Arjantinli öykü, deneme, şiir yazarı ve çevirmen Jorge Luis Borges’in “Rüyalar Kitabı” Işık Ergüden tarafından çevrildi. Kitap, Kırmızıkedi Yayınları’ndan çıktı. Jorge Luis Borges’in “25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler” kitabı dahil Dünya Edebiyatı’ndan seçtiği 28 kitapla oluşturduğu “Babil Kitaplığı”nda yerini alan “Rüyalar Kitabı” ile “Babil Kitaplığı” Borges ile başlayıp Borges ile biterek 30 kitaplık seriyi tamamlıyor.
Meraklı okurun hoşlanması için bir araya getirilmiş son derece çeşitli metinlerden bir araya gelen bu eser; Doğu'nun peygamber rüyalarından Ortaçağ'ın alegori ve hicivlerine, Caroll'un ve Franz Kafka'nın saf oyunlarına kadar uzanarak bu kadim türün evrimini ve dallanıp budaklanmasını keşfe çıkmaktadır.
Aeneis'in yedinci kitabı Odysseia'daki bir geleneği sürdürür ve bizi rüyalara götüren iki kutsal kapı olduğunu belirtir: Fildişi olan sahte rüyaların kapısıdır, boynuzdan olan ise kehanet kapılarının. Fakat özellikle bir rüya türü vardır ki eser, bunun üzerine kurgulanmış gibidir: Kâbuslar! Gece masalına tekabül eden kabus türünün Victor Hugo'ya "gecenin kara atı" metaforuna esin kaynağı olduğu açıktır.
Kendi yüzünün karşısında bir aynanın sureti vardır. Rüya gören biri kendi kendisiyle karşı karşıya gelen biri gibidir: kendi yüzünün karşısında bir aynanın sureti vardır. Kirli kaynaktan temiz bir şey çıkabilir mi? Ya hakikat çıkabilir mi yalandan? Umut ettiğin şey, rüyasını gördüğün şeydir.
Ağzından laflar acele çıkmasın ve yüreğin Tanrı'nın huzurunda laf etmekte telaşa kapılmasın, çünkü Tanrı göklerde,sense yerdesin. Fazla meşguliyetten rüyalar, fazla laftan ise saçmalıklar doğar.
Uyanıkken herkes ortak bir dünyada yaşar fakat uyurken herkes, kendi dünyasında yaşadığını düşünür; uyandığında doğal dünyayla söyleşir; uyurken özel dünyasıyla...
Onu uyandırmaktan, yani kendimi yok etmekten ürküyordum. Bu yüzden erdemli bir yaşam sürdüm. Ama sonunda gösterinin aşağılayıcı niteliğinden yoruldum ve o zamana dek korkmuş olduğum şeyi ateşli bir şekilde ister oldum: Onu uyandırmayı! Ve suç işlemekten vazgeçmedim. Fakat beni rüyasinda gören kişi, başkalarını ürkütmekten çekinmiyor mu? Korkunç görüntülerden haz mi alıyor yoksa onlara önem vermiyor mu? Bu monoton kurmaca içinde, beni rüyasında görene benim bir rüya olduğumu, rüya göreni rüyamda görmek istediğimi söyledim. Rüya gördüğünü fark ettiğinde uyanmaz mı insan ? Bunu ne zaman başaracağım?
Borges'e göre "İnsan, rüyaları boyunca istikbaldeki yaşamın idmanını yapar."
"5-6 yaşlarındaki yeğenim Miguel’e sordum:
Gece ne rüyası gördün?
Anlattı:Rüyamda bir ormanda kaybolmuştum. Sonunda ahşap bir eve vardım. Kapı açıldı ve siz çıktınız.
Aniden merakla bana sordu: Söylesenize, o evde ne işiniz vardı?"
"We are such stuff as dreams are made on... Shakespeare'in oyunlarının en güzelinde, en şiirselinde ve kahredici kederlisinde Prospero'nun ağzından çıkan bu derin sözleri tekrar ediyorum. Bizler rüyalarımızla aynı kumaştan yapılmışız: Bu demektir ki karşılıklı olarak, biz rüyalarımızı kendi tözümüzle dokuyoruz."
Belki de kâbusun kendine özgü bilgisi, gerçekliğin bizde yol açabileceği korku ve korkulardan çok daha çeşitlidir. Germen ulusları kötülüğün bu belli belirsiz pususuna Latin soyundan gelenlerden daha duyarlı gözükmektedir.
Kutsal Kitap' taki rüyalar, rüya tarzında değil metafor mekanizmasını oldukça tutarlı şekilde kullanan kehanetlerdir.
"Kendimle Aramda Amma Fark Var!"
400 yılına doğru, Mónica 'nın oğlu ve Hippo Regius
başpiskoposu Aurelius Augustinus-sonraları Aziz Agus-
tinus diye bilinecektir- İtiraflar' ını kaleme aldı. Uyanıkken etik-felsefi anlayışına ve Hristiyan doktrinine bağlı kalan bu adam rüyalarında hücum eden yozluklar ve
aşırılıklar karşısında şaşkınlığını gizlememişti.
"Bunlar,
benim içimde meydana gelse de ben yaratmıyorum onları," dedi, "Kendimle aramda amma fark var!" Ve başpiskopos rüyalarının içeriğinden sorumlu olmadığı için Tanrı'ya teşekkür etti.
Hakikat şu ki sadece bir aziz, kendini sorumsuz bilerek huzur içinde kalabilir."
Borges’teki gece kavramını irdelerken, yıllar içinde onu, kendi kendine okuyabilme yetisinden yavaş yavaş mahrum eden körlüğünden söz etmek önem taşıyor. Karanlığa Övgü’sünde gecenin ve karanlığın bambaşka boyutlarına, kendi körlüğüne, ölümüne yoğunlaşmasına ve “kendi merkezini” keşfetmesine tanık oluyoruz.
Borges’in Doğu ve Batı kültüründen derlediği ‘edebi bir kazı’ niteliğindeki kitapta; bir rüyasına yer verilen Lübnan asıllı Arjantinli şair Namer İbn El Barud şöyle diyor: ‘Rüyamda sağ bir geyiğin düş kırıklığına uğramış avcıdan af dilediğini gördüm.’
Tüm sınırları aşan rüyalar, zaman ve mekanın ötesine götürür insanı. Ünlü yazar Borges de evrensel bilincin bu ortak diline olan hayranlığını öyküleri, denemeleri ve şiirleriyle gösteriyor; "Rüyalar Kitabı"nda.