Ülkemizde çalışmaları ve kitaplarıyla Endülüs tarihi ve araştırmalarına öncülük eden Prof. Dr. Lütfi Şeyban Hocanın yeni kitabı “Endülüs Âlimleri: Bilginin Toplumsal Rolü”, Ketebe Yayınları tarafından Ekim ayında yayımlandı. Bir sosyal tarih çalışması olarak nitelendirebileceğim kitap, Endülüs’ün az bilinen bir veçhesine ışık tutuyor.

Endülüslü âlimlerin pek çoğu ilk eğitimlerini kendi ülkelerinde almış ve ardından uzmanlık ve ilimde derinleşmek için -dönemin eğitim-öğretim gelenekleri doğrultusunda- Mağrib’e ve Maşrık’a seyahat etmişlerdir. Eğitimlerini tamamlayarak kendi topraklarına dönmüş ve buradaki eğitim kurumlarında öğrenci yetiştirmişlerdir. Endülüslü âlimler aynı zamanda sosyal ve siyasal alanda da bazı vazifeler üstlenerek topluma öncülük etmişlerdir.

Modern dönemdeki muadilleriyle kıyaslandığında Endülüslü âlimlerin toplumsal hayatın içinde aktif bir rol üstlenmesi pek de şaşılacak bir şey değildir Lütfi Şeyban Hoca’ya göre. Çünkü onlar iki cihetten bugünkü meslektaşlarından farklılardı: 1) Hayatı bütünüyle kavrama ve onun gerektirdiği ilimlerin hepsine vakıf olmak. Klasik çağda neredeyse sosyal hizmetlerin çoğu âlimler tarafından yerine getirildi. Bu sebeple hangi alanda hizmet verirlerse versinler onların hepsi “fıkıh” bilmek zorundaydı. 2) İlmiyle amil olmak zorunluluğu. Modern dönem öncesi bilmek eylemi sadece bilgiyi hafızada yığmak değil aynı zamanda “eylemek” anlamına geliyordu, yani o bilgiyi hayata geçirmeyi de içeriyordu.

Kitapta Endülüs İslam şehirlerinin kültürel nitelikleri, Endülüs bilgi ve düşünce sisteminin gelişim süreci, yaptığı önemli çalışmalarla literatüre geçmiş Endülüs âlimlerinin kimler olduğu, eğitim kurumlarının özellikleri ve kütüphaneler hakkında önemli bilgiler mevcut. Ayrıca bir âlim portresi olarak anlatılan İbn Ammâr’ın hayatı da Endülüs Müslümanlarının sosyal ve siyasi hayatı hakkında ilginç detaylar barındırıyor. Lütfi Şeyban Hocanın kitabından Endülüs âlimlerinin bilim tarihine geçen önemli başarılarının anlatıldığı bölümü alıntılıyoruz:

“Endülüs özel olarak botanik ve tarım, astronomi ve tıp alanlarında çok üstündü. Botanik konusunda öne çıkan bilim insanları X. yüzyılda Ebû Ubeyd el-Bekrî ve İbn Haccac, XI. yüzyılda el-Gâfikî (öl. 1165) ve İbnü’l-Avvâm, XII. Yüzyılda Ebu’l-Abbas el-Nebâtî ve Ebû Mervan İbn Zühr ve XIII. yüzyılda İbnü’l-Baytar’dır. Onlar, dönemlerinde botanik ve tarım konularında en mükemmel eserlerini yazma konusunda Ortaçağ’ın en büyük botanikçileri arasında sayılırlardı. İbnü’l-Avvam’ın tarım Kitabı (Kitâbü’l-filâha) bu alanda Ortaçağ’ın en önemli kitabı olarak kabul edilmektedir. Eserde tarım ve hayvan üretimi konularında otuz dört bölüm bulunmaktadır. Eserde beş yüz seksenden fazla tedavi için kullanılan bitkiden bahsedilirken elli adet meyve ağacının üretimi konusu da tartışılmaktadır. Kitap ayrıca bitki hastalıklarının tedavilerinden ve iyileştirilmelerinden bahsetmenin yanı sıra yeni toprak biliminin keşfinde de öncü konumdadır.”

“Gâfikî İspanya’da ve Mağrib’de bitki koleksiyoncusu olarak meşhur olmuştu. Elindeki koleksiyona göre ilaçlar ve bitkiler üzerine yazdığı kitap, İslâm tarihinde bu konuda yazılan en esaslı eser olarak kabul edilmiştir. George Sarton’un ifadesine göre Gâfikî “geleneksel ilaçlar konusunda döneminin en büyük uzmanıydı”. Onun bitki tarifleri İslâm’da o zamana kadar yapılmış olan en doğrusuydu; her bir bitkiye Arapça, Latince ve Berberice isimler vermiştir.”

“İbnü’l-Baytar ise muhtemelen orta çağların en büyük eczacısıydı. Basit ilaçlar konusunda en iyi eseri yazmış olduğu kabul edilmenin yanı sıra bin dört yüzden fazla tıbbi ilacın tanımını yaptığı muhteşem ansiklopedik çalışması çağlar boyunca aşılamamıştır. Botanikçi en-Nebâtî veyahut diğer ismiyle Ebu’l-Abbas bitkiler üzerine yazdığı eseri sebebiyle Afrika kıyılarından İspanya’ya ve Arabistan’a kadar geniş bir alanda tanınmaktaydı.”

“Endülüslü botanikçilerin bitkilerin teorik bilgilerinin yanı sıra uygulamalı faaliyetleriyle de ilgilendikleri çok açık olarak görülmektedir. Bu bilginin tarım ve tıbba uygulanması bilgisinin uygulanması yakın bir şekilde botaniğin takibine bağlıydı. Sürpriz olmayan bir sonuç olarak Endülüs gelişmiş tarım, özgün botanik bahçeleri ve eczacılıktaki büyük başarılarıyla dikkat çekici bir konuma ulaştı.”

“Müslümanların Endülüs’e getirdikleri dâhiyane bir sulama sistemi sayesinde tarım Ortaçağ’ın en gelişmiş seviyesine ulaştı. Bu üstün sulama sistemi sayesinde bahçelere ve tarlalara su ulaştı ve bu sayede gelişmiş tarım uygulaması ve bahçıvanlık yapıldı, Endülüs İran bahçelerini yeniden düzenleme imkânını sahip olarak “yeni bir düzenleme yaptılar ki bugüne kadar İspanyol bahçesi ismiyle ulaşmıştır”.”

“Endülüs tıp konusunda da çağdaşlarından çok ilerideydi. İslâm tıbbı konusunda dikkat çeken büyük isimler ortaya çıktı ki her biri zamanının en ileri seviyedeki eserini telif ettiler ve bu eserler sayesinde pratik ve teorik tıp alanlarında yeni gelişmeleri getirmiştir. İlginçtir ki Endülüs’ün en meşhur felsefecileri aynı zamanda hekim idiler. Bunlar arasında İbn Tufeyl, İbn Rüşd ve Yahudi filozof İbn Meymûn (Meymonides) sayılabilir. Daha çok Aristo’nun yorumcusu olarak İbn Rüşd aralarında İbn Sina’nın tıp eserlerine yaptığı haşiyeler ile The Book of Generalities on Medicine isimli bir ansiklopedik eserin de olduğu pek çok tıbbi eserin müellifi olarak görülmektedir. İbn Meymûn ise tamamı Arapça on tıbbi eser telif etmiştir.”

“Endülüs, tıp ilmi konusunda en büyük şöhreti cerrahide en büyük Müslüman olan cerrah Zehrâvî’nin eseri sayesinde kazanmıştır. İbranice, Latince ve Kastilyan dillerine çevrilmiş
olan Concession (Kitabü’t-tasrîf) isimli eseri ona “cerrahinin babası” unvanını kazandırmıştır. Bu eser onun tıbbın bütün konuları ile ilgili olarak yazmış olduğu otuz ciltlik ansiklopedik eserinin sadece cerrahi ile ilgili olan cildidir ve en orijinal muhtevaya sahip olanıdır.”

“Batıda ve İslâm dünyasında “detaylı bir şekilde yazılmış ilk bağımsız cerrahi eser” olarak geniş bir şekilde yaygınlık kazanmıştır. Eser ayrıca iki yüz adet pek çoğu Zehrâvî tarafından icat edilmiş eşi benzeri görülmemiş cerrahi aletlerin resimlerinin çizimlerini ihtiva etmektedir. Eserde bilinen bütün cerrahi operasyonların ve kullanılan aletlerin her birinin detaylı bir tanımı da bulunmaktadır. Müslümanlar tarafından ortaya konulmuş bütün tıp eserleri, özellikle Zehrâvî’nin kitabıyla İbn Sina’nın el-Kanun fi’t-tıp isimli eserleri Batıdaki tıbbi ortamlarda en popular ilk iki eser konumundaydı.”

“İbn Zühr (Avenzoar) ailesinin (iki nesil tıp konusunda seçkin doktorlar ailesi olarak bilinirler) en meşhuru olan Ebû Mervan İbn Zühr da bahsetmeye değer bir isimdir. Telif ettiği çok sayıda tıbbi eser arasında diyetler üzerine yazdığı Diyet Kitabı en önemlisidir. Tıp tarihçileri onu Endülüs’ün yetiştirdiği en büyük klinik hekimi olarak kabul ederler. Ortaçağ’ı bir bütün olarak düşündüğümüzde, Muhammed İbn Zekeriya er-Râzî (ö. 925) ancak ikinci kişi olarak değerlendirilebilir. Botanik ve tıbba çok yakın olarak değerlendirilen ilaçbilimi konusunda el Gâfikî ve el-Baytar genel bir öneme sahiptirler.”

“Hastaneler ve toplum sağlığı konuları da tıbbın ilgi alanına girer. Endülüs hastane zincirleri konusunda da meşhur olup bu hastaneler Ortaçağ’ın en gelişmiş tıp kurumları olarak değerlendirilir. Sadece Kurtuba’da elli adet hastane ve dokuz yüz adet hamam vardı. Diğer gelişmiş büyük Ortaçağ İslâm şehirlerinde olduğu gibi Endülüs hastaneleri, bugünkü modern hastanelerde olduğu gibi eğitim konusunda da önemli bir rol oynamışlardır.”

“Matematik ve astronomi konusunda Endülüs’te ortaya konulan başarılara gelince, onuncu ve on birinci yüzyılda yaşamış olan Ebu’l-Kâsım el-Mecritî, on birinci yüzyılda yaşamış olan Zerkâlî ve on ikinci yüzyılda yaşamış olan Câbir İbn Eflah önde gelen astronomi âlimleriydiler.”

“Her ne kadar el-Mecritî hem astronom hem de simyacı idiyse de daha çok hermetik ve gizli ilimlerle ilgili eserleriyle meşhur olmuştur. Bununla birlikte o iyi bir astronomdu ve bu alanda kayda değer eserler telif etmiştir. Onun eserleri arasında doğunun meşhur matematikçisi Muhammed İbn Musa el-Harezmî’nin astronomi tabloları üzerine yazdığı haşiyeler bulunmaktadır. Ayrıca usturlap üzerine bir eser yazmış ve Batlamyus’un Planisphaenum adlı eserine bir haşiye yazmıştır.”

“Fakat Endülüs’te en önemli astronom olarak değerlendirilmesi gereken kişi ez-Zerkâlî’dir. O safiha denilen evrensel usturlabın mucidi olup bununla meşhur olmuştur ve detaylı açıklamaları Latinceye, İbraniceye ve pek çok diğer Avrupa dillerine tercüme edildikten sonra batılı astronomların dikkatini çekmiştir.”

Editör Hakkında