Cümleler, hergün, milyarlarca insanın, milyarlarca kez, milyarlarca farklı şekilde kurup durduğu cümleler… Farklı renklerde, farklı dillerde, farklı hislerde… Kimisi yeni, kimisi defalarca söylenmiş, kimisi samimi, kimisi yapmacık, kimisi komik, kimisi acı, kimisi yalan, kimisi hakikat…

Cümleleri herkes kurar belki ama onlar ancak bir mazlumun ağzından döküldüğünde gerçek manasıyla hissedilebilir. Çünkü tıpkı Malcolm X’in dediği gibi, hakikat hep mazlumun tarafındadır. Ünlü bir Fransız modacı ya da zengin bir Amerikan iş adamının, hakikat olduğunu iddia ederek anlattıkları şeyler zihnimizde çok da anlam bulmayabilir. Ama o cümleler yetim Afgan bir çocuğun, ağır şartlar altında çalışıp günlük yalnızca bir dolar kazanarak evini geçindirmeye çalışan Çinli bir işçi babanın ya da devleti ve beyaz komşuları tarafından her fırsatta hor görülen Amerikalı bir zencinin ağzından döküldüğünde ete kemiğe bürünür.

Genellemek yanlış olacaktır belki ama zenciler benim için hep bu örneği oluşturmuştur. Yüzyıllar öncesinde atalarına yapılanlarla başlayıp günümüze kadar gelen ve bitmek bilmeyen ikinci sınıf insan muamelesi, çektikleri acılar ve maruz kaldıkları zulümler adeta yüzlerine yansımıştır. Doğduğunda vücuduna yapışmış halde bulunan derisinin rengi yüzünden hor görülen kişi gerçek anlamda zulmedilendir; işte bu yüzden Amir Sulaimanşiir okuduğunda, cümleler insana daha keskin ve sarsıcı gelir.

Amir Sulaiman, Amerikalı şair, aktivist, öğretmen ve rapçi. Daha oniki yaşında ilk şiirlerini yazmaya başlayan Amir, onsekiz yaşında üniversite, kitap mağazaları ve kafelerde şiirlerini okuyarak sanatını sergileme fırsatı bulur. Üniversite yıllarında ilk şiir kitabı, Aşk, Hayat ve Ölümün Kelimeleri (Words of Love, Life and Death)’ni yayınlar. Kendini şarkı yapmaktan daha çok şiir yazmaya verdiğini söyleyen ve bugüne kadar iki şiir kitabı yayınlanan Amir, şiir yazarken bir noktaya çok önem gösteriyor: “Yazdığım her bir satırda kendime soruyorum. Bunları söylerken gerçekten samimi miyim? diye.”

Engeller çabaları ateşlemek içindir

Amir ilk olarak, yıllar önce Amerikan HBO televizyonunda yayınlanmakta olan ve büyük bir seyirci kitlesine sahip Def Poetry adlı programda okuduğu şiirle dikkatleri üzerine çekti. Bu program Amerika’nın dört bir yanından gelen şairlerin şiirlerini kendi sesleriyle seslendirdiği yani Amerika’daki ismiyle “spoken word” performansı sergiledikleri bir televizyon şovuydu. Gördüğü yoğun ilgi üzerine programa tekrar davet edildi. Fakat okuduğu şiirleri yakından takip edenler sadece seyirciler değildi.

Şiirlerin içeriği FBI’ın da dikkatini çeker ve televizyonda yayınlandıktan birkaç gün sonra Amir’i evine kadar gidip sorguya alırlar. Öğretmenlik yaptığı okula gidip müdüre, çalışma arkadaşlarına ve hatta öğrencilerine Amir ile ilgili sorular sorarlar. Bir sonraki gün Amir Sulaiman artık uçuş yasaklıları listesine girmiştir. Bu engel sadece onun çabalarını ateşleyecek ve öncekilerinden çok daha sert ve dikkat çekici şiirlerini yayınlayacaktır.

Şiir yazmak onun için asıl tutkudur fakat yeteneği bununla sınırlı değildir. Şiirleri ve sesi ile büyük ilgi toplayan Amir, ünlü Amerikan rapçi Mos Def tarafından turne için davet edilir. Mos Def’le birlikte Amerika’yı dolaşıp şiirlerini paylaşma fırsatı bulan Amir, turne sonrasında şiirlerinden derlediği sözlerle hazırladığı ve birçok ünlü isimle çalıştığı ilk rap albümü Like a Thief in the Night’ı yayınlar.

Ama o, sahnelerin büyülü dünyasına asla kapılmaz. Vaktinin çoğunu şiir yazarak ve gençlere şiir dersleri vererek geçirmeye devam eder. İslam’ın etkisi bulunmayan tek bir şiirinin bile olamayacağını söyleyen Amir, “Bu dindarlıktan ya da korkudan değil, ben buyum, beni şekillendiren İslam ve ben dünyayı bu şekilde görüyorum. Bu yüzden benden çıkan herşeyde de İslam’ın etkisi olacaktır. Benim en önemli mücevherim samimiyet, ve bu samimiyetin asıl kaynağı da İslam.” diyor.

Hacca giden ve Hacdan dönen aynı kişi olamaz

Birkaç yıl önce kardeşiyle birlikte hacca gitme fırsatı bulan Amir, haccın üzerinde bıraktığı etkiyi şöyle özetliyor: “Evet sanırım bunu söylemeye cüret edebilirim. Hacca giden bir insanın döndüğünde aynı insan olması kesinlikle imkânsız.” Hacdan sonra çıkardığı iki albümü bu yolculuğuna adayan Amir Sulaiman, “Hacca gidip döndükten sonra böyle bir albüm yapma planım yoktu, ama döndükten sonra aklıma gelen herşey bu yolculuğumla ilgiliydi. Şarkılar bittiğinde bütün şarkıların kendini keşif, egoyla mücadele ve bir uyanışın hikâyesi olduğunu gördüm, aynı hacda hissettiklerim gibi. Bu yüzden bu albüme The Meccan Openings (Mekke Aydınlanmaları) adını verdik.” diyor.

Amir Sulaiman, siyah rengi yüzünden zaten görmekte olduğu ikinci sınıf insan muamelesi bir kenara, üzerine bir de Müslüman olmasıyla, ülkesinde belki de an çok baskı altında kalan gruba dahil: Siyahi Müslümanlar. Yüzyıllarca siyah adama eziyet eden beyaz adam siyahın değerini bilmiyordu belki ama Bilal (r.a.)’in sesindeki aşk, Necaşi’nin yüreğindeki adalet, Malcolm’un cümlelerindeki hakikat ve Zeyd bin Sabit (r.a.)’in kalemindeki mürekkep hep siyah renkti ve bugüne kadar en güzel sözler hep siyahla yazıldı.

Allah, Amir Sulaiman’ın mürekkebini ve sesini daim eylesin.