1988 doğumlu Muhammet Safa, ilk şiir kitabı olan Orada’yı, geçtiğimiz yılın Aralık ayında Edebiyat Ortamı Yayınları arasından çıkardı. Orada bir ilk kitap ama ilk kitap olmanın eksiklik, fazlalık ve zaaflarından olabildiğince arındırılmış. Örneğin ilk şiir kitabında genellikle genç şair, yazdığı ne kadar şiir varsa, hepsini göstermek ister. Bu da kitaba kalabalık ve dağınık bir görüntü verir. Okuyucuyu sıkar. Orada için iyi bir seçme yapılmış; onda fazlalık veya tekrar diyebileceğimiz şiirler yok.

Orada’ki şiirler içe dönük, fakat bu muhalif bir içe dönüklük. Muhammet Safa’nın başarılı olmasında bu özellik, etkin bir role sahip. Çünkü içe dönüklük, kendi sesini yakalamada ve duyurmada, şairin işini kolaylaştırır. Kendi dünyasına daha yakından bakmasını sağlar. Ayrıca şiirlerine samimi bir ton katar. Muhalefet ise mesafeyi sağlar. Şair bu şekilde işlediği konuya veya işlerken yakaladığı lirik tona gömülüp gitmez, bakış açısını ve mesafesini korur, olayları ve ifadeleri daha rahat görmesini ve değerlendirmesini sağlar.

Açık, net, anlaşılır, kasıntıdan uzak şiirler yazmış

Orada’ki şiirlerde bu samimi ton, içli söyleyiş gayet etkileyici bir şekilde kullanılmış. Ağlayıp zırlayan, sevgilisine veya katiline yalvaran bir şiir yazmıyor Muhammet Safa. Şairin kimseye bir şey ispat etme ihtiyacı içinde kıvrandığı da söylenemez. Orada’da şair, kendini göstermek, ispat etmek veya birileriyle kavga etmek için konuşmuyor. Onun şiirle, çevresiyle ve hayatla ayrı, kendince bir ünsiyeti var. Her şairin böyle ayrı bir havası, ünsiyeti, anlayışı ve ifadesi olmalıdır. Muhammet Safa, Orada’da bunu yakalamış. Bu yüzden kitap, ilk okunuşunda bile okuyucusunda kalıyor, iz bırakıyor.

Orada’nın en etkileyici şiirleri, “baba” ve “çocukluk” temalarının işlendiği “Özgeçmiş”, “Temel Eğitim” ve “Ben”dir. Gerçi Orada’nın bütün şiirlerinde bu temalara az çok rastlanır. İçe dönük şiirler diyoruz bunlara ama aslında, şairin kurduğu, kendine ait dünyadan renkler, sesler ve konuların işlendiği şiirler de diyebilirdik. Bunlar, kısmen dünyaya açık şiirler. Şiirlerin dünyaya açıldığı noktalar; “aile”, “çocukluk” ve “yalnızlık”tır. Bir de şiir tabii. Çocuklukta ayrı bir anlama sahip olan, şairin dış dünyayla bağlantıya geçmesini sağlayan noktalardan biri olarak şiir. Muhammet Safa, yaşıtı birçok şair gibi, -artık bunlara Türk şiirinde ayrı bir kuşak da diyebiliriz- açık, net, anlaşılır, kasıntıdan uzak şiirler yazmış. O yüzden şiir içinde şiiri tartışabildikleri gibi, başka bir şairi de konuk edebilirler. Çünkü etkiye açık yönleri çok yoktur. Ya da etkilendikleri şeyleri saklama gereği duymazlar. Saklanmayan şey sırıtmaz, rahatsız edici de değildir. Çünkü komplekssizliğin sonucudur. Bu şekilde Safa’nın da dahil edilebileceği kuşak, kompleksizdir, etkiden ve etkilendikleri şairlerden kaçmazlar, saklanmazlar, onları saklama gereği duymazlar, aksine bu şekilde şiir örgüsüne onları da katmayı başarırlar diyebiliriz.

