Hatay, Payas'ta bir menzil külliyesi...

Geçmiş yüzyıllarda önemli yollar üzerine kurulan külliyeler vardır. Bu yapılar gelen geçen yolcu, hacı, seyyah, tüccar, asker vb. kişilerin ve hayvanlarının durup istirahat ettiği, ihtiyaçlarını karşıladığı noktalardır. Payas Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi de onlardan biridir. Faruk Azmi Alpsoy yazdı.

Hatay, Payas'ta bir menzil külliyesi...

Anadolu’dan Suriye ve güneydeki ülkelere geçişi sağlaması ve aktif yolların güzergâhı üzerinde olması nedeniyle Payas, geçmişten günümüze her zaman önemini korumuştur. Geçmiş yüzyıllarda önemli yollar üzerine kurulan külliyeler vardır, bu külliyelere menzil külliyeleri denir. Bu yapılar gelen geçen yolcu, hacı, seyyah, tüccar, asker vb. kişilerin ve hayvanlarının durup istirahat ettiği, ihtiyaçlarını karşıladığı noktalardır. Gebze Çoban Mustafa Paşa Külliyesi, Payas Sokullu Külliyesi, Bilecik Vezirhan Külliyesi, Öküz Mehmet Paşa Külliyesi, bilinen en önemli menzil külliyelerindendir. Gezip görme fırsatını bulduğumuz Payas Sokullu Mehmet Paşa Külliyesi, hakikaten gezilmesi ve görülmesi gereken önemli yapılardan biri olduğu gibi; Anadolu coğrafyasında inşa edilmiş en büyük külliyelerinden biri olma özelliği de vardır.  Külliye; cami, han, arasta, dua kubbesi, hamam, sıbyan mektebi ve kaleden oluşmaktadır. Külliye 1574 yılında Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmıştır.

Dükkânların tamamını kadınlar işletiyor

Bir Pazar günü, Payas ilçe merkezindeki ışıklarda, otobüsten indikten sonra yol üzerindeki bir Merkez Camii’nde öğle namazını kıldık. Heybemizden ekmek, domates ve peynirimizi çıkararak öğle yemeğimizi yedik. Bir süre burada oturup dinlendik. Yol kenarında namaz kıldığımız cami 1960’lı yıllarda inşa edilmiş, kubbesi yeşil renkli ve tek minarelidir. Payas’ın sakin bir çarsısı vardır. Çarşıdan yürüyerek külliyeye doğru hareket ettik. Yol üzerinde demir yolunu görünce tünele girdik. 15 dakika sonra Sokullu Külliyesi görülüyor, az daha yürüdükten sonra külliyeye ulaşıyoruz.

Külliyeye kervansarayın kuzey kapısından giriş yaptık. Kervansaray kuzey güney doğrultusundadır. Abidevi taç kapısı yuvarlak kemerlidir, bu kısmın kitabeleri yerinde yok. Arastanın giriş kapısı eskiden kalma demir kapıdır. Yapının içerisinde 48 tane dükkân yer alıyor. Bu dükkânlarda kimi sanat ürünleri, zeytinyağından imal edilmiş sabunlar, envaı çeşit hediyelik eşyalar,  turşular, çantalar, çeyiz eşyaları vb. ürünler satılmaktadır. Dükkânların tamamını kadınlar işletiyor. Arastanın iç mekânı bayraklarla donatılmış. İç mekân çok sade tutulmuş, zemindeki taşların orta kısım hariç yan kısımlar sonradan yenilenmiş. Arasta bu civara gelen turist ve gezgin gibi ziyaretçilerin uğrak yeri. Çayından kahvesine, böreğinden açmasına kadar pek çok doğal yiyecek ev usulüyle pişiriliyor. Fiyatları da gayet makul. Sabah 10’da açılan arasta akşam yine 10’da kapanıyor. 1920’li yıllara kadar kullanılan külliye ticaret yollarındaki değişiklerden dolayı zamanla önemini kaybetmiştir.

