Gazzali’ye göre, öğretmenlik çok yüce bir görevdir. Bu yüceliği şu sözlerle anlatmaktadır:
“Öğretmen, beşerin kalpleri ve ruhları üzerinde tasarrufta bulunan kişidir. Yer yüzünün en şerefli varlığı insandır. İnsanın en değerli varlığı da onun kalbidir. Öğretmen, işte böylesine değerli olan insan kalbini mükemmelleştirmek, arıtmak ve Allah’a yakınlaştırmaya sevk etmekle meşgul olan kişidir.”
Gazzali’ye göre öğretmenlik; hem Allah’a ibadet hem de Allah’a hilafettir. Allah, âlimin kalbine kendisinin en şerefli sıfatı olan ilimden bir kapı açmıştır. İlim adamı, hazinelerin en değerlisine muhafızlık yapan, üstelik bu hazineden ihtiyaç nispetinde dağıtan kimsedir. Bu çok büyük bir rütbedir.
Gazzali, öğretmenliğin çok şerefli bir görev olduğunu, ancak bu görevin çok ağır sorumlulukları olduğuna dikkat çekerek öğretmenlik görevini üstlenenlerin uymaları gereken hususları da şöyle sıralamaktadır:
1- Öğretmen öğrencisine şefkatli olmalı, onu çocuğu yerine koymalıdır. Müminlerin öğretmeni olan Hz.Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Çocuğuna göre baba ne ise size göre ben de öyleyim.”
2- Öğretmen Hz. Peygamber’e (s.a.v) uyarak eğitim çalışması karşılığında ücret ve teşekkür bile kabul etmemelidir. Bu şerefli göreve öğrencileri vasıtasıyla sahip olduğunu bilmelidir. İlim, Allah rızasının dışında hiçbir şeyin vasıtası olamaz.
3- Öğretmen, ilmin asıl gayesi konusunda öğrencisini uyararak onun ahlâkını düzeltmek için elinden geleni yapmalıdır. İlmin asıl gayesinin Allah’a yaklaşmak olduğunu öğrencisine benimsetmelidir. Ancak bu tür eğitimin başarılı olabilmesi için Gazzali’ye göre, öğretmen bunu öncelikle kendisinde gerçekleştirmelidir.
4- Öğretmen, öğrencisini gayr-i ahlâkilikten men ederken açık ifadeler kullanmamalı, dolaylı ve üstü kapalı bir üslup kullanmalı, kırıcı olmamalı ve merhamet yolunu seçmelidir. Gazzali bu metodu, pedagojinin en ince kurallarının biri olarak niteliyor. Çünkü sert tavırlar ve ifadeler, öğretmenin otoritesini sarsacağı gibi öğrencide de yasaklara karşı ilgi ve istek uyandırır.
5- Herhangi bir ilim dalında öğretmenlik yapan, bu ilim dalını överek başka ilim dallarını yermemelidir. Gazzali bu öğretmenlerle ilgili olarak şöyle der: “Bu öğretmenler için kaçınılması zaruri kötü bir ahlâktır. Bir ilmi öğretmekle yükümlü olan kimse, öğrencilerine diğer ilimleri öğrenme yolunu da göstermelidir.”
6- Öğretmem öğrencisinin, zekâ seviyesini göz önünde bulundurmalı aklının kavrayamayacağı konulara girmemelidir. Bu metot, Peygamberimiz’in de (s.a.v) takip ettiği bir eğitim usulüdür. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur. “Biz peygamberler, insanların seviyesine inmek ve onlara akıllarının kavrayacağı şekilde konuşmakla emrolunduk.”
7- Öğretmen tedrisatta, (ders anlatımı) basit ve net ilk bilgilerden kompleks (basit olmayan) bilgilere doğru gelişen bir program takip etmeli, işin başında tartışmalı konulardan ve yorumlardan söz etmemelidir. Zira aksine tutum öğrenciyi temel bilgilerden soğutur; Öğrenci de vaktinden önce kendine güvenme ve tartışmalı konulara daima heves uyandırır. “Herkes Allah’ın kendilerine mükemmel bir akıl verdiğinden emin ve memnundur. İnsanların en aptalı ve aklı en kıt olanı da aklının kemalinden en çok memnun olanıdır.” Bu münasebetle halk eğitimine de temas eden Gazzali, özellikle ilim adamları arasında görüşülüp tartışılması gereken konulara halkın katılımını önlemek, bunun yerine halka ibadet ve çeşitli meslek ve sanat bilgileri vermek gerektiğine, aksi hâlde halkın, ağır ilmi konuları kavrayamamak yüzünden şüpheye düşmeleri yanında, hayatın devamının şartı olan meslek ve sanatların da ihmal edilme tehlikesinin ortaya çıkacağına dikkat çekiyor.
8- Eğitimci pratik ilimleri öğrettiği gibi aynı zamanda yaşamalıdır da. Zira, Gazzali’ye göre insanlar genellikle bilgiden ziyade, bilginin yaşanmasına itibar ederler. Şu hâlde eğitimci, bilgisini geliştirmeye ve yaymaya gösterdiği çabadan daha fazlasını, davranışlarını güzelleştirmekte göstermelidir. Nitekim Allah Teala “İnsanlara iyiliği emredip de kendinizi unutuyor musunuz” (Bakara suresi/44) buyurmuştur. Bu konuda Hz. Ali (r.a) de şöyle demiştir: “iki insan beni çatlatır: Cahil sofu ile ahlâksız âlim. Cahil, sofuluğu ile âlim de ahlâksızlığı ile insanları yanıltır.”
