İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Feridun Emecen, 19 Aralık Salı günü İstanbul Üniversitesi'nde “Osmanlı İstanbul'unun Dönüşümü” adlı seminerde konuştu.

Emecen sözlerine, İstanbul'un kadim zamanlardan beri bilinen ve Peygamber Efendimizin (sav) hadisi sebebiyle mukaddes kabul edilen bir şehir olduğunu söyleyerek başladı. Dolayısıyla Osmanlı için burasının hem manevi bir motivasyon hem de siyasi hedefler doğrultusunda bir hedef olarak seçilmesinin gecikmediğini ekledi.

İstanbul'un fethi için ilk adım Yıldırım Bayezid tarafından atılmış ancak Ankara Savaşı sebebiyle istenilen hedef maalesef gerçekleştirilememiş. Ancak ondan kalan mirası takip eden torunu Fatih Sultan Mehmet -ki Fatih ismi bu şehri fethetmesine izafeten koyuluyor- bu yarım kalmış hesabı halletmiştir.

İstanbul’un fethi dünyada nasıl yankı buldu?

İstanbul'un fethedilmesiyle çok önemli bir siyasi pozisyon kazanan Osmanlılar, fethi dört bir yana bildirmek adına komşu devletlere ve daha uzaktaki topraklara ''fetihname''ler göndermiş. Birçok devlet bu fethi heyecan ile karşılarken Memlüklerin daha serinkanlı bir kutlamada bulunmalarının ileride bu iki devlet arasında önemli bir siyasi çekişmenin habercisi olacağını belirtti Emecen.

Avrupa'da ise fetih, ''barbar Türkler''in şehri işgali olarak yankı bulmuş ve Doğu Roma'nın ortadan kalkması bilhassa Hristiyanlık onuru adına büyük bir kaygı ve telaşa yol açmış. Onlar için bu şehir artık bir ''Türkokolis'' yani bir Türk şehri statüsü kazanmış. Lakin bu ismi Osmanlı hiçbir zaman kullanmamış, bilakis şehrin eski ismini kendi dillerine tatbik etmek suretiyle çok kere ''Konstantiniyye'' olarak kullanmıştır diye ilave etti Emecen.

Neden “imparatorluk”?

Feridun Emecen, bu noktada antrparantez açarak ''İmparatorluk'' tabirinden biraz bahsetti. Emecen, bu mefhumun kullanımından kimi çevrelerin rahatsızlık duyduğunu ancak bu çevrelerin anladığı şekilde Osmanlı'yı imparatorluk olarak adlandırmakta bir beis olmadığının altını çizdi. Ona göre ''klasik imparatorluk''lar 19. yy'ın sömürgeci nitelikli imparatorluklarından çok ayrı bir yerde bulunmaktaydı ve Osmanlı'nın imparatorluk olarak adlandırılmasının, tebasının çok çeşitli etnik, dini vs. aidiyetlerinden kaynaklandığını sözlerine ekledi.

İstanbul’un ilk Müslüman Türk mahallesi

Fetihten sonra İstanbul'daki dönüşümün ilk köşetaşı ise şehrin en büyük kilisesi ve sembol yapısı olan Ayasofya'nın camiye çevrilmesiyle başlamıştır dedi Emecen. Şehrin çekirdeğini ise Nefs-i İstanbul denilen ve bugün Fatih ilçesi olarak bilinen Suriçi İstanbul'un belirlediğini söyledi. Onlardan bağımsız olarak ''Bilâd-i Selâse'' olarak adlandırılan Beyoğlu- Eyüp- Üsküdar'ın geliştiğinin ve bilhassa Eyüp’te ilk defa tam anlamıyla bir Müslüman-Türk mahallesinin teşekkül ettiğinin üstünde durdu. Yine bu konuyla alakalı olarak çoğunlukla yanlış bilinen bir noktaya temas etti. Devrin tarihçileri olan İbn Kemal ve Tursun Bey'de de geçtiği şekliyle Eyüp Sultan'ın kabrinin fetihten önce değil fetih gerçekleştikten sonra bulunduğu ve sonrasında Fatih tarafından bir türbe ve etrafında bir külliye yaptırılmak suretiyle şekil kazandığını belirtti.

Suriçi İstanbul'unda Ayasofya'nın camiye tebdilinden sonra ona 'karşı' bir alan tesis etmek adına Havariyyûn kilisesinin bulunduğu noktaya Fatih kendi külliyesini yaptırmaya başlamış. Bunun ardından vezirler ve diğer devlet adamları (Has Murat Paşa, Mahmut Paşa gibi şahsiyetler) eliyle yeni külliyeler inşa edilmiş ve bu külliyelerin etrafından zamanla Müslüman mahalleleri meydana gelmiş. Böylelikle şehir yavaş yavaş Türk-Müslüman kimliği ve dokusu kazanmaya doğru evrilmiş.

“Allah burayı başkent olsun diye yaratmış”

Fatih Sultan Mehmed'in şehre önemli dokunuşlarından biri de bugün Kapalıçarşı olarak maruf olan yapının asli çekirdekleri olarak bedestenleri eklemesi olmuştur dedi Emecen. Bizans devrinde de burda bir çarşı ve pazar alanı olduğu vakiymiş, Fatih buraya yaptığı eklerle burayı daha büyük ve tekemmül etmiş bir bölge haline getirmiş.

16. yy'a gelindiğinde ise şehir artık deyim yerindeyse bir metropol hüviyetine bürünmüş. Feridun Emecen konuşmasının bu bölümünde sözlerine, Fatih'in ardından Bayezid-i Velive Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan selatin camiiler ile şehrin iyice klasik silüetinin belirmeye başladığını söyleyerek başladı. Daha sonra sözlerini, 16. yy'da şehri ziyaret eden Busbecq adlı seyyahın şehri gördükten sonra burası hakkında taaccüble sarf ettiği, ''Allah burayı başkent olsun diye yaratmış.'' sözlerini naklederek devam ettirdi.

İstanbul'un Türk-Müslüman dokusunun 18. yy'a değin korunduğunu, bu yüzyıldan sonradır ki yavaş yavaş Batı etkisiyle belirmeye başlayan yapıların ortaya çıktığını belirtti Emecen. İstanbul artık çekirdeğine sığmaz olmuş, Boğaz ve Haliç'te sahilsaraylar yapılmak suretiyle farklı bir zevk iklimine geçilmiş. 19. yy'da ise sanayi çağının etkilerini İstanbul'da da yakinen görmek mümkün olmuş. Ona göre bozukluğun ilk nüveleri de bu yüzyılda atılmış. Tâ cumhuriyet devrine uzanan şehrin hırpalanan çehresinin kaynağının bu yüzyıla kadar geriletilebileceğinin üzerinde durdu. 

Feridun Emecen sözlerini bitirirken, üzerimize düşen görevin bu gözbebeği şehri korumak adına kendimizi sorumlu ve vazifeli hissetmek olduğuna dikkat çekti. Her şeyi belediyelerden ve idarecilerden beklememek gerektiğini, şehrin sakini olan bizlerin de yaşadığımız şehri sahiplenmemiz ve onun hakkında söz sahibi olmamız gerektiğinin önemi üzerinde durdu.