Dua kubbesinde bereket duası

Arastanın han, cami ve sıbyan mektebi istikametinin tam orta noktasında bir dua kubbesi vardır. Esnaflar geçmişte dükkânlarını açtıkları zaman sabah dua kubbesine gelip Allah’a yalvararak günün bereketli geçmesi için bereket duası ederlermiş. Bu gelenek Anadolumuzun pek çok noktasında hala sürdürülmektedir. Sabah dükkânını açan esnaf besmele çekerek kilidi açar. Arastanın han tarafındaki kapısı üzerindeki kitabe beş satır halinde ve divani hatla yazılmıştır, kitabe yüzeyinde yer yer aşınmalar oluşmuştur.  Kitabe yeşile boyandığı gibi kapı kemerlerinde de siyah, beyaz ve kırmızı renk kullanılmıştır. 

Han kısmına arasta tarafındaki kapıdan giriş yaptım. Büyük ve açık avlunun ortasında tahrip olmuş bir şadırvan var. Han kısmı ziyaretçilerin dikkatini çok çekiyor, arka arkaya kemerlerin sıralanması fotoğraf çekenler için güzel kareler veriyor. Han üç yandan sivri kemerli revaklarla çevrelenmiş ve bu odaların gerisinde de odalar vardır. Zemindeki taşlarının bir kısmı yeni döşenmiş, bu çok net bir şekilde belli oluyor. Kervansarayın batısında ise iki tane tabhane var. Bu kısım dar ve sivri kemerli revaklar ve kalın payelerle taşınmıştır.

Ters T planlı cami tabhanelidir. Bu özellik erken dönem yapılarında görülür. Kuzeyden, doğudan ve batıdan iç avluya giriş sağlanır. Caminin avlusunda yer alan revakların sütunları ve kemerleri bulunmuyor. Sadece sütunların alt kısımlarının çok az bir kısmı günümüze gelebilmiş. Caminin taşları kırmızı renkli, taç kapısı ise abidevidir. Sivri kemerli taç kapı mukarnas kavsaralıdır. Kapıdan itibaren kırmızı, beyaz ve siyah mermer kullanılmış. Basık kemer üstünde de kitabe yeri var lakin günümüze ulaşmamış. Kapının her iki tarafı da mermer sütunceler ile sınırlandırılmıştır. Avlunun ortasında şadırvan, batısında ise eski bir zeytin ağacı var. Bu ağaç binlerce yıldır ayaktadır. Şadırvanda oturan yaşlı ve sevimli bir Zonguldaklı amcayla tarih konuşmak istedim lakin amcamızın külliye hakkında hiç bir malumatı yoktu. Amcamız Zonguldak’tan Payas’a yıllar önce demir çelik işletmelerinde çalışmak için gelmiş. Emekli olmuş. Şimdilerde camiye dinlenmeye geliyormuş.

Mekânları ayakta tutan en büyük faktör insan nefesidir

Caminin iç mekânından da kısaca bahsedeyim, mihrap kısmı bir çapraz tonozla örtülmüş ve harimin ortasında bir kubbe var. Dört yönden beşik tonozla örtülü harim, mekânın orta kısmına alçak, diğer taraflara yüksek tutulmuştur.  Duvarlar kalın, pencereler ise sivri kemerlidir. Sokullu Mehmet Paşa Camii’nin mihrabı dikdörtgen formlu ve üç renkli taş işçiliği var. Mihrap, Adana Ulu Camii mihrabını hatıra getiriyor. Mihrap duvarlarında koyu renklerden oluşan hadisi şerif yer alır. Caminin ses sistemi çok beğendim. Sesler çok güzel yankı yapıyor. İkindi namazını burada cemaatle kıldım. Namazda iki saf bile yoktu.  Caminin müezzini 12, 13 yaşlarında davudi sesli genç bir kardeşimizdi.

Caminin güney kısmında dolaşırken yolun öbür tarafındaki mezar taşlarını görünce bir de o tarafa gitmek istedim. Kanalın yanına varınca bir sürprizle daha karşılaştım. Burada tarihi bir köprü vardı. Köprü ağaçlar arasında kalmış ve her yerini otlar kaplamıştı. Köprüyü otlar sardığından yanına varıncaya kadar tam olarak gözükmüyor. Üç sivri kemerden oluşan köprünün altından su akıyor ve kitabesi yok. Köprü orta kısmından itibaren yıkılmaya başlamış. Köprüyü geçip mezarlığa doğru gelirken yolun ortasına dikilmiş bir taş vardır. Bu taş mezar taşına da benziyor. Köprünün batısında yer alan mezarlığa da Osmanlı dönemine ait mezar taşı bulurum ümidiyle girdim. Otuz dakika kadar bu alanda araştırma yaptım.  Lakin herhangi bir ize rastlamadım. Bölgedeki kabristanlıkların tümü aile kabristanlığı. Bu civardan geçenler sadece inek ve koyunlarını otlatan çobanlardır.

