaman önemli olmuş bir şehrimiz. Türkiye’de yaşayan bizler, onu Osmanlı ile özdeşleştirerek Osmanlı öncesi bir Bursa yokmuş gibi düşünüyoruz sanki. Oysa Bursa, tarihin her döneminde önemli olmuş, tarih içinde bazen kendisi ve bazen de ilçeleri (İznik gibi) irili ufaklı devletlere başkentlik yapmıştır.

Bursa, ta kadim zamanlardan beri bir ticaret merkezidir de. Zamanında Bursa’yı ticaret merkezi yapmak amacıyla inşa edilen kurumlar, hanlar ve ticaretle ilişkili diğer tüm yapılar, hem sayıca çoktur ve hem de hemen hemen hepsi bir sanat eseri değerindedir. Günümüzde bile, Bursa hanlarında bulunan dükkânlar hâlâ ticarete hizmet etmektedir.

Bir de hanların güzel bir tarafı, ortalarında yer alan bahçelerin birer sohbet mekânına dönüşmüş olmalarıdır. Günümüzde de bu mekânlarda birer çay-kahve eşliğinde hem soluklanılmakta, hem de sohbetlerini etmektedir insanlar. Hele hele Fidan Han’da akademisyenlerin, avukatların, yazarların, şairlerin, kısacası kültür- sanat- düşünce erlerinin dâhil olduğu akşamüstü sohbetleri, hem sohbetlerin lezzeti hem de konuşulan konuların orijinalliği bakımından tadına doyulmayacak kadar güzeldir.

Bursa’yı bu kadar önemli kılan şeylerden biri de, ülkenin gıda üretim merkezlerinden biri olmasıdır. Hatta yakın zamanlara kadar “Bursa, Osmanlının payitahtı olan İstanbul’u besleyen bahçedir” diye bilinmektedir.

Bunun dışında Bursa, tarihin her döneminde bir sağlık merkezidir. Hemen hemen her tarihçinin kaydında padişahlar veya sultanlar için “Tedavi maksadıyla Bursa’ya gitti.” ifadesine rastlamaktayız. Bu husus günümüz için de geçerliliğini sürdürmektedir.

Bursa, mübarek şehir

Bizim için Bursa, ilk önce ve asıl olarak Osmanlı'yı kuran şehirdir. Bu özellik, Bursa’ya şan olarak yeter elbette. Osmanlı çınarının dikildiği, filizlendiği şehir olmak, Bursa’yı aziz bir şehir kılmak için yeterlidir.

Bunun dışında Bursa, Emir Sultan’ı, Geyikli Baba’sı, Abdal Musa’sı, Somuncu Baba’sı ile de bir evliya yatağıdır. Yani Bursa, maneviyat önderleri bakımından da mübarektir. Eski zamanlardan beri Bursa’ya bu gözle bakıldığından, büyüklerin küçüklere öğütlerinden biri de, bu topraklara abdestsiz basmamanın evla olacağı yönündedir.

Hıristiyanlar için de kutludur Bursa

Ama Bursa, sadece biz Müslümanlar için değerli ve mübarek değildir. Bursa’nın bizden önceki sahipleri olan Hıristiyan dünyası için de önemli bir şehirdir Bursa. Hatta Hıristiyanlar için o kadar önemlidir ki Bursa, Uludağ’da terbiye almış bir keşiş, İstanbul’da veya başka bir yerde el üstünde tutulmaktadır. O zamanın İstanbul’unda ve hatta tüm Hıristiyan dünyasında Bursalı keşişlerin gizemli hayatları, dilden dile anlatılan kerametleri günlük sohbetlerin ayrılmaz bir parçasıydı. Uludağ’ın bir diğer adının Keşiş Dağı olması, bu ismi ona veren Müslümanların da Uludağ keşişlerini iyi bildiklerinin harika bir ifadesi değil midir?

Günümüzde bile Bursa’nın köylerinde akan pınarlardan bazılarının efsanevi öyküsü anlatılırken, bu öyküde Hıristiyan keşişlerine atıfta bulunulduğuna şaşmamak gerek. Aradan o kadar zaman geçmesine rağmen o keşişlerin öykülerinin anlatılması, bir zamanlar Uludağ’da ne kadar güçlü bir Hıristiyan damarı olduğunu anlamak için önemlidir.