Orada’da Sezai KarakoçCahit Sıtkı TarancıEdip Cansever ve Behçet Necatigil konuk edilir. Safa’nın şiirleri için, belki en çok Sezai Karakoç esintisinden söz edilebilir. Esintisinden ziyade sevgisinden söz edilir dersek, daha doğru olur. Çünkü Safa, bir şairden alıntı yaparken, ondan aldığı esini gösterirken veya ona gönderme yaparken, sevgiyi, şaire ve şiire duyulan sevgiyi ön plana çıkarır, sezdirir. Bazen bu, dertleşmek, ortak konuları işlemek, bir şeyi paylaşmak şeklinde gerçekleşir. Safa kesinlikle başka şairlere yan gözle bakmaz. Belki onun yan gözle baktığı şairler ve şiirler vardır, ama bunu şiirlerinde işlemez. Bu yüzden onun şiirlerinde bir şaire, şiire veya kişiye dönük herhangi bir numara çekme, oyun oynama veya dalavereye rastlanmaz. Bu da genç şair için takdir edilmesi gereken, başarılı bulunacak ayrı bir özelliktir.

İfadelerindeki rahatlıktan güç alıyor

Orada, “Bana…”, “Sana…”, “Onlara…”, “Sizlere…”, “Peki ya bizlere…” gibi beş adet ithaf-bölüme ayrılmış. İthaf-bölümler diyoruz, çünkü hem ithaftır bunlar hem de bölüm. Bu da Orada’nın dikkat çekici bir yönü. Diğer ifadeyle Orada, birçok genç şairin çorbaya dönüşmüş, bulanık ilk şiir kitaplarına benzemez. Safa aydınlık, düşünceli, kime, neyi, neden söylediğini bilen bir şiir yazarak ortaya çıkıyor. Lirik şiirler yazıyor ama bilinçsiz, bulanık, hazcı bir şiir değil bu. Sadelikten, bir de ifadelerindeki rahatlıktan güç alıyor. Süzülmüş, kılçıkları ayıklanmış bir şiir de diyebiliriz Orada’kiler için. Bu duruluğa ilk şiir kitabında ulaşmış bir şair için, yeni şiirlerinde birçok tehlike kendini gösterecektir.

Tehlikelerden bir tanesi; Safa, belki bir şiir kitabında daha aynı tonda ve sadelikte yazmaya devam edebilir. Ama bu, onun şiirini diğer şiirlerin etkisine karşı kapalı tutmasıyla sonuçlanmamalı. Yani yeni şiirlerinde yeni atılımlar peşinde olmadığı takdirde, “İlk şiir kitabındaki başarı…” diye başlayan cümlelerle çokça karşılaşabilir. Tekrara düşmemek, konu, dil, biçim, yaklaşım zenginliğini yakalamak, şiirini daha da genişletip, büyütmesi, söyleyişini daha da güçlendirmesi için kapıları açık bırakmalıdır. Çünkü bir yerden sonra okuyucu, farklı tonlar duymak, farklı biçimlerle, denemelerle karşılaşmak ister. Okuyucu, şairin, belirli bir yerde uzun süre durmasını istemez. Okuyucu, şairin yolculuğuyla yolculuk yapmak, yani ona eşlik etmek isteyecektir.

Safa, bunun farkında olmalı. Ki Orada’nın ilk şiirlerinde konuşan özne, biraz tedirgin ve çekingendir, rahat değildir. İfadeleri serttir. Fakat ilerleyen sayfalarda Safa’nın şiir söyleyip söylemediğine dair sıkıntıları, çekinceleri ortadan kalkar. İfadeleri daha bir rahatlar. Tedirginliğini aşar. Gerçi Safa’nın şiirlerinde genel bir çekingenlik her zaman vardır. Bu, onun şiirlerindeki karakteristik, belki hiçbir zaman üzerinden atamayacağı bir özelliktir. Şiiri güçsüzleştirmeyen, kendi rengine boyayan bir özelliktir. Tedirginlik ise zamanla, yazarak, çokça çalışarak üstesinden gelinen bir yön. Orada’danın sonunda tedirginliğin geçtiğini söyleyebiliriz.

Bu geçiş, bu üstesinden geliş, sanki Safa’nın ikinci kitabına, diğer ifadeyle asıl söyleyeceklerine ortam açmış gibidir. Orada’yla kapıyı tıklatmış, içeriden ses almıştır.