Yozgatlı bir aileden olup, Yozgat havası teneffüs ederek dünyaya gelmeme rağmen Yozgat’ı ve Yozgat’a emek verenleri çok sonra tanıdım. Gariptir ki Abbas Sayar’ı tanıyışım da çok uzak bir zamana denk gelmez. Önce Ahmed Güner Sayar’ı tanıdım. Sonra Sayar ailesinin Yozgatlı olduğunu öğrenince Abbas Sayar ismine biraz daha yaklaştım. “Yozgat Var, Yozgatlı Yok” kitabından sonra ise ne mühim şeyler kaçırdığımı anladım.
Melamete bürünmüş hayat çizgisi
İsimlerin çoğu zaman kilişelere mahkum edildiği zamanlarda Abbas Sayar da Yozgat’ta belli bir ideolojiye hapsedilmiş, maalesef kıymeti bilinmemiş bir değer olarak kalmış. Ama görünen o ki sağlam bir melamet hırkasına bürünmüş bu zat, gerek babasından ve gerekse babasının bulunduğu muhitten özümsediği bu neşveyi, ruh ve gönül dünyasında çok güzel harmanlamış. Eserleri, şiirleri bunun apaçık şahididir. Bütün bunları neden anlatıyorum. Çünkü geçtiğimiz Çarşamba günü Basın İlan Kurumu ile Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği (ESKADER)’in birlikte düzenlediği “Matbuat Dünyasından Sanatkâr Çehreler” programının 13’üncüsü dolayısıyla Basın Müzesi binasında Abbas Sayar yâd edildi. Ahmed Güner Sayar’ın babasını anlattığı bu toplantının, Abbas Sayar hakkında İstanbul’da yapılan ilk faaliyet olduğu belirtildi.
İlk şiirleri Büyük Doğu’da neşrediliyor
1923’te Yozgat’ta başlayan 1999’da İzmir’de nihayet bulan hayat çizgisini oğul Ahmed Güner Sayar kısa, öz bir anlatımla sundu. Benim için pek çoğu ilk diyebileceğim bilgilerin yer aldığı konuşmada babasının sonradan şair olmadığını ancak bir şair doğduğunu söyledi. Öyle ki bunu da çarpıcı bir misalle söyledi. Bir gün babası “Yahya Kemal şair değil” demiş. “Neden” diye sorduğunda, “35 senede bir şiir yazılmaz” demiş. Yahya Kemal bazı kelimelerin üzerinde yıllarca beklermiş. Bunlardan birisi olan “Körfezdeki dalgın suya bir bak” beytinde “dalgın” mı, “dargın” mı olacak diye uzun yıllar beklemiş.
Şiir ilham işidir. O yüzden Abbas Sayar kendini bildi bileli şiirle yoğrulmuş ve şiir yazmış. Yozgat’ta doğan Abbas Sayar’ın kaderinin belirleyici safhası evlenip İstanbul’a gelmesi ile değişiyor. Zaten edebiyata meyyal bir yapısı var ve bu his, heyecan ile İstanbul’a yerleşir ve İstanbul’da Edebiyat Fakültesi’ne kaydolduğunda güzel bir arkadaş çevresi olur. Abdülhalim Uğurlu (Tuluyhan Uğurlu’nun babası), İsmet Zeki Eyüboğlu, Ali Osman Tatlısu, Doğan Nadir Altuncu ve Necip Fazıl (henüz kırklı yaşlarda).
Bu isimler Necip Fazıl’ın etrafında -Erenköy’de- bir halka oluşturmuşlar. Abbas Sayar’ın ilk şiirleri de Büyük Doğu’da yayınlanmış. Abbas Sayar’ın ilk şiir kitabı 1946 senesinde ve yazar 23 yaşında iken 16 sayfa olarak Gönül Sandalı ismiyle yayınlanır. Aynı Abbas Sayar İstanbul’la ilişkisine bir süre ara verir. Yozgat’a döner ve Yozgat’ta ilk gazetesini çıkarır: Bozok. 15 günde bir de Bozlak isimli kültür-sanat-edebiyat gazetesi yayınlamaya başlar. Ama ne garip tecellidir ki Ahmet Güner Sayar’ın ifadesiyle babasının dağınıklığı ve arşiv tutmaması nedeniyle derli toplu bu gazetelerle ilgili arşive rastlayamıyoruz. Burada da Abbas Sayar sır olup kaybolmuş sanki. Abbas Sayar’ın Necip Fazıl’la olan hukukunu anlamak için de oğul Sayar şu ifadeleri kullandı. Necip Fazıl Yozgat’a geldiğinde “Abbas nerede” diye sorarmış.
İlk şiiri Yunus Emre’ye
Abbas Sayar’ın gani bir gönül dünyası var anlaşılan. Zira ilk şiirini Yunus Emre’ye ithaf etmiş. Hem de yirmili yaşlarda. Şiirin içeriğine bakılırsa bugün çözülemeyen meseleleri ruh dünyasında çözmüş bir yazar görürüz.
Başın eğmiş sol yanına
Geçmiş Allah deyu deyu
Aşk şarabın yudum yudum
İçmiş Allah deyu deyu
Hak yoluna çıkmış yaya
Bazen yükselmiş semaya
Her an elini hüdaya
Açmış Allah deyu deyu.
Kesreti vahdette bulmuş
Sen seni bil diyen kulmuş
Dere tepe binbir yokuş
Geçmiş Allah deyu deyu.
Göç vakti gelmiş fenadan
Ecel emir olmuş hüdadan
Köprü olan şu dünyadan
Geçmiş Allah deyu deyu
Abbas Sayar’ın Yozgat merkezli şiirleri hece vezniyle yazılmış. İstanbul şiirlerinde ise aruz görülüyor.
Kuşadalı’nın beyitlerine nazire
Abbas Sayar’ın hikayesinde de, romanında da sahici kalıplar görürüz. Zira İstanbul’dan dönüp geldiği bir zamanlar Yozgat’ın Sekili beldesinde çiftçilik yapıyor, ekip, biçiyor. O zaman kendisine eziyet edilen bir atın haline üzülüyor ve “Yılkı Atı”nı kaleme alıyor. Ancak Ahmed Güner Sayar, babasının Türkçe itibariyle zirveye çıkan eserinin “Can Şenliği” olduğunu söylüyor.
Babasının şairliğinden ilginç bir anekdot daha anlattı oğul Sayar: “Yıl 1980. Doçentliğe hazırlandığım zamanlar. Akşam babamla oturuyoruz. Kendisine Kuşadalı İbrahim Halveti’nin bir şiirini okudum. Ve sonrasında istirahate çekilmek üzere müsaade istedim. Babam da şiiri benden aldı. 15 dakika geçti ya da geçmedi, az sonra kapım çaldı. Babam; Oğlum ben bu beyitlere nazire yazdım, dedi. Akıl alacak gibi değildi.”
Aynı şekilde Abbas Sayar’ın Niyazi-i Mısrî’ye tanzir şiiri ve Efendimiz’e yazılmış naatleri olduğunu da bu vesile ile öğreniyoruz. Elbette Abbas Sayar’ı en güzel eserleri anlatır. Bugün şiirlerinin yalnız üçte biri neşredilmiş. “Mektuplarının neşrini sağlayabiliriz” dedi Ahmed Güner Sayar. Anlaşılan Abbas Sayar için yolun başındayız ve daha yapılacak çok iş var. Unutmadan Abbas Sayar Yozgat’ta Çatak mezarlığında yatar.