banner17

Jerusalem yazılsa da Kudüs okunur

"Buraya gelirken Kudüs’lü kardeşlerimizin bize ihtiyacı var zannıyla gelmiştik ama gün geçtikçe anlıyoruz ki, aslında bizim onların bilincine, Ramazan’ı coşkuyla kutlama becerisine, ibadetlere olan düşkünlüklerine, mütebessim bir şekilde hayatlarını sürdürme azmine, tevekkül, sabır ve cesaretlerine ihtiyacımız var."

Jerusalem yazılsa da Kudüs okunur

Mürşid-i kâmil sembolü sayılan Hüd Hüd’ün vatanı Kudüs’te, her taş, her zeytin ağacı, her murabıt bir mürşid-i kamil gibi kendinizle yüzleştirip kalbinize etki eder

Ramazan ayını geçirmek için Kudüs’e gidiyoruz. Kudüs’te bir ay kalma fikrinin büyüsüyle, manşetlerden yansıyanların gerginliği birbirine karışıyor. Hüd Hüd’ün vatanına giderken, Mantıku’t Tayr’ın bahaneci kuşları gibi endişeli iç sesim. Tel Aviv Hava alanına indiğim andan itibarense, sıradan havaalanı ortamı ve bizi almaya gelen Arap görevlinin rahat tavırları, bir çatışma ortamı bekleyen bendenizi rahatlatıyor. 1 saat süren Tel Aviv-Kudüs yolunda, şehrin nefesini kesen duvarların ardının, Filistin’e ait Ramallah olduğunu, İsrail askerlerinin Filistin bölgesine de gece baskınları yapabildiğini öğrenince ise yeni bir hayal kırıklığı. Gördüğünüz her taş, her duvar yazısı dert, derman, inanç, umut her ne varsa buraya dair, çetele tutmuş gibi. Kudüs’te yaşadığınız tüm o manevi hâllerin peşini, bu gel gitli duygular hiç bırakmıyor. Sabah olunca ilk iş Aksa’ya gidiyoruz. Onca mübarek peygambere ve mekâna ev sahipliği yapan Aksa harem bölgesi, Burak Mescidi, bir tılsımlı gömlek gibi Yasin Suresiyle kuşanmış Kubbetu’s Sahra, Hz. Ömer’in Kudüs’ü fethettikten sonra inşa ettiği Ömer Camii, İmam Gazali’nin İhya’sını yazdığı medrese, Hızır makamı ve daha nicesi, gün geçtikçe hikâyelerini içtenlikle paylaşıyor.

Zâhiren işgal altında bâtınen özgür 

Şehrin büyüsünden sıyrılıp, zâhiri gözle bakınca, Müslüman Arapların yaşadığı Doğu Kudüs’te olmamıza rağmen, İbranice plakalar, İsrail para birimi Şekel, İsrail bayrakları, İbranice yazılı yiyecek markaları, Jerusalem yazılı tabelalar, İbranice bilgisayar klavyeleri bizi bir hayli şaşırtıyor. Filistin bayrağı ve Hz. Ömer’den yadigar “Kudüs” ismine sadece tişört ve duvar yazılarında rastlıyoruz. Batı Şeria denilen Filistin bölgesinde durum biraz daha iyi olsa da, Kudüs’lü Araplar’ın üretim yapmasına neredeyse izin verilmiyor. Mevcut ürünler İsrail malı. İstanbul’dan çok daha pahalı bir şehir olan Kudüs’te yaşamak için, bir ailenin tüm fertlerinin çalışması gerekiyor. Filistinliler ahlaklı ve güvenilir insanlar. Hırsızlık vb. suçlara pek rastlanmıyor. Yaşadıkları zorluklara rağmen, burayı terk etmeyi düşünmeyerek, milyon dolarlarla evlerini almaya çalışan zihniyete de fırsat vermiyorlar. İşgal altında görünen bu halkın, bayrağı, parası, nüfus cüzdanı olan pek çok halktan daha özgür bir bilince sahip olduğunu ifade etmeliyim. Zira Kudüslü Müslümanların nüfus cüzdanları bile yok, seyahat kartları var. Hacca gitmek isterlerse Ürdün pasaportu kullanıyorlar. Bu zorluğun da etkisiyle, Hacca gidenlerin evleri, kabe resimleri ve kutlama ifadeleri ile süsleniyor. Kudüs’te yaşayan ve Mescid-i Aksa’ya sadece giderek de olsa ilişki kuran herkese “Murabıt” deniyor. Tabii bu ifade, biz Kudüs ziyaretçileri için, Filistinliler’in bir teveccühü. Çünkü gerçek Murabıtlar her anlarını Aksa ve civarında geçirip, onu yalnız bırakmayan, temizliği, giriş çıkışlardaki düzeni ile ilgilenen Filistinli çocuk ve gençler aslında.

Siyah fötr şapkalı Hasidiklerin beyaz giyme arzusu

Diğer cenahta neler oluyor diye merak edip, bir cadde öteye, Yahudilerin yaşadığı Batı Kudüs’e geçiyoruz. Doğu Kudüslü Müslümanlar kat kat vergi ödedikleri halde, belediye hizmetlerinden faydalanamıyor. Çöplerini bile kendileri topluyor. Bir Arap ve Yahudinin evlerini ayıran temel özellik, Arap evinin çatısındaki siyah su deposu. Doğu Kudüslü Müslümanların sık sık suları kesiliyor çünkü. Belediye genellikle Batı Kudüs’e çalışıyor. Tramvay hattı bile, bir adım ötedeki Doğu Kudüs’e geçmiyor. Batı Kudüs’teki bazı dükkanlarda “Bu dükkanda Araplar çalıştırılmaz” gibi ırkçı ifadelereastlanabiliyor. Hristiyan Araplar da bu ayrımcılıktan nasiplenmekte. Siyah şapkalı zülüflü, yere bakarak yürüyen Hasidikler ve kendince örtünme tarzları geliştirmiş, asla tokalaşmayan eşlerinden müteşekkil dindar mahalleler, İsrailli laikler tarafından pek sevilmiyor. Bu dindar güruh helal tavuk kesme, sünnet etme, koşer damgası alacak ürünlere dua okuma gibi dini işlere bakıyor. Filistin’li rehberimize “Neden bu havada bu kadar kalın ve siyah giyiniyorlar” diye sorduğumuzda ise fantastik kurgu bir cevap bekliyor bizi: “Süleyman tapınağı yıkıldı ve Mescid-i Aksa da şu an Müslümanların elinde. Bu yüzden yastalar ve siyah giyiniyorlar. Kubbetu’s Sahra yıkılıp Aksa onların eline geçince, semâdan Süleyman tapınağı inecek. İşte o gün beyaz giymeye başlayacaklar”

Aksa ile senede bir gün

İlk Cumamızda, yaşlı, çoluk çocuk adım adım Aksaya akan insan seline karışıyoruz. Bu kalabalık, civar şehirlerde yaşayıp, Kudüs’e ve Aksa’ya sadece Ramazan ayında Cuma namazı için gelmelerine izin verilen Filistinliler. Bir senenin ardından gelen kavuşma, coşku ve hüzün dalgası. Bazı bölgelerdeki Filistinliler’in Ramazan’da bile buraya gelmesine izin verilmiyor. Aksa’yı bir kez olsun görebilmek için hayatlarının yarısını verebilecek binlerce Filistinli var. 144 dönüm arazi üzerine kurulu Aksa yani harem bölgesine, Müslüman olmayanlar, hatta pantolonlu başörtülüler bile giremiyor. İran’daki türbe ziyaretlerinde olduğu gibi, burada da görevlinin verdiği dış kıyafeti giymek zorundasınız. Çok kalabalık olduğu için tüm harem bölgesinin her taşı bir namazgah. Seccadeniz yoksa bir seccade kardeşliği gelişiyor hemen. Buraya gelirken Kudüs’lü kardeşlerimizin bize ihtiyacı var zannıyla gelmiştik ama gün geçtikçe anlıyoruz ki, aslında bizim onların bilincine, zahiren işgal altında olsa da, Ramazan’ı coşkuyla kutlama becerisine, ibadetlere olan düşkünlüklerine, her şeye rağmen mütebessim bir şekilde hayatlarını sürdürme azmine, tevekkül, sabır ve cesaretlerine ihtiyacımız var.

Çekim ortasında secdeye giden kameraman

TV Net İftar programı vesilesi ile ailece geldiğimiz Kudüs’te, güzel insanlarla tanışıyoruz. Arap gençlerden oluşan teknik ekip, yönetmenimiz ve ailesi, zihnimizdeki Filistinli profilini sağlamlaştırıyor. Daha önce Fas ve bazı Arap ülkelerinden aşina olduğumuz, Kur’an’la hem hal olma durumu, burada da bizi derinden etkiliyor. Genç ekibimiz, reklam aralarında bile, yanlarından hiç ayırmadıkları Mushaflarını çıkarıp okurken, secde ayeti denk geldiyse, ertelemeksizin o an secdeye gidebiliyor. Kudüs işgal altında olduğu halde, her ezandan önce hoparlörlerle bir miktar Kur’an okunuyor. Her dükkan, ev, otobüs ve taksiden Kur’an sesleri yükseliyor. Çekimin yapıldığı Zeytin Dağı’ndaki rahibe okulunun bahçesi, unutulmaz Aksa manzarasıyla haftalardır bize ve iftar sofralarımıza ev sahipliği yapıyor. Rahibe adayı öğrenciler, ara sıra iftar soframıza konuk olarak Kudüs mucizesindeki yerlerini alıyor.

Hâsılı; Ebabil kuşlarının son halkası olan Aksa murabıtları ve Kudüs, bizleri bir mucizeye tanık olmaya çağırıyor…

Zeynep Özel 

Güncelleme Tarihi: 29 Ocak 2019, 14:11
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Saliha
Saliha - 3 yıl Önce

Kaleminize sağlık. Harikulade ifadelendirmissiniz Kudüs atmosferini. O murabitlarin sorumluluk bilincinden bir nebze nasib olsa bize ne mutlu. Teşekkürler lutfedip yazdiginiz için. Kudüs ve Kabe hiç bitmeyen gündemimiz olsun inşallah.

Menşure ŞUŞOGLU
Menşure ŞUŞOGLU - 3 hafta Önce

Kuduste mabetler tutsak ülkemde yürekler...Hem umut,hem hüzün dolu yazınız için mutesekkirim

banner19

banner13

banner20