Herkesin vatanını terk edip başka diyarlara hicreti için bir gerekçesi vardır. Ancak ülkemizden yurt dışına özellikle birinci neslin çıkış hikâyesi hep sancılı ve hüzünlü olmuştur. Çekilen çileler, ödenen bedeller henüz rivayet makamında dolaşsa da manzara hep aynıdır. Çalışıp kazanmak, kısaca bir yokluktan, başka bir yokluğa kaçış neredeyse. Ancak bazen maddi kazançlar huzuru temin etmiyor, ki bir nesil o yolda kaybolup gitmiştir. Ancak yurt dışında ezandan, bayraktan mahrum olanlar, bunun ızdırabını çekenler orada daha da kenetlenmiş, dinine, inancına daha çok sarılmıştır. Bu hatıralardan en ilginci geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Birinci nesilden Almanya'ya giden Ali Özdemir "Acı Vatanda Bir Garip Kul" (Timaş Yayınları, İstanbul 2014, 238 s.) ismiyle yaşadıklarını satırlara döktü.
Almanya'da hangi alanda Müslümanların problemi var ise çözülmeye çalışıldı
Ali Özdemir, 1960 ihtilali sonrası memleketin yaşadığı buhranın farkında olan insanlardan birisidir. 1961 yılında askerliği yapar. Askerlik dönüşü Adana'da fahri vaizlik, yurt müdürlüğü vs. vazifeler ifa eder. MSP'li yıllarda bakan olan Hasan Aksay'ın bir yakını ile evlenir. O yıllar memleketimizden Almanya, Hollanda ve Belçika'ya yoğun işçi gönderildiği tarihlerdir. Konya Yüksek İslam Enstitüsü mü yoksa yurt dışına hicret mi diye düşünürken bir sebepler zinciri ile yurt dışına gitmeye karar verir ve dönemin İş ve İşçi Bulma Kurumu'nun müdürünün huzurundadır. İyi bir insan olan müdür bey, yapacağı hizmeti düşünerek Ali Özdemir'i Almanya'ya, Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yönlendirir.
1964 yılının ilk aylarında Almanya'ya sefer başlar. İlk durak Köln’de bir Ford fabrikasıdır. Hatıralar ilmek ilmek döşenir, hayat kendi akışı içinde devam eder. Ancak Ali Özdemir’in para kazanmaktan da öte bir muradı vardır: Rıza-i İlahiyi kazanmak. Bu maksatla gazeteler çıkarılır, matbaa satın alınır, konferanslar, seminerler, vaazlar verilir. Cami inşaatlarına öncülük edilir. Sadece bununla da kalınmaz; tefrikaya sebebiyet veren, kardeşliğimizi zedeleyen unsurları bertaraf etmek için yoğun bir gayret sarfeder Ali Özdemir. Bütün bunları yaparken girişimciliği ve teşkilatçılığı da öne çıkar. İlk kurulan ve başkanlığını yaptığı dernek “Türk Kültür ve Yardımlaşma Derneği”dir. Bu dernek çatısı altında hangi alanda Müslümanların problemi var ise çözülmeye çalışılır.
Avrupa Milli Görüş Teşkilatı kuruluyor
Hayatını Berlin’de idame ettiren Ali Öztürk, yaptığı çalışmalar dolayısıyla, bazı merkezlerin dikkatini çeker. Önce konsolos, kendisinin maksadının ne olduğunu sorgular, arkasından Türkiye’de Hürriyet gazetesinde “Ali Öztürk, sağcıların lideri” diye bir haber yapılır. (Haberin üst manşeti daha ilginç: Almanya’daki 250 bin Türk’ün kaderi aşırı uçlara mensup 20-30 kişinin elinde.)
Ali Özdemir’in hayatının dönüm noktası belki de Avrupa Milli Görüş Teşkilatı'nı kurma teşebbüsü ve ilk genel başkanı seçilmesidir. Avrupa’da hayat bulan bu teşkilatı anlamak için o günlere dönmekte ve hatıraların izini sürmekte fayda var. Bir de adı “Milli Görüş” olan ve 1960’lı yılların sonlarına tekabül eden gazeteyi de tetkik etmek gerekiyor. Ali Özdemir’in hayatının bu safhasından sonra hizmetleri siyasi çalışmalarla biraz daha çeşitleniyor. Zira hatıratta da geçtiği üzere MSP’nin seçime gireceği tarihlerde merhum Necmettin Erbakan ile birlikte Anadolu turuna çıkıyorlar. Canla, malla bu yolda yine çaba, gayret sarf ediyor.
