“Görünmeyen Üniversite”, Prof. Dr. Ersin Nazif Gürdoğan’ın Mehmed Zahid Kotku hazretlerini ve Dergâh kültürünü anlattığı eseridir. Öyle ki; “Görünmeyen Üniversite” denince İskenderpaşa, İskenderpaşa denince “Görünmeyen Üniversite” akla gelir.
Cahit Zarifoğlu, Mavera dergisi için Ersin Nazif Gürdoğan’dan Mehmed Zahid Kotku hocaefendiyi anlatan yazı yazmasını istemiştir. Bu yazıların çok sevilmesi üzerine; Mavera ve İslâm dergilerinde tasavvuf ve tüketime ilişkin yazılar da bir araya getirilerek yeniden düzenlenip ve genişletilmiş, “Görünmeyen Üniversite” kitabı ortaya çıkmıştır.
Ersin Nazif Gürdoğan, Görünmeyen Üniversite’yi Mahmud Es’ad Coşan Hocaefendi’ye takdim ettiğinde Hocaefendi okuduktan sonra çok beğendiğini söylemiş, “Bu kitap her hâlükârda yayınlansın! Bu kitap, Hocamız’ı dünya literatürüne kazandırır!” demiştir. Gerçekten de öyle olmuş; ABD’de, İngiltere’de, Fransa’da o kitapla ilgili çalışmalar yapılmıştır.
Görünmeyen üniversitelere duyulan ihtiyacın daimî olduğunu düşünerek Görünmeyen Üniversite’den Dergâh kültürüne dair 15 alıntıyı paylaşıyoruz.
“Dergâh kültürü bütün boyutlarıyla hayatı kolaylaştırırken güzelleştirir, güzelleştirirken kolaylaştırır. Dili, rengi ve inancı ne olursa olsun, herkes iç dünyanın derinliklerinde kendisini görür. Zengin Dergâh kültüründe, her alana ışık tutulur. Bu yüzden gönül dünyasının zirveleri, güncelliklerini hiçbir zaman kaybetmezler. Onlar her zaman yenidirler, onları okumaktan hiç kimse usanmaz.”
“Dergâh kültürünün zirveleri, iç dünyanın bilgeliklerini dış dünyaya taşırlar. Onlar düşünceleriyle ve eylemleriyle insanlara her iki dünyayı bir bütünlük ve bir süreklilik içinde değerlendirme gücü kazandırırlar. Hayatı anlamlı kılmanın olduğu kadar, yaşanır kılmanın bilgisi de iç dünyanın bilgelerindedir.”
“Dergâh kültürüyle, ihtiyaçlarla isteklerin arasındaki sınırlar açık olarak belirlenir. İnsanlar sınırsız isteklerin peşine düşerlerse fiziksel ve zihinsel kirlenmenin önüne hiçbir güç geçemez. Dünyanın kaynakları sınırlı olduğundan, hayatın sürdürülmesi için insanların istekleri de sınırlandırılmalıdır. İstekleri gönüllü olarak sınırlandırmak için insanlara, iç dünyanın dış dünyadan daha zengin olduğunu anlatmak gerekir. İç dünyayı olgunlaştırmanın ışığı Mesnevi’de, dış dünyayı dönüştürmenin ışığı da Mukaddime’dir.”
“Dergâh kültüründe öğrenmenin yolu sohbettir, sohbetin yeri, zamanı ve yaşı yoktur. Sohbet halkalarında bilgiler bilgeliklere, düşünceler eylemlere dönüşür. Hayata hayatın içinden bakan sohbetlerle, yaşamak hem kolaylaşır hem de güzelleşir. Birlikte ele alınan iki dünya hakkında, bilinenlerin bilinmeyenler yanında ne kadar az olduklarının bilincine sohbetlerle varılır. Bunun için sohbet kültüründe, ya öğrenen ya öğreten olmaya büyük özen gösterilir. Dergâh kültürü, öğreterek öğrenme, öğrenerek öğretme kültürüdür.”
