Yunanistan, Bulgaristan, Bosna Hersek, Kosova ya da bütün Balkanlar; Osmanlı sonrası bir türlü istikrarını bulamayan coğrafya. Osmanlı’nın zamanında buradaki merhamet ikliminin aksine büyük bir merhametsizlik, zulüm ve insan haklarına tecavüz bahis konusu. Osmanlı’nın imar politikası ve bütün dinleri, dilleri, ırkları bir arada yaşatma ideali yerini yıkıma, düşmanlığa, kötülüğe bırakmış durumda. Bu zulümden, düşmanlıktan, yıkımdan en fazla pay alanlar Müslümanlar, Türkler. En asgari insanlık durumlarından bile mahrum bırakılmışlar. Çeşitli antlaşmalarla güvence altına alınan azınlık haklarına bile sahip olamamışlar. Bu bahisten olarak Batı Trakya Türklerine baktığımızda söylediğimiz olumsuzlukların tüm yoğunluğuyla yaşandığını gözlemleyebiliriz. Batı Trakya Türkleri Yunanistan tarafından insanlık dışı müdahalelerle yaşamak zorunda kalmışlardı. Buralarda Türk adına bile tahammül yoktu. Hapisler, sürgünler, açlıklar, baskılar, insan yerine konmamalar… Modern Batı’nın ya da insan hakları savunucularının aklına bile gelmeyen kötülükler ya da görmezden gelinen kırımlar, işkenceler…
Alman şair Hölderlin, “Nerede bir tehlike varsa/ Orada büyür direniş ve kurtulma” demişti bir şiirinde. Evet, baskılar, zulümler, tehlikeler aynı zamanda büyük direnişlerin de örgütlenmesine yol açıyor. Batı Trakya’da da böyle bir direniş örgütlendi. Bu direnişin temsilcisi doktor Sadık Ahmet… Bir tıp doktoru olan Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerinin sembol ismi olarak direniş tarihinin sayfalarına yazıldı. Çok mücadele etti. Gandi gibi sivil bir direnişçi oldu O, pasif direniş…
Batı Trakya Türklerinin sorunlarını tüm dünyaya duyurdu
Sadık Ahmet, hayatı doğumla ölüm arasına açılmış parantezde yaşayanlardan olmadı. Bireyci, bencil de olmadı. Soydaşlarının, dindarlarının sorunlarına bigâne kalıp başarı, kariyer mitleri peşinde koşmadı. Hem bir doktor olarak insanların yardımına koştu, hem de milletinin bağımsızlığı yolunda ter döktü. Toplumun sorunlarıyla, dertleriyle bizatihi meşgul oldu. Bugün genel anlamda doktorluk mesleğine sinmiş olan topluma yukarıdan bakma, kendini insanlardan soyutlama hastalığına tutulmadı. Operatör doktor olarak sürekli insanların yanında, yakınındaydı.
Batı Trakya özgürlük mücadelesinin simge ismi doktor Sadık Ahmet 1947 yılında Gümülcine’nin Küçük Sirkeli Köyü’nde doğdu. İlk ve orta öğretimini memleketinde, tıp eğitimini ise Ankara Üniversitesi Tıp ve Selanik Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladı. Askerliğin ve bir yıl zorunlu hizmetin ardından baba ocağına döndü. Mücadele dolu yıllar da böylece başlamış oldu. Yunanistan Lozan Antlaşması'yla güvence altına alınan azınlık haklarını bile vermiyordu. Gavur gavurluğunu yapıyordu. Buradaki Türklerin dillerini konuşmaları, dinlerini yaşamaları suç olarak kabul ediliyordu. Müslüman/ Türk olmak Yunanlılar açısından en büyük günahlardandı.
Sadık Ahmet hem sorunların çözümü için uğraşıyor, hem de burada yaşanan insanlık dışı halleri tüm dünyaya duyurmaya çalışıyordu. Bu amaçla 1985’de bütün Batı Trakya’da bir imza kampanyası başlattı. On beş binin üzerinde imza toplandı. Bu kampanyadan bir yıl sonra tutuklandı. 1987’de, Selanik’te toplantı yapan Demokrasi ve İnsan Hakları Topluluğu'na broşür dağıttı. Maksat Batı Trakya’da sadece bir söylem ve büyük bir yalandan ibaret olan demokrasi ve insan hakları konusuna dikkat çekmekti. 1988 yılında daha önceki yıllarda başlattığı imza kampanyasından dolayı otuz yıl hapis cezası aldı. Daha sonra bu ceza temyiz edildi.
1989’da yapılan milletvekili seçimlerinde Batı Trakya Türklerinin ilk bağımsız milletvekili olarak seçildi. 1990 yılında Batı Trakya Türklerine Türk diye hitap ettiğinden hapse mahkûm edildi. İki ay hapiste yattı. 1990 yılı Nisan ayında yapılan seçimlerde tekrar milletvekili seçildi. 12 Eylül 1992’de Dostluk ve Eşitlik Partisi (DEP)’ni kurdu. Bu parti Batı Trakya Türklerinin ilk partisi olarak tarihe geçti. 24 Temmuz 1995’te bir trafik kazasında hayatını kaybedene kadar siyasi mücadeleye devam etti.
Yunanistan’ın baskıcı politikasını yumuşatmasını sağladı
Sadık Ahmet’in ölümü tam da Lozan Barış Antlaşması'nın yıldönümü 24 Temmuz’a denk geliyor. Lozan Barış Antlaşması da 24 Temmuz’da imzalanmıştı. Onun mücadelesinde bu antlaşmadaki hakların kazanımı da söz konusu. Sadık Ahmet silaha, şiddete dayanmayan bir mücadeleyi, pasif direnişi yöntem olarak benimseyenlerden. Dünyanın ilgisini memleketinde yaşanan olumsuzluklara çekmeyi başardı. Mücadelesiyle Yunanistan’ın baskıcı, göçe zorlayıcı politikasını yumuşatmasını sağladı. Onun mücadelesi bölgede azınlık olarak kabul edilen halkların Yunan halkıyla eşit şartlara kavuşması yolunda bir işaret fişeği oldu.
Her adanmış, kahraman insan gibi O da idealistti. Maddi şartlara, imkânsızlıklara boyun eğerek mücadeleden vazgeçme seçeneğini düşünmedi. İnandıkları uğruna yaşamından ödün vermeyi bildi. Bir doktor olarak konformizme de yaslanıp, kazandığı paraya bakabilirdi. İnsanın asilliğinin, iradenin, özgürlüğün vazgeçilmezliğinin farkına varmış ve yolunu buna göre çizmişti. Özgürlüğün bedeline katlanabilecek gözü karalıktaydı.
Ruhu şâd olsun, mekânı Cennet…