Ne işi vardı hile ile, mimarlığını yapsaydı

Nazan Sezgin, Anadolu Selçuklularının bir dönemine damgasını vuran, taht mücadelesindeki entrikaların başı Sadeddin Köpek'i ve mimarı olduğu Kubadabad Sarayı'nı yazdı..

Ne işi vardı hile ile, mimarlığını yapsaydı

1237 yılında Türkiye Selçuklularının sultanı Alaaddin Keykubat, Kayseri’de av etinden zehirlenerek öldü. Yeni bir sefere hazırlanıyordu ve yerine veliaht olarak oğullarından İzzettin Kılıçarslan’ı vasiyet etmişti. İzzettin Kılıçarslan, sultanın Eyyubi meliklerinden birinin kızı olan Melike Adile hatundan doğan iki oğlundan biriydi. Gelgelelim Kayseri’de dönen entrikalarla, Alanya hükümdarı Kirvart'ın kızından doğan büyük oğul, 2.Gıyaseddin Keyhüsrev olarak tahta oturtuldu. 16 yaşındaki yeni sultanın anası Huand Mahperi hatun Hıristiyandı ve ancak kocasının ölümünden sonra Müslüman olmuştu.

Bu taht mücadelesindeki entrikaların başı Sadeddin Köpek'ti. Bazı kaynaklar kabul etmese de yaygın inanış onun vezir olduğu şeklindedir. Alaladdin Keykubat'ın sağlığında saraya tercüman olarak girdiği biliniyor. Daha sonraları Emir-i şikâr (av emiri) ve Emiri-i mimar olmuştu. Zaten bu av emirliği de sultanın zehirlenerek ölmesinde “acaba” sorusunu akla getiriyor. Sadeddin Köpek, 2. Gıyaseddin Keyhüsrev'i kışkırtarak önce Moğollardan Türkiye’ye sığınmış Harzemli emirlerinin başı Kayır Han'ı zindana attırdı. Daha sonra düşman gördüğü emir ve devlet adamları Şemsettin Ayaba, Cemalettin Ferruh (Çankırı’da şimdi olmayan Darüşşifa'nın kurucusu), Kemalettin Kamyar’ı öldürttü.

Melike Adile Hatun'u Ankara kalesine sürdürüp orada yay kirişiyle boğdurttu, oğullarını da Uluborlu (Borgulu) kalesinde aynı akıbete maruz bıraktırdı. Kızlarını Türkiye dışına gönderdi. Melike Adile Hatun'un sonunu büyük bir tevekkülle karşıladığını vakanüvis İbni Bibi'nin yazdıklarından öğrenmişiz. Kızları daha sonra gelip annelerinin Kayseri'deki kümbetini yaptırmış.

Sadeddin Köpek'in zayıf karakterli, sefahata ve işrete düşkün 2. Gıyaseddin Keyhüsrev’i tahta bilerek oturttuğu, niyetinin onu da bertaraf edip yerine geçmek olduğu tahmin ediliyor. Hatta Alaaddin Keykubat’ın gayrimeşru kardeşi olduğu söylentisini yayarak hanedana mensubiyet iddiasına kalkışmış. Sonunda Sultan da bunu duyunca Sivas Subaşısı Karaca Candar’ı bir mektupla Kubadabad Sarayı'na davet ederek bir ziyafet sırasında kurduğu tuzakla Sadeddin’i öldürtmüş. Ortaçağda ziyafet sofralarında böyle tuzaklar olağandı. Tarih, öldürüleceğini anlayan Köpek'in sarayın şaraphanesine sığındığını, orada şarapdarlar tarafından parçalandığını yazmakta. Parçaları bir kafese konarak yüksek bir yere asılıp teşhir edilmiş. (Selçuklu Tarih El Kitabı, editör, Prof. Dr. Refik Turan, Grafiker yayınları) Mezarı-kümbeti Konya'nın Ilgın ilçesinde imiş.

2014 yılında “Milli Saraylar” kapsamına alındı

Moğollar yaklaşırken devlet kademelerinde adam bırakmayan bu entrikacı vezirin, mimarı olduğu Kubadabad Sarayı'nda öldürülmesi kaderin garip bir cilvesi mi? Kubadabad Sarayı'nı, Konya’dan Alanya'ya giderken görüp hayran olduğu Beyşehir gölünün kıyılarında Alaaddin Keykubad yaptırmıştı Sadeddin Köpek’e. Bu mimar vezirin bir de Zazadin hanı var. Konya Selçuklu Belediyesi tarafından restore ettirilmiş. Kubadabad, mimar ve nakkaş Sadedin Köpek tarafından 1231-1236 tarihleri arasında inşa edilmiş, 1949 yılında tescil edilmiş, 2014 yılında “Milli Saraylar” kapsamına alınmış. 65 yıl! Ne acelemiz var canım! Umarız bir gün restore edilir.

Saray, Isparta’ya bağlı Yenişarbademli ilçesi sınırları içinde. İlçe belediyesi sarayın önemini anlamış ve tanıtımını yapmış. Prof. Rüçhan Arık yıllardır arazide kazı çalışmaları yapmakta. Bulunan çinilerin kitabını bile yayınladı. 60 dönümlük arazide büyük ve küçük saray, av hayvanları parkı, kayıklar için küçük bir tersane, çini fırınları ve daha 16 yapı varmış. Beyşehir gölündeki “Kızlar Adası”nın da sarayın haremi olduğu ve henüz kazı çalışmasının yapılmadığını ilçe belediyesinin yayınından öğreniyoruz.

Ne işi vardı hile ile? Doğru düzgün sanatını, vezirliğini yapsa olmaz mıydı? Akla gelen soru bu.

Yakınlarda Alfa Yayınları'ndan Sadedin Köpek hakkında bir tarihi roman çıkmış, “Hasta Ruhlu Vekil” adıyla. Bir de dönemin mutfağını anlatan ve 2012 Yemek Nobel’ini alan “Selçuklu Mutfağından” yazarı Ömür Akkor. Aynı yayınevinden. Arada meraklı bazı Türkler çıkabiliyor. Yazdıkları kitapları da bir okuyan bulunuyor. Biraz da tarihimize küfretseler o zaman Edebiyat Nobeli bile alırlar. Ya da “Best Seller” olurlar.

Uzun tarih maceramızda başka mimar vezirlerimiz de var. Hacı İvaz Paşa gibi, fakat onu anlatmakta artık başka bir sefere kalsın.

 

Nazan Sezgin yazdı

Yayın Tarihi: 18 Ekim 2014 Cumartesi 12:48 Güncelleme Tarihi: 18 Ekim 2014, 13:08
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Hüsrev Hatemi
Hüsrev Hatemi - 7 yıl Önce

Güzel ve isabetli bir yazı.Ancak sadece mimarlığını yapsaydı yorumu,o devrin şartlarını bilmedikçe uygun değil.Siyasetle uğraşmasa Kubadabad sarayı yerine herhalde basit evler yapımıyla hayatı sona ererdi.Risk aldı ve bedelini ödedi.

banner26