“Dergâh kültürüyle donananlar, Gazali’nin önemle üzerinde durduğu gibi, sağlam paraları olmayan toplumların sağlam ekonomileri olmayacağını bildikleri için, değişik amaçlarla kurdukları yardımlaşma vakıflarıyla, hem paradan para kazanmanın önüne geçmişler hem de üretime canlılık kazandırmışlardır. Onlar tarihin yüzyıllardan beri bilinen, para ticaretinin yol açtığı haksız kazançların ve yoksulluğun üstesinden gelmek için taşınmaz vakıfları kadar, nakit vakıflarına büyük önem vererek hem eğitim hem de üretim seviyesini artırmışlardır.”
“Geleceğin barış dünyasının temelleri, Dergâh kültürüyle yoğrulanların elleriyle atılacaktır… Geçmiş yüzyıllarda Farabi ve Aristo, hem Doğu hem Batı dünyalarının iki önemli yön göstericileri düşünce ve eylem zirveleri olmuştur. Gelecek yüzyıllarda ise bütün dünyanın yön gösterici düşünce ve eylem zirveleri Mevlânâ ve İbn Haldun olacaktır. Dünya barışının yol haritasını arayanlar Mesnevi’de ve Mukaddime’de bulacaklardır.”
“Dergâh kültüründe, ölümü unutmamak için her gece, bir çeşit ölüm olan uykuya varmadan önce, bıkmadan usanmadan, insanların iç dünyalarında kendi ölümlerini yaşamaları istenir. Ölmeden önce ölmesini bilmek, sanki ölmüş gibi ‘Vurana elsiz’ ve ‘Sövene dilsiz’ davranmak, tekrarı olmayan bütün bir hayatın dünya gözüyle sorgulamasını yapmak demektir. Gönül dünyasında ölmeden önce ölmek, hayatı kolaylaştırmanın, dünyayı kirlerinden arıtmanın ve hayatı yaşanır kılmanın en sonuç alıcı yöntemlerinden biridir. Ölmeden önce ölmek, hayatı anlamlı kılan ölümü düşünmek, hayattan sürgün edilen ölümü yeniden hayata döndürmektir.”
“Dergâhlar, hayatın her alanında, yalnızca Allah’ın sevgisini kazanma okullarıdır. İnsanların, sevdikleri insanlara benzemeleri, onlar gibi olmaya, onlar gibi yaşamaya çalışmaları, tutum ve davranışlarını onlarla özdeşleştirmeleri, öncülere bağlanmanın temelini oluşturur. Gönül zirvelerinden birine benzemeye çalışmak, zirvelerin zirvesi olan Son Peygambere benzeme yolunda ilerlemektir. Allah’ın son Peygamberine bağlananlar Allah’a bağlanırlar.”
“Dergâh kültürünün öncülerinin güçleri, dünyanın yalnızca haramlarından değil, yeri ve zamanı gelince helallerinden de vazgeçmesini bilmelerinden kaynaklanır… Gönül dünyasının Avrupa'daki zirvelerinden Guenon’un ortaya koyduğu gibi: ‘İnsanlar insanlar rüyalarında bile göremeyecekleri bu tüketim ürünleri yokken pekâlâ bunlarsız yapabiliyorlardı. Şimdi ise işler tersine dönmüştür. Artık bu tür ürünleri zorunlu saydıkları için, bunlarsız yapamamakta, bunlardan yoksun oldukları zaman mutsuz olmaktadırlar.’ Bunun için Dergâhlarda insanların karınların doyurulması kadar gözlerinin de duyurulmasına önem verilir.”
“Dergâh kültüründe herkes veren el olmak için ihtiyacından daha fazlasını üretir, ancak hiçbir zaman ihtiyacından daha fazlasını tüketmez. Dergâh kültürüyle yoğrulanlar, birbirleriyle tüketen el olmak için değil üreten el olmak için yarışırlar. Dünya sınırlı zenginliklerle, öteki dünyadaki sınırsız zenginlikleri kazanmanın gizemli bahçesidir.”
