Tabiin neslinden Yemenli zâhid olan Veysel Karanî (ra), Hz. Peygamber’in hırkası ve ona muhabbeti ile özdeşleşmiş bir isimdir. Her dönemde Müslümanlar için muhabbet kaynağı olan bir şahsiyet olmuştur Veysel Karanî. Belki de bunun sebeplerinde biri zahidane hayatıdır. Necdet Tosun hoca onun manevi tesiri hakkında “Zâhidâne hayatı dolayısıyla Veysel Karanî tasavvuf ehli tarafından örnek bir şahsiyet kabul edilmiş, Hz. Peygamber’i zâhiren görmemekle birlikte mânen kendisinden feyiz aldığı ileri sürülmüştür.” diyor (“Veysel Karanî “, TDVİA) Ayrıca “Resûl-i Ekrem’i, Veysel Karanî’yi veya herhangi bir şeyhi görmeden rüya gibi mânevî bir yolla onlardan eğitim alan kişilere Üveysî denmiş, bu şekilde eğitim almaya Üveysîlik adı verilmiştir.”
Müslümanlar arasında “Münacat-ı Veysel Karanî” adıyla bilinen ve Cevşenü’l-Kebir’de de geçen meşhur duayı içinden geçtiğimiz mübarek vakitler hürmetine alıntılıyoruz.

Bismillâhirrahmânirrahim
“Ey bizim ilahımız! Rabbimiz sensin. Çünkü biz kuluz. Nefsimizin terbiyesinden âciziz. Demek bizi terbiye eden sensin.”

“Hem sensin Hâlık (Her şeyi var eden yaratıcı). Çünkü biz yaratılmışız, yapılıyoruz.”

“Hem Rezzak (Bütün canlıların rızkını veren) sensin. Çünkü biz rızka muhtacız; elimiz yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren sensin.”

“Hem sensin Mâlik (Her şeyin hakiki sahibi olan). Çünkü biz kuluz. Bizden başkası bizde tasarruf ediyor. Demek Mâlikimiz, sahibimiz sensin.”

“Hem sen Azizsin (İzzet, şeref ve yücelik sahibi, Allah), izzet ve azamet sahibisin. Biz zilletimize (alçalma, aşağılanma) bakıyoruz; üstümüzde bir izzet cilveleri var. Demek senin izzetinin aynasıyız.”

“Hem sensin sınırsız zenginliğe sahip olan. Çünkü biz fakiriz; fakirliğimizin eline yetişmediği bir zenginlik veriliyor. Demek Ganî (Mutlak zengin) sensin, veren sensin.”

“Hem sen Hayy-ı Bâkîsin (Sürekli var olan ve sonsuz hayat sahibi olan Allah). Çünkü biz ölüyoruz; ölmemizde ve dirilmemizde bir daimî hayat verici cilvesini görüyoruz.”

“Hem sen Bâkîsin (Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa beka veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah). Çünkü biz, geçip gitme, kaybolma ve ölmemizde, senin devam ve sürekliliğini görüyoruz.”

“Hem sen şeref sahibi yüceler yücesisin. Çünkü ben kötülük içinde bocalıyorum. Demek şeref ve haysiyet senden geliyor.”

“Hem sen Muhsîn’sin bütün iyilikler, güzellikler sendendir, senden gelir. Çünkü ben kötülük ve günahlara mazharım, suç ve kabahatim çoktur.”

“Hem sen Gafur’sun, günahları bağışlayansın. Çünkü ben günahlardan kurtulamıyorum, mağfiretin olmazsa kim beni bağışlar, suçlarımı affeder.”

“Hem sen Azim’sin, azamet sahibisin. Çünkü ben hakirim, sen olmazsan bir hiçim, hiçbir şeref ve değere sahip değilim.”

“Hem sen Kavî’sin, her şeye gücün yeter. Çünkü ben zayıfım, Senin yardımın olmazsa hiçbir şeye gücüm yetmez.”

“Hem cevap veren, nimet, hediye veren sensin. Çünkü biz, bütün varlıklar, sözle ve hareketlerle konuşan dillerimizle daimî bağırıp istiyoruz, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerine geliyor, maksudlarımız veriliyor. Demek bize cevap veren sensin.”

“Hem sen Emin’sin, Çünkü ben korkuyorum, ancak Seninle emniyet bulurum. Kalplere huzur, akıllara güven veren sensin, sana korku arız olmaz.”

“Hem sen Cevad’sın, cömertsin. Çünkü ben ihsanına muhtacım, sen ise bol bol verensin, atiyyen bitmez hazinen tükenmez.”

“Hem sen dualara icabet eden Mücib’sin. Çünkü dua edip yardıma muhtaç olan benim. Kabul buyurmazsan hangi kapı var gideyim.”

“Hem sen Şafîsin, bütün maddî manevî hastalıklara şifa verensin. Çünkü ben hastayım, türlü türlü illet ve hastalıklara müptelayım.”

“İşte sen günahlarımı mağfiret et, suçlarımı bağışla, her türlü hastalığıma şifa ver, ya Allah, ya Kâfî, ya Vafî (sözünde duran), ya Rahîm, ya Şâfî, ya Kerim, ya Muâfî (afiyet veren)!”

Editör Hakkında