Kemale ermiş bir şehir

O Mimar Sinan ki, İslam dünyasının her metrekaresine mührünü vuran bir aziz insan, bir bilge sanatkâr, bir ulu mimardır. İşte bizim o güzel insanımızın, o bilge mimarımızın el değdirmeye en fazla imkânının olup da el değdirmediği şehir, Bursa’dır. Hatta rivayet olur ki bu hususta kendisine padişah fermanı vardır. Ama Mimar Sinan Bursa’ya bir şey yapmaz, yapamaz. Gerekçesi haklıdır; “Bursa, mimari olarak kemale ermiştir, el sürmek kemalata zarardır. Buraya bir şey gerekmez” sözleriyle isteğe itiraz eder.

İslam’ın kutlu mekânlarından biri: Bursa Ulu Cami

Bursa, en başta ve özellikle mabetler şehridir. Yüzlerce yıldır dimdik ayakta duran bu mabetlerin hemen hemen hepsi de birer tarihi eserdir aynı zamanda. Şehre gelmezden önce şehir hakkında ciddi bir inceleme yapan birisi, hakkını vererek gezmek istese Bursa’yı, şehre ne kadar zaman ayıracağını bilemez.

Ulu Cami’ye komşu olan Orhan Camii mesela ve elbette Çekirge’deki Hüdavendigar Camii. Ters T planına göre yapılan bu camiler, sadece tarihi eser olmalarıyla değil, taşıdıkları mimari özellikler ile de dikkat çekmektedir. Hele Hüdavendigar Camii, sadece ibadete değil, aynı zamanda eğitime ve adalete ayrılan bölümleriyle, üst katlarının öğrenci odaları olarak düzenlenmesiyle, emsali bulunmayan bir camidir.

Bir de şu: Bursa’nın eski adlarından biri de Hüdavendigâr’dır. Bu da kayda geçsin.

İslam dünyasında ibadethaneler özel bir anlama sahip. Hepsi, Allah’ın evi olması bakımından önemlidir ama bazıları ayrıca daha mübarek bilinir. İslam dünyasındaki bu mübarek camilerin arasına Bursa Ulu Cami de katılmaktadır. Gerçekten de Bursa Ulu Cami, yapıldığı dönemde, İslam dünyasının en büyük camiidir. O dönem itibarıyla, içine sığan insan sayısı ölçü alındığında, daha büyük bir cami yoktur. Bu, onun fiziki özelliği elbette.

Ulu Cami’nin diğer bir önemli özelliği de, onun bir hat müzesinde olacak kadar fazla sayıda hat eserine sahip olmasıdır. Ulu Cami’nin sahip olduğu hatlar, belki de birçok hat müzesinde bulunan hatlardan sayıca daha fazladır. Bunun yanında bu hatlar, paha biçilmez değerdedir.

Yeşil Türbe ve Yeşil Cami, hâlâ aşılamayan özellikleriyle harika bir dünyadan bize seslenir gibiler.

Benzersiz minber

Ama Bursa’da yaşayanlar dâhil birçok kişinin değerini fark etmediği başka bir güzellik, başka bir sanat eseri daha var Ulu Cami’de. O güzellik de, camideki minberdir. Hiç çivi kullanılmadan yapılmış bu minberin halen dünyada eşi benzeri yoktur. Ceviz ağacının sanatkârca işlenmesiyle ortaya çıkan bu minber, hem yapılışındaki ustalık ve hem de minberin üzerinde yer alan çeşitli motifler bakımından benzersizdir.

Minberle ilgili bir başka ayrıntı ise, nerdeyse birebir ölçekte güneş sisteminin bu minbere işlenmiş olmasıdır. Güneş sistemindeki gezegenlerin sıralanışından gezegenler arasındaki mesafeye kadar her şey ince şekilde hesaplanmıştır. Sanat ehlinin Bursa Ulu Cami'yi ziyaretlerinde minbere hassaten zaman ayırmaları, kendileri için dünyada bir daha eşini göremeyecekleri bir şaheserle tanışma fırsatıdır, bunu not düşmekte yarar var.

Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi, Sultan Külliyeleri ve Cumalıkızık

Başlıkta adı geçen yerler, UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi'ne giren mekânların adı. Hâlbuki Bursa’da bu Liste’ye girmesi gereken o kadar çok yer var ki… Bu mekânların Liste’ye alınmasını, ‘almak zorunda kalmak’ diye anlamak gerekir belki de. Yoksa Bursa, Bursa’nın yaşayan bilgesi Safiyüddin Erhan Bey'in veciz ifadesiyle, açık hava müzesi olan bir şehir.

