Artık yerini öyle sağlamlaştırmıştır ki pide ekmeği, Ramazan deyince kokusu ile, sıcaklığı ile, iftar sofrasındaki yeriyle canlanır aklımızda hemencecik. Ramazan hatıralarının en vazgeçilmez öğelerindendir, yaşlıların torunlarına anlattığı oruç hikayelerinin hemen hepsinde vardır pide kokusu. Bir de ramazan pidesinin çağrıştırdıkları vardır elbet. Yumuşaklığı ile olmasa da yuvarlaklığı ile aklıma bizim oraların tandır ekmeğini çağrıştırır.

Çocukların bakkala ekmek almaya gönderilmediği yerlerdir bizim oralar. Kadınların ekmek yapmayı kutlu bir görev olarak gördüğü ve gelir düzeyi ne olursa olsun, hamurun evde yoğrulduğu, ekmeğin kapı önünde bel boyundaki tandırlarda pişirildiği yerlerdir bizim oralar. Tadını unutmuş olabilirim tandır ekmeğinin, dilimin ucuna gelmiyor tadı. Ama kadın olmanın yeter şartlarından biri olan o hamuru ahenkli yoğurmalarını ve çıkardığı sesi unutmamışım. Gerçi o zamanlar sabahın köründe beni uykumdan ediyor diye o hamur yoğurma seanslarını ve sesini hiç sevmezdim, doğruya doğru. Biraz garip bile bulurdum bizim oraların kadınlarını.

O tandır başlarında ne muhabbetler döner

Çalı çırpı ile tutuşturulan tandırların rengine bakılırdı ve istenen renk yakalanmışsa inanılmaz bir çeviklikle bir tas suyun yardımıyla istenen yuvarlaklık verilirdi hamura. Hatırlarım da bu kadar beyaz değildi bizim oraların unu, hamuru. Anneme sorduğumda “esmer un daha ucuz diye” derdi. Çocukluk hevesi ile dikkat kesilmiş halde onları izlerken, rahatlıklarına ve üç dört kadının bir araya gelmesi sonucu sabahın bir vakti yapılan konuşmalara şaşardım.

Hele yeni gelinlerin acemiliği varsa, gizliden gizliye alay konusu bile edilirdi. Bir nevi kadınların mahalle kahvesi idi tandır başları. Oralarda neler dönerdi neler, kimin oğluna kimi istemişler, kimin kocası araba almış, kim evine yeni bir eşya almış hepsi o harlı tandır başında hararetle sohbet konusu edilirdi. Çocuklar bazen kovulurdu ama çoğu kez evden getirdikleri kuru soğanları, patatesleri tandıra atılıp pişirilirdi. Hatta unutmam, tandıra soğan atmak için erkenden kalkıp ekmek pişirecek teyzelere çalı çırpı topladığımı…

Bir de yağlı ekmek günleri vardı ki, o gün kahvaltı harika geçerdi. Sofra serildiğinde tandır başından getirilen sıcak yağlı ekmekler sofrada bal kaymak olsa bile, iltifat edilen tek katık olurdu. Oysa içine fazladan konulan tek şey yağdı. Bildiğimiz yağ… Şimdi düşünüyorum da, küçük değişiklikler bizi ne çok mutlu ediyormuş eskiden. Şimdi bin bir çeşit ekmek var fırında, bıkkınlık gösteriyoruz, almaya gitmeye bile üşeniyoruz.

Bu Ramazan tandır ekmeğini özledim

Bizim oraların tandır ekmeğini dedem memleketten getirdiğinde, aile dostlarımıza da götürürdük. Farklıydı, kıymetliydi bizim için, buralarda tandır da yoktur üstelik, kim nasıl yapabilirdi ki tandır ekmeğini. Ancak çoğu söylemese de, bilirdim ekmeği sert bulduklarını. Dişleri kırılır diye korkarlarmış bazıları da. Gülerdik, hemen aklı verirdik ve bu ekmeğin uzun ömürlü olduğunu söyler, sofraya getirmeden önce ya buhara ya da suya tutulması gerektiğini öğütlerdik. Ama bilirdim, sünger gibi somun ekmeğine alışmıştılar ve isteseler de çok sevemezlerdi bizim tandır ekmeğini. Öyle de olurdu, biz götürürdük onlar yiyemezdi. Ve bir süre sonra vazgeçerdik götürmekten, dedem de vazgeçmişti zaten bize getirmekten… Hem o kadar yol, uzaktır bizim oralar, ağırlık oluyordu.

Ramazan ve ekmek… İnsanları hep bir yerlere götürür, geçmişe, geride bırakılan değerlere, geleneklere… Bu Ramazan tandır ekmeğini özledim, söyleyeyim dedim.