9- Gazzali’nin ahlâk eğitiminde tavsiye ettiği metotlardan biri de modern eğitim psikolojisinde “ferdiyet farkları” denilen, her öğrencinin doğumuyla birlikte sahip olduğu özellikler ile sonradan kazandığı özel kabiliyetlerin, öğretmen tarafından göz önüne alınmasıdır. Gazzali bu konuda şöyle diyor: Tabip, bütün hastaları tek tip ilaçla tedaviye kalkışması halinde çoğunu öldürür. Bunun gibi öğretmen de öğrencilerine bir tek eğitim metodu uygularsa onları tehlikeye sokar ve ruhen öldürür. Şu hâlde öğretmen öğrencisinin özel durumunu, önüne almalı ve buna göre eğitimi gerçekleştirmelidir.
İlim yolculuğunda öğrencinin görevlerini ise Gazzali şöyle sıralamaktadır:
1- Öğrenci, en başta nefsini ahlâki rezilliklerden ve kötü sıfatlardan temizleme gayreti göstermelidir. Çünkü bedeni bir ibadet olan namaz için beden temizliği gerektiği gibi ruhi bir ibadet olan ilim için de ruhun arınması şarttır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de müşriklerin “necis” (murdarlık, pislik) olduğu belirtilmiştir. (Tevbe/28) Halbuki bir müşrik bedeni bakımdan temiz olabilir. Gazzali, konuya açıklık getirmek için; “İçinde köpek bulunan eve melekler girmez” hadisinin zahiri manası yanında, şöyle bir izah da getirmektedir: “Kalp de meleklerin menzili, tesir sahası ve karar yeridir. Gazap, şehvet, kin, hased, kibir, kendini beğenme vb. sıfatların her biri, havlayan köpeklere benzer. Kalp bu köpeklerle dolu iken melekler oraya nasıl girsin? Halbuki Allah, ilmin ışığını kalbe melekler vasıtası ile gönderir.” Gazzali’ye nice ahlaksızların da ilim sahibi olduğu söylenecek olursa, o şöyle cevap verecektir: “Tam tersine, böyle biri ahiret saadeti sağlayan ilimden son derece uzaktır. Peygamber (s.a.v), “Bilgisi artmasına rağmen davranışlarında bir düzelme olmayan kimse için bu bilgilerin kendisini Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını” buyurmuştur.
2- Öğrenci ilmi, diğer bütün dünyevi meşguliyetlere tercih etmeli, gerektiğinde ailesinden ve vatanından ayrılmaktan çekinmemelidir. Zira Gazzali’ye göre zihnin başka şeylerle meşguliyeti, ilmi hakikatlerin öğrenilmesine engel olur.
3- Öğrenci, ne ilme ve ne de öğretmene karşı kibirli davranmamalı, aksine öğretmene tam bir teslimiyetle itaat etmeli, öğretmenin nasihatlerine uymalı, öğretmenin izni olmadıkça soru ve itirazda bulunmamalıdır. “Kibrin en kötüsü, ilimden yararlanmak ve gerçeği öğrenmekten alıkoyanıdır.”
4- Nazari (henüz düşünce hâlinde olan, teorik) ilimleri tahsil eden kimse, temel bilgileri öğrenmeden gerek dini gerekse din dışı ilimlerde muhtelif mezhepler arasındaki tartışmalı ve şüpheli konulara girmemelidir. Aksi hâlde zihni dağılır ve öğrenme güçlüğü çeker.
5- Öğrenci her ilim dalının konusu, gayesi ve metodu hakkında bilgi edinmeli, sonra da imkânları dâhilinde geniş çalışmalar yapmalıdır. İlimlerin he yönden birbiriyle ilgisi vardır. Bu nedenle öğrenci, hiçbir ilim dalını küçümsememelidir.
6- İlimler zorunlu bir sıra takip ederler ve biri diğer ilme ulaşmada aracı yerine geçer. Bu nedenle öğrenci ilimleri tahsil ederken hepsine birden öğrenmeye çalışma yerine belli bir sıraya göre ilmi tahsil etmelidir.
Gazzali’nin burada önemle üzerinde durduğu bir husus da öğrencinin, bir ilimde ihtisas kazanmış kişiler arasındaki görüş ayrılıklarında veya bunlardan bir kısmının, ilmin gerektirdiği şekilde yaşamadıklarına bakıp da o ilmin kötü olduğu hakkında hüküm vermemesidir. Gazzali, Hz. Ali’nin (r.a) şu sözünü hatırlatıyor: “Hakikati, insanlara bakarak tanıma; sen önce hakikati tanı ki hakikat erbabını da tanıyabilesin.”
7- Eğer tahsil yapan kimse, muhtelif ilimlerde geniş bilgiler edinemeyecek kadar ileri yaşta ise Gazzali’ye göre artık bu kimsenin her ilimden bir tadımla yetinmesi ve ömrünün geri kalan kısmını, kurtuluş ve mutluluk vesilesi olan ilme, Ma’rifetullah’a; yani ihlâslı bir kul olmaya gayret etmelidir.
8- Öğrenci her ilmin hangi faktörlere göre değerli olduğunu bilmelidir.
9- Öğrencinin ilim tahsilinde dünyevi gayesi, ruhunu faziletle süslemek ve güzelleştirmektir. Uhrevi gayesi de Allah’a yakınlaşmak olmalı; ilmi ile ünvan, makam ve servet edinmeyi, aşağılık kimselerle tartışma yapmayı, akranı ile üstünlük yarışına girmeyi hedef almamalıdır. Gazali bu hususu dikkatten uzak tutmamak ve Allah’ın ismini yüceltmeyi gaye edinmek kaydıyla her türlü ilimle meşguliyetin faydalı ve sevaba değer olduğu düşüncesindedir.
Mahmut Şevket Serik