İnsan olarak hepimizin bazı sıra dışı huyları, alışkanlıkları ve takıntıları vardır. Kitaplarını olağanüstü bulduğumuz yazarların da aslında birer insan olmaları hasebiyle ilginç alışkanlıkları, tuhaf takıntıları olabiliyor. İşte ünlü yazarların bilinmeyen tuhaf takıntıları ve alışkanlıklarından bazıları…

Hüseyin Rahmi Gürpınar
Günümüzde de oldukça sık rastlanan rahatsızlıkların başında obsessif ve kompulsif bozukluklar gelmektedir. Bu rahatsızlıkların en bilinenleri ise simetri ve temizliktir. Türk Edebiyatı’nın önde gelen isimlerinden biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın da takıntısı temizlikti. Yazar, eldivenleri olmadan asla dışarı çıkmazdı. Bu takıntısı yüzünden 50 yıl boyunca dört mevsim eldiven kullandı. Bunun nedeni ise Gürpınar’ın mikrop kapıp hasta olma korkusuydu. Yazarın farklı bir alışkanlığı ise tığ ile örgü örmekti. Bunu o kadar ilerletmişti ki sürekli Avrupa’dan yeni örgü modelleri getirtiyor ve ördüğü takkeleri evde giyiyordu.

Sezai Karakoç
Ülkemizin önemli düşünür, şair ve yazarlarından biri olan Sezai Karakoç’un en ilginç takıntısı fotoğraf çektirmeyi istememesi ve bundan özellikle kaçınmasıydı. Günümüze ulaşan fotoğrafları ise onun haberi olmadan çekilmiş olan fotoğraflarıdır.

Sabahattin Ali
“Kürk Mantolu Madonna”, “Sırça Köşk”, “Değirmen” gibi eserlerin ünlü yazarı Sabahattin Ali’nin ise diksiyon takıntısı vardı. Konuşan kişinin söylediği sözcük yanlış ise hemen düzeltirdi.

Charles Dickens
Victoria devrinin en iyi romancısı olarak kabul edilen Charles Dickens da birçok takıntıya sahip olan yazarlardandı. Takıntılarından biri boş zamanlarını kimsesizler morgunda geçirmekti. Yazar, morgda vakit geçirmenin ona ilham verdiğini düşünüyordu. Dickens’ın bir diğer takıntısı ise yatağının yönünü her daim kuzey kutbuna doğru çevirmesiydi. Eğer yatağı bu yönde değilse asla uyuyamıyordu. Sağlam bir hayvan sever olan yazarın evi, Ali Baba’nın çiftliğini aratmayan cinstendi. Evinde iki kuzgun, yedi köpek, bir kedi, bir kanarya ve bir midilliyle birlikte yaşıyordu. Dickens, “Grip” adını verdiğini kuzgununa öyle düşkündü ki öldüğünde onu gömmemiş, doldurtup çerçeve ettirerek duvarına asmıştı. Yazarın bir diğer takıntısı ise eserlerini yazmaya, her daim yeni elbiseler giyip yakasına bir çiçek taktıktan sonra başlarmış. Bununla da kalmayıp romanını bitirmeden evden çıkmamak için ayakkabılarını ve çalışma odasının anahtarını da hizmetçisine verirmiş.

Honore de Balzac
“Vadideki Zambak” başta olmak üzere birçok romanının yazarı Balzac, tam bir kahve müptelasıydı. Günde en az yirmi fincan kahve içerdi. Kahve yapacak kimseyi bulamadığında da kahve çekirdeği çiğnerdi. Bu sayede uyanık kalarak doksandan fazla roman yazdı. Balzac’ın bir başka takıntısı ise başucunda yanan bir mum olmadan hiçbir şey yazamamasıydı. Başucundaki mumu gündüzleri dahi yakardı. Balzac’ın bir takıntısı da yazı yazarken başına bir yün atkı bağlayıp ayaklarını da suya sokmasıydı.

Orhan Veli Kanık
Sevgili şair ve yazarımız Orhan Veli de tıpkı Balzac gibi bir kahve tiryakisiydi. Kahvesini bulabildiği en büyük bardaklara doldurarak içtiği bilinmektedir.

Immanuel Kant
Immanuel Kant’ın en büyük takıntısı dakik olmaktı. Her gün aynı saatte aynı yolda yürüyüş yapardı. Kant’ın hiç şaşmadan yıllarca aynı saatte yürüdüğü bu yol günümüzde, “Filozof yolu” veya “Kant yolu” olarak bilinmektedir. Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olan Kant’ın bir diğer takıntısı ise uyumadan önce kendisini battaniyelere sarmasıydı. Bu takıntısı yüzünden gün onun için sabah saat 05.00’te başlıyordu ve yataktan kalkabilmek için mutlaka bir yardımcıya ihtiyaç duyuyordu.

Friedrich von Schiller
Dünyaca ünlü Alman drama yazarı Schiller, yazarken masasında mutlaka ama mutlaka çürük bir elma bulundururdu. Soranlara, doğru sözcükleri bulmak için ara ara bu elmayı koklamanın onu başka diyarlara götürdüğünü, bir ormanda, yapraklar arasındaymış gibi hissettirdiğini söylerdi. Doğa tasvirli şiirlerin şairi olarak bilinen Schiller’in tüm bu eserlerini, üzerinde sinekler uçuşan çürük bir elmayı koklayarak yazması yeterince ilginç bir takıntıydı ama daha da ilginci vardı: Ünlü şair yazmak için elmanın kâfi gelmediği zamanlarda banyoya kapanır ve suyun içinde ilham gelmesini beklerdi. Bazen ise banyoda suyun içinde yazı yazmak gibi garip bir alışkanlığa da sahipti.

James Joyce
İrlandalı yazar James Joyce’un en büyük takıntısı; eserlerini mutlaka yatağında, yüzüstü, büyük mavi kalemiyle, beyaz giysiler içinde yazmaktı. Yazmak onun için bir ritüeldi. Bunların biri eksik olsa asla yazamazdı. Joyce’un bu takıntılı yazma ritüeli içinde hiç kelime tekrarı ve isim tamlaması olmayan 500 kelimelik tek bir cümle yazmasını da sağlamıştır.

George Bernard Shaw
Nobel Edebiyat Ödüllü oyun yazarı George Bernard Shaw’ın en büyük takıntısı tüm eserlerini evinin bahçesine yaptırdığı bir kulübede yazmış olmasıdır.

Tevfik Fikret
Türk şair, öğretmen ve yayıncı Tevfik Fikret’in en büyük takıntısı dört mevsim buzlu su içmesi ve sokağa şemsiyesiz çıkmamasıydı. Şemsiyeyi, sokaktaki insanlarla göz göze gelmemek, karşılaşmak istemediği kişilerden kaçmak için kullanırdı. Fikret’in bir diğer takıntısı da Tolstoy’u çok sevdiği için devamlı onun gömleklerine benzer gömlekler giymesiydi. Aynı zamanda yürürken arkadaşlarından hep sağ tarafında yürümelerini isteyen yazar, sebebi sorulduğunda; kalbinin üzerini gösterip, “Orada Nazime var.” derdi.

Virginia Woolf
İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen Virginia Woolf manik-depresifti. Ancak yaşadığı dönemde henüz kimse bu rahatsızlığı bilmiyordu. Çevresindekiler onun deli olduğunu ve sık sık nöbetler geçirdiğini söylermiş. Woolf’un en ilginç takıntısı çok sevdiği kız kardeşi Vanessa’nın resim yaparken ayakta durmasından feyz alarak birçok yazısını ayakta yazmış olmasıdır.

Editör Hakkında