Şehre mührünü vuran şahsiyetler

Mekânlar önemli ama unutulmamalı ki mekânları değerli kılanlar da, o mekânlara ruh kazandıran insanlardır. Şimdi de Bursa’nın manevi mimarlarından birkaçını teberrüken analım:

Emir Sultan (1368-1430): Buhara’da doğup Bursa’da sırlanan Emir Sultan, Şeyh Edebali’den sonra Osmanlının ikinci manevi mimarıdır. Bilindiği üzere Timur’un Yıldırım’ı yenmesiyle tarih sahnesinde fiilen Osmanlı diye bir devlet kalmamıştı. Bu galibiyetin verdiği gururla Timur onu “Artık Buhara’ya, vatanına dön.” diyerek memleketine davet eder ama Emir Sultan, o an için dünyanın en kudretli hükümdarı olan Timur’un bu davetini reddeder ve Bursa’da kalır. Kalmasının sebebinin, Osmanlı'nın ikinci kuruluşunda görev almak olduğu anlaşılır daha sonra. Çelebi Mehmet ile Osmanlı'yı ikinci defa kuran Emir Sultan, Evlad-ı Resul olup halen Bursa’da adıyla anılan mekânda medfundur. Emir Sultan, başlıbaşına bir cazibe merkezidir.

Süleyman Çelebi (1351-1422): Vesiletü’n-Necat yazarı. Yani herkesin bildiği ismiyle Mevlid’in… Çelebi adı, muteber biri olduğuna delildir. Fetret döneminde yaşadı. O kargaşada İslam sancağının göklere yükselmesi için çabaladı. Mevlid’in yazılma sebebi, İranlı bir vaizin Peygamberimiz ile diğer Peygamberler arasında fark olmadığını ifade etmesidir bilindiği üzre. Bunu duyan Süleyman Çelebi, Hazreti Peygamberin üstünlüğünü ifade için Mevlid’i kaleme alır. Mekânı cennet…

Eşrefoğlu Rûmî (ö.1469?): İznik doğumlu ve seyyiddir. Uzun süre şer’i ilim okudu. Kırklı yaşlardan itibaren tasavvufa merak sardı ve bu yaşlardan sonraki hayatını bir mutasavvıf olarak sürdürdü. Kadirî tarikatına intisap etti ama daha sonra Kadiri tarikatının bir kolu olan Eşrefîlik yolunu kurdu. Eşrefoğlu Rumi, eser sahibi bir mutasavvıftır aynı zamanda. “Müzekkin Nüfus” adlı eseri hâlâ kütüphanelerde bulunmakta, ilgiyle okunmaktadır.

Lamiî Çelebi (1472-1533): Bursa’da doğan şairlerden biri de Lamii Çelebi’dir. Divan sahibidir ama şairliğinin çok güçlü olmadığı yer almaktadır kayıtlarda. Asıl ününü Molla Cami’den çevirdiği Nefahatü’l-Üns ile kazanmıştır. Tezkiretü’l-evliya türünde olan bu eser, hâlâ geniş bir okuyucu kitlesine sahiptir.

Mehmet Muhyiddin Üftade (1490-1580): Bursa’da doğmuş, Bursa’da vefat etmiştir. Tasavvuf dünyasının büyüklerinden bir zattır. Daha çocuk yaştayken tasavvuf dünyasına dalmış, bu yolun büyüklerine öğrenci olarak onlardan feyz almıştır. Medrese eğitimi aldığı kayıtlarda mevcuttur. İslam dünyasının her tarafından bağlısı vardır.

Mehmet Baha Pars (1877-1953): Osmanlı İmparatorluğunda ilk müzik dergisini yayımlayan, operet besteleyen ilk Türk bestecisidir. Eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra tekrar Bursa’ya dönmüş ve burada gazetelerde yazarlık, matbaa müdürlüğü yanında şehrin müzik hareketlerinin de içinde yer almıştır. Kabri Emir Sultan mezarlığındadır.

 

Ahmet Serin yazdı

Yayın Tarihi: 13 Kasım 2014 Perşembe 16:01 Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2016, 14:53
banner25
YORUM EKLE

banner26