Hareket dergisinde yayımlanan yazılarından oluşan “Var Olmak” kitabında Nurettin Topçu, aşkı düşüncenin türlerinden biri olarak inceliyor. Kitapta yer alan “Düşüncenin Derinlikleri” ve “Aşkın Halleri” başlıklarını taşıyan yazılarında düşünceyi katmanlı bir yapı olarak tarif ediyor.

Nurettin Topçu’ya göre varlığı “… akıl ile, duygu ile, sevgi ile, aşk ile, ihtiras ile ve merhamet ile” tanımak mümkündür. Bunlar bilginin çeşitli şekilleri ve dereceleridir.

Akıl insanoğlunu dünyada diğer canlılardan ayıran cevherdir. Buna mukabil aklın ürünü olan ilim merhamete kıyasla pek kıymetsizdir. Hatta belki de bir vehimdir, sistemli bir vehimler topluluğudur.

Duygu ise hem aklı harekete geçiren güçtür hem de kendi bilincine vardıran araçtır. Topçu’ya göre duygular, “… insan denen bu ağacın güzel, çirkin çiçekleri ve kokularıdır. Onlarla avunur, onlarla hayata tahammül ederiz.” Duyguların eseri olan sanat, öz yurdundan uzaktaki insan için bir tesellidir.

Sezgi, insana sonsuzluktan bir ışıktır. Belki de hakikatin kapısıdır. “Sezgi, varlığın yine içinde kalmak şartıyla kabuğundan derinine doğru inmesi, kendi kendinde derinleşmesidir.” Sezginin rehberlik ettiği hikmet ve felsefe insana hakikati gösterdiği gibi aczini de haykırır.

Sıra aşka geldiğinde Nurettin Topçu onu şu şekilde anlatıyor: “Aşk, ümitsiz varlığımızı sonsuzluğa doğru uçuran kanattır; sonsuzluğun ümididir. Varlıkların hepsiyle dolup taşmaktır.”

“Aşk, dünyaların her an yeniden yaratılma şevkidir; ebedi ruhlardan bize doğru bir akım, fenadan bekaya bir intikaldir.”

“Aşk eşyanın dilidir, zaman ile mekânın birleşen vücududur. Mazi ile hâlin yer değiştirmesi, mazinin hâl, hâlin mazi tarafına geçerek kucaklaşmalarıdır. Zamanın ebedilikle el ele vermesidir.”

“Aşk, başkalarının varlığında sonsuzluğa yemin olan merhametle eriyiştir, tapınılan varlığa nefsini kurban eden ruhun merhamet zerreleri hâlinde O’nun varlığına karışmasıdır.”

“Aşk bir şuur hâlidir. Ancak bütün şuur hâlleri kendilerine özel bir düzen içinde tek tek yaşandıkları hâlde aşk, kalabalık şuur hâllerinin toplu hâlde şuura yaptıkları baskındır. Bu baskın şuur dışında, yani yaşarken varlığının farkında olmadığımız derinlerdeki ruh dünyamızdan gelir, onun taşarak şuur alanını kaplaması hâlidir.”

“Gerçek aşkın dünyasında sevinç ve keder, zaman ve mekan, kayıp ve kazanç denen şey yoktur. Onda iyi ve kötü, uzak ve yakın, gerçek ve yalan da karşılıklı duran hüviyetlerden sıyrılmışlardır.”

“O, ölümden kurtaran kuvvettir. Aşk, ruhtan ölüm korkusunu ve vehmini sıyırıp attıktan sonra bedenin çürüyüşüne ne ad verilirse verilsin, aşkın umurunda olmaz.”

“Aşkın bir şeyden korkusu, kimseden pervası yoktur.”

“Aşkın öyle görüşleri vardır ki, yüzbinlerce akıl onun derinliklerine dalmaktan âciz kalır. aşkın hürriyetini kazanmak için aklın dizginlerinden sıyrılmak şarttır. Akıl bizdeki bostan korkuluğudur, yüksekte uçan kuşlar ondan korkarlar.”

“Aşk bir kuştur ki, bir başa konmadıkça aranmaz.”

“Tabiat aşkın anası, güneş sevgilisidir. Tabiat içinde gelişen aşk, ana kucağında uyuyan yavru gibi mahzunlaşıp nazlanıyor. Anasından ayrılıp da bir ruhun kafesine kapanınca şiddet ve isyan oluyor. Sonsuz olan aşk, bir insan varlığına hapsedilince ondan taşmak ve tekrar âleme yayılmak istiyor.”

“Aşk, varlığın kendi kendisini tanıması hâlidir.”

“Sonsuzun zaferi bu yeryüzünde de kazanılır. Ancak aşkın kılıcıyla o zafere ulaşıyor. Bu zaferin müjdesi ve mükâfatı, Rabb’in temaşasıdır.”

Editör Hakkında