“Aynı davanın insanı olmamıza rağmen, alabildiğine bölünmeye devam ediyoruz”
Ali Özdemir, MNP’nin kapatılıp, MSP’nin kurulduğu dönemde hocası ve hanımının akrabası olan Hasan Aksay’ı ziyarete gider. Tam görüşmenin ortasında Osman Yüksel Serdengeçti gelir. Serdengeçti o sırada MHP’ye geçmiştir. Hasan Aksay’a sorar Serdengeçti: “Hasan Bey, ne yapmak istiyorsunuz, hedefiniz nedir?” Hasan Aksay, “Partimizi kurduk, seçimlere girip iktidar olmayı hedefliyoruz.” der. Bunun üzerine Serdengeçti, “Hasancığım, eğer seçimler Ramazan’a denk gelir de insanların kalpleri hâl ile yumuşarsa siz de onların kalplerine hitap ederseniz, eh, bir miktar oy alma imkanınız olur. Bize gelince eğer seçimler kışa rastlarsa ve iyi bir kış olursa insanlar da üşümekten titreyerek kendilerine gelirse biz de rey alabiliriz.” der. Arkasından da Serdengeçti şu özeleştiriyi yapar: “Aynı davanın insanı olmamıza rağmen, alabildiğine bölünmeye devam ediyoruz. Bu millet bizim, bu memleket bizim memleketimiz. Keşke güçlerimizi birleştirebilseydik.”
Hem mason hem hafız
Azmin ve inancın elinden hiçbir şey kurtulmaz derler ya, Ali Özdemir öyle bir insan. Müslümanların helal ürünleri yemeleri için helal gıda merkezleri kurması ve açması, ölülerin İslami usullere göre defni için Berlin’de kendi sistemini kurması, kimi zaman Kudüs’ün işgalini protesto için Berlin'in merkezinde cemaatle namaz ve dua eylemi yapması, yine komünist Doğu Almanya için protesto mitingleri düzenlemesi gibi daha pek çok olayda ön safta görebiliyoruz kendisini…
Kitapta dikkat çekici anekdotlar, bölümler var. Onlardan biri şu: Sultan Abdülhamid zamanında Kayzer II. Wilhem dönemi Almanyası'nda satın alınan şehitlikte dikkat çekici bir isim yatmaktadır. Elçilikte imamlık yapan Hafız Şükrü’dür bu kişi. Elçilik içinde hâlâ evrakları, kitapları bulunmaktadır. Trabzon’un Of ilçesindendir ve 1911 yılında büyükelçilik imamı olarak buraya gelmiştir. Eşi Alman iken Müslüman olan Nuriye hanımdır. Kabirleri de yan yanadır. Ali Özdemir, Hafız Şükrü’nün evraklarını incelerken ilginç bir vesikaya ulaşır. Vesika Sultan Abdülhamid’in hal edilmesinden sonra, dönemin idaresi tarafından 1909’lu yıllarda Osmanlıca ve Fransızca yazılı olarak kendisine verilmiş masonluk belgesidir. Ali Özdemir buradan hareketle şunları söylüyor: “Dokuz sene gibi kısa bir süre içerisinde Osmanlı’yı yerle bir eden bu paşaların (Enver, Talat, Cemal) zihniyetini gösteriyordu. Balkan harbi ve I. Dünya Harbi’nin mağlubiyetle neticelenmesinde büyük rolleri olan bu paşalar, din adamı olan merhum Şükrü Hafız’ı da mason olarak buraya göndermişlerdi. Söz konusu diploma şu an benim elimde mevcuttur. Bu tarihi olayı burada arz etmeyi vazife addettiğim için burada yazıyorum.”
Kitapta bunun yanında Alparslan Türkeş, Necip Fazıl, Süleyman Ateş, Tahir Büyükkörükçü gibi isimlerden hatıralar da göreceksiniz. İlk neslin ne zorlu bir sınavdan geçtiği ve ne kