Ramazan vesilesiyle gelenekselleşen “diş kirası” adetini yaşatmak isteyenlere, iftarlarına gelen misafirlere hediye edebilmeleri için hangi kitapları seçebileceklerine ilişkin yazarlar ve şairler arasında bir soruşturma yaptık. Yazarlarımız, şairlerimiz konuk olduğu iftar sofralarında ne isterler diş kirası olarak bakalım… Sayılan kitaplara bir ek de biz yapalım dedik hatta. Üstad Sezai Karakoç’un Ramazan ve oruçla ilgili yazılarını bir araya getirdiği Samanyolunda Ziyafet adlı kitabı da bizden bir öneri olarak burada yer alsın isteriz.
Mehmet Ragıp Karcı:
Hangi yayıneviydi hatırlamıyorum. Mevlânâ Celâleddin'in Mesnevi’sinin Süleyman Nahifî tarafından yapılan çevirisi… Yine yayınevini hatırlamıyorum, Muhibbî'nin tıpkıbasım Dîvân’ı. Sebebi, birinci şıktaki kitabımı bir arkadaşa verdim, adını hatırlamıyorum, getirmedi. İkinci kitabı da divan şairlerinin önemlilerinden biri olan Kanûnî Sultan Süleymân'ın divanı olması ve Kültür Bakanlığı tarafından yeni harflerle basılmasına rağmen yeni yazıyla eski metinleri okumaktan nefret ettiğim için.
Yıldız Ramazanoğlu:
Metin Önal Mengüşoğlu’nun İstanbul Hikâyeleri’nin ilk baskısı vardı elimde. Bu günlerde tekrar okumayı çok istiyorum ama evin içinde kayboldu ve bir türlü bulamıyorum. Hatta zihnim takıldı diyebilirim. Sade anlatımı, bir hikâyemiz olduğunu hatırlatması bakımından çok sevdiğim bir kitap. Hikâye etmede içtenliğin kıymetini gözler önüne seriyor.
Hüseyin Akın:
Diş kirası olarak bana "40 Hadis" kitabının hediye edilmesini isterim. Fuzuli'nin ya da hiç olmazsa İsmet Özel'in yorumuyla olması daha iyi olur. İnsanın yaşı kırkı geçince ömrünü koruma altına alma ihtiyacı doğuyor. Belki de bu yüzden birinin bana özellikle Ramazan ayında böyle bir kitabı diş kirası olarak vermesi "kendine dikkat et" anlamı taşımaktadır.
Ahmet Murat:
Elmalılı Hamdi Yazır'ın "Hak Dini Kur'an Dili" adlı tefsiri olursa sevinirim. Ama Eser Neşriyat'ın bastığı. Çünkü o versiyon piyasada bulunmuyor. Bulunsa da pahalı ve sahafiyelik bir kitap. Bu on ciltlik abidevî eseri diş kirası olarak hak etmek için çok yemem gerekebilir. Artık buna da katlanırım sanırım.
Furkan Çalışkan:
Ian Dallas’ın Gariplerin Kitabı. Başa dönüp garip olmayı hatırladığımız bir zamana uygun düşer.
Mehmet Aycı:
Yazma bir Yunus Emre Divanı. Kütüphanemde yok. Müstensihin kenara düştüğü notları da merak ederdim tabii. Basma olanı zaten kolay bulunuyor. Hem benim dişim artık matbu olanla iyice bilendi, artık yazma istiyor. İkincisi, yine müellif nüshası, kayıtlarda olup da şu ana kadar bulunmayan herhangi bir kitap, yazma yine. Sadece bende olurdu. Ama ben 2012 diş kirasını aldım. Yazma bir Nasreddin Hoca Hikâyeleri var kütüphanemde. Nasip oldu. Türkiye kütüphanelerinde sadece dört tane var.
Ercan Yıldırım:
İsmet Özel’in Naat, Münacaat ve Of Not Being a Jew şiirlerinin de içinde bulunduğu bir Erbain’i “diş kirası” olarak almak isterdim. Ramazan atmosferi içinde “varoldum kayrasıyla Varedenin/ eşref – i mahlûkat/ nedir bildim.” mısraları sebebiyle değil, her zaman tevhid üzere yaşamayı “tam düşecekken tutunduğum tuğlayı/ kendime rabb bellemeyeceğim” dizeleri ile savunduğu için.
Müslüman olma şerefini dünyalık hiçbir değere peşkeş çekmemeyi Erbain’den defalarca okuduğum için. İnsan olma aşkının, bir iddia üzerine yaşamanın coşkusunu, “önce yoldaş, sonra yol” anlayışının kıymetini, “neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı / karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak” mısralarında bulduğumdan dolayı Erbain.
Arayışın, “ol”uşun sürekliliğinin, Müslüman olarak dünyadaki konumumuzu devamlı sorgulamanın gerekliliği sebebiyle. Tabi ki “Şimdi ne yapsam dedirtme bana yarabbi/ taşınacak suyu göster, kırılacak odunu/ kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde/ bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin/ tütmesi gereken ocak nerde?” seslenişi nedeniyle…
Lütfi Bergen:
Eğer bana Ramazan ayında katıldığım iftarda "diş kirası" babında kitap hediye edilirse bunu tertip eden kardeşime büyük şükran duyarım, kalbî dualar ederim. İftarda yiyeceğim ekmeğin ve yanındaki katığın fevkinde bir ikram olur. Zaten kitapla yaşıyorum desem yalan olmayacaktır.
Hangi kitaba vasıl olmak istediğime gelince... Bilindiği üzere II. Meşrutiyet'le yayın hayatına başlayan, 1967'ye kadar fasılalı da olsa yayınlanan Sırâtımüstakim ve Sebîlürreşâd mecmualarının 1925'e kadar olan birinci kısmı Bağcılar Belediyesi'nin kültür hizmeti olarak yeni harflerle tekrar yayınlanmaya başlandı. Bu yayının 1. Cildi, baskısının tükenmesi nedeniyle okuyucusuna ulaşamadı; ben de bu okuyucu grubu içindeyim. Türkiye'de Müslüman bir düşünce kaygısı çeken, düşünceyi zamanında kırılmış olduğu yerde bırakmak istemeyen, “İslam ile bu hayatta yeniden nasıl içtimaî-iktisadî nizam kurabiliriz” diyen, “insanın dünyadaki varoluşunu nasıl halifetü'l arz vasfına uygun inşa ederiz” diyen her kişinin II. Meşrutiyet ile başlayan İslamî mukavemet bilincinin işareti ve izleği olan bu yayınla hemhal olması gerektiğini düşünüyorum.
Müslüman olmak bir iddia ve bir direniş, bir sabr; imanda, amelde ve ahlâkî duruşta, iffette sebat vasfıyla davranıştır. Ramazan ayı bu vasfı toplumsallaştıyor, bereketi teşmil ediyor, şeytan ve ihvanını zincire bağlayarak Müslüman adamın takva hamlesi ile masivadan sıyrılışına vesile oluyor. İnşallah bu yayın ve bu minval üzere okunan yayınlar Batılı bilme ve talan etme çabalarına bir ket olacak, Hakikat hamlesi bâtılı yer ile yeksan edecek.
Berat Demirci:
Farsça Mesnevi... Mesleğim okumak ve yazmakla geçtiği için yeterince yoruluyorum, ömür yetmiyor her şeyi okumaya! Hayıflanmıyorum da, "Okumuştum!" deyip geçemediğimiz tek kitap Kuran-ı Kerim, kendini okutan, kendine çağıran, insanı toparlayan başka kitap yok, hâşâ mukayese etmiyorum. Zaten iyi okuyucu da sayılmam, kendime okuyorum ve tabii zekatını da anlatarak ödüyorum! İyi gördüğüm satır ehline dua ediyorum.
Belki entelektüel bir ortamda bulunmadığım içindir, böyle düşünüşüm. "Ne okuyorsun!" yahut "Ne okumak istersin?" yahut "Ne okumamızı tavsiye edersin?" gibi sorulara cevap vermekte zorlanıyorum! Herkes kendi meşrebince okusun! Mesnevi'yi Kültür Bakanlığı basmıştı, alamamıştım, birden aklıma geldi söyleyiverdim; “kütüphanemde olsa eyi olur” diye, olmazsa da bir şey olmaz. Tercümeleri kafidir!
Beydeba, Kelile ve DimneAslında köklü bir tercüme ve Latinize faaliyetine ihtiyaç var, çok ihtiyaç var! Daimi olarak faaliyet gösteren bir kurum gerekiyor, bu hükümetten böyle bir acarlık beklerdim, bekliyorum! Başka dil bilmek güzel de, insan kendi dilinde okuyunca fikriyatını genişletebilir! Erbab-ı ihtisasın ne dediğini, doğru mu dediğini anlamak için büyük bir Türkçe faaliyeti gerekiyor, devrim ölçeğinde bir hareket...
Nihat Nasır:
“Diş kirası” gibi harikulade bir zekânın ve inceliğin ürünü olan ve medeniyet kavrayışımıza çok yakışan bu ikrama muhatap olmaktan büyük bir heyecan duyardım açıkçası. Gelelim hangi kitabın hediye edilmesini istediğime…
Birçok kitap geçti aklımdan. Sözgelimi Kelile ve Dimne’nin orijinal nüshası, Attar’ın Mantıkut Tayr’ı, Sadi’nin Bostan yahut Gülistan’ı yahut ismi hiç bilinmeyen bir zatın kadim medeniyetimizin düşünce kodlarını deşifre eden bir mantık kitabı… Bütün bunların dışında, uzun zamandır ilgili olduğum ve fakat çerçevesi hakkında tam bir fikir sahibi olamadığım Barnabas İncili’nin gerçeğinin, hediye edildiği düşüncesi de benim için çok heyecan verici.
Ben böyle kitaplar arasında gidip gelirken uzun yıllar önce duyduğum ve fakat görmediğim bir kitap beni daha fazla cezbetti. En az iki kez hatmettiğim Üstad Bediüzzaman’ın ‘Risale-i Nur’ külliyatının neşredilmiş eserlerinin içerisinde bulunmayan; “Sırr-ı İnna Atayna” isimi risalenin ‘diş kirası’ olarak hediye edilmesini çok isterdim doğrusu. Bunda, uzun yıllar önce başladığım ve hatta neredeyse üçte ikisini bitirdiğim Bediüzzaman’ın hayatını konu alan kitabımı bir türlü bitirememiş olmamın rolü hayli büyük. Bahse konu üçte ikilik kısmını çok kısa zamanda yazmama rağmen geri kalanını bir türlü tamamlayamamış olmam tembelliğimden midir, yoksa daha zamanı gelmediğinden midir bilemiyorum ama sanki bu kitaba ulaşırsam eksik kalan parça tamamlanacak…
“Gerçekçi ol, imkânsızı iste!” diyen Che miydi? O halde ben Barnabas İncili’nin hakikisi ile Sırr-ı İnna Atayna’yı istiyorum.
Suavi Kemal Yazgıç soruşturdu