“Dergâh kültüründe hayat şiirdir, şiir hayattır. İki dünyanın şiirini yakalayanlar, kelimelerle düşünceleri eylemlere, eylemleri düşüncelere dönüştürürler. Eylem taşıyan düşünceleri anlatmada, yararlanılan diller değil, anlatılanlar önemlidir. Güzel olanlar sözlerden önce özlerdir. Özleri güzel olanların sözleri güzel olur. Özlerin sözlerini yakalayanlar, gerçeklerin gerçeğini bulurlar. Onların dünyasında gerçek olan ölümsüzdür, ölümsüz olan gerçektir. Onlar yalnızca ‘Anadolu'nun Yunus'u’ değil, bütün ‘Dünyanın Yunus'u’ olurlar. Yunus’ların şiirlerini insanlarla birlikte, göklerde kuşlar da denizlerde balıklar da dinlerler.”
“Esad Coşan'ın çok açık ve çok yalın olarak vurguladığı gibi, Dergâh kültürü: ‘İnsanın Allah'ı sevmesi, Allah'ın da insanı sevmesidir.’ Allah'ın sevgisini kazananların dünyasında, omuzlarda taşınan silahlarla değil ellerde taşınan güllerle var olunur. Onlar bütün insanlığa ‘Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım’ diye seslenirler. Dergâh kültürüne dayanan sevgi toplumu, ‘Seviyorum öyleyse varım’ diyenlerin, pazarlarında sevginin alındığı sevginin satıldığı, sevgiden terazi tutulduğu, sevginin sevgiyle tartıldığı toplumdur.”
“Yirmi birinci yüzyılda insanlığın karşı karşıya olduğu sorunların çözümünde, Dergâh kültürünün düşünce boyutundan daha çok eylem boyutu büyük bir ağırlık ve belirleyici bir konum kazanmıştır. Artık insanlar, birbirlerinin ne söylediklerine verdikleri değerden çok daha fazlasını ne yaptıklarına vermektedirler... Tüketim çağrılarının insanlara düşünecek zaman bırakmadığı bir yüzyılda, bir düşünce bin eyleme değil bir eylem bin düşünceye bedel bir güç kazanmıştır. Bunun için insanların, Dergâh kültürünün öncülerinin oluşturduğu çekim alanlarında, düşünceyi ve eylemi altın oranda harmanlamasını öğrenmeleri, örs üzerinde dövülerek şekillenen demir gibi sevgi ile yoğrulmalarını gerektirir.”
“Dergâh kültürünün iki dünyayı güzelleştirmesinde düşünce ile eylem arasında on dokuzuncu yüzyılda, Hegel’in tarihi yorumlamada yararlandığı yöntemde olduğu gibi, yüzyıllardan beri bilinen diyalektik bir iletişim ve etkileşim vardır. Düşünce eylemi, eylem düşünceyi geliştiren dinamikleri, gündüzün geceyi içinde taşıdığı gibi taşır. Zamanla düşünce eylemi, eylem düşünceyi güçlendirerek hayatın yönünü ve yatağını değiştirir. Hayatın kolaylaştırılmasında düşünce ile eylem birbirleriyle yardımlaşarak birbirlerine yeni açılımlar kazandırırlar.”
“Dergâh kültürünün yol haritasını verdiği çileli süreçte, iç dünyanın derinliklerinin gücünü kavramadan dış dünyanın zenginliklerinin kapıları açılmaz. Dış dünya tok gözlü insanların elinde Cennete, açgözlü insanların elinde Cehenneme dönüşür. Tokgözlüler dünyayı Cennete çevirmezlerse açgözlüler Cehenneme çevirmede gecikmezler. Öteki dünyadaki Cennet ve Cehennem, dünyanın her yerine eşit uzaklıktadır.”
Efdal Okçu