Külliyenin kuzey batısında yer alan Sokullu Hamamı günümüzde çay ocağı olarak faaliyet gösteriyor. Hamamın günümüzde işlevi dışında kullanılıyor olması bile sevindirici bir durum. Zira yapıları, mekânları ayakta tutan en büyük faktör insan nefesidir. Sıbyan mektebi tek bir kubbeyle örtülüdür. Yapının kitabesi yok. Caminin kuzey kapısının karşısında yer alıyor.  Günümüzde buraya sadece görevliler girip çıkabiliyor. Gezi bittiğinde arasta da iki maşrapa ayran içip gözleme yemiştik. Gözleme sıcak ve çıtırken, ayranın tazeliğine de diyecek lafımız yoktu. Beni bu yapıya kavuşturan Allah’a hamdü senalar olsun.

Masal gibi bir kale: Payas Kalesi

Kalenin dört yanı hendekle çevrilmiş, 7 burç ve 8 de kulesi vardır. Kale etrafında yer alan hendekler geçmişte savunma amaçlı sularla doldurulmuştur. 8 metre genişliği olan hendeklerin, 7 metre civarında derinliği vardır. Bu derin hendekler ile kalenin işgal edilmesini zorlaşmıştır. Bu kale etrafındaki hendekleri görünce, hendek savaşının ne kadar da önemli olduğu aklıma geliyor.

Anadolu coğrafyasında bu tarzda başka bir kale görmedim, hendekler ile kale en güvenli hale getirilmiştir. Kalenin abidevi dış kapısı basık kemerli ve kitabesi yok. Kale kapısının üstüne çıkıp fotoğraf çekerken düşme tehlikesi yaşıyoruz.  İç kaleye girmek istiyoruz ama kapıların kapalı olduğunu öğreniyoruz. Kale yakın geçmişte restore edilmiş ve birçok yenilenme yapılmış. Kalenin iç kısmında evler var. Bu evlerin birkaçı sağlam, diğerlerinin ise sadece duvarlarının bir kısmı günümüze gelebilmiş. Kalenin duvarlarının tümünde dendanlar var ve yenilenen kısımlar çok net belli oluyor. Kalenin pencerelerinin bir kısmı dışardan küçük, içerden ise büyük tutulmuş, bu sayede yapılacak saldırılardaki zayiat azaltılmıştır.  Edebiyatımızın meşhurlarından Vatan Şairi, Namık Kemal’de bir dönem Payas Kalesinde mahkûm hayatı yaşamıştır.

Bir gözetleme yapısı: Cin Kule

Payas Kalesine 700 m. mesafedeki Cin Kule sahil ve liman bölgesine hâkim bir noktada yer alır. Kule limanı koruduğu gibi, gelen gemileri, tüccarları, düşmanları gözetlemek içinde kullanılmıştır. Günümüzde manzarasından olsa gerek seyir kafe ismini almıştır. Beden duvarları restorasyondan sonra yükseltilmiş ve denize bakan cephede 3 niş ile 3 tane pencere var bu sayede uzak noktalar şimdi de gözetlenebiliyor. Pencereleri içerden dışarıya doğru daralmaktadır. Selçuklu taç kapıları formundaki kapının, kitabesi yerinden sökülmüştür. Taş malzemeyle yapılan bu kule içinde birde su kuyusu var. Kuleyi gezmeye gelenlerin tümü kuyunun dibini görmeye çalışır.

Kubbe Dede Türbesi

Payas Kalesine 500 m mesafade yer alan Kubbe Dede Türbesi hakkında pek bir malumat yoktur. Türbe dikdörtgen formludur, sonradan yeşile boyanmıştır. Türbe kubbeyle örtülüdür ve her cephesinde yuvarlak kemerli bir pencere vardır. Türbe civarı yemyeşildir. Türbe içerisindeki uzun sanduka puşide ile örtülmüştür. Ayrıca duvardaki tabloda bir amentü gemisi vardır. 

 Faruk Azmi Alpsoy 

Yayın Tarihi: 04 Ekim 2019 Cuma 11:00 Güncelleme Tarihi: 03 Ekim 2019, 13:01
banner25
YORUM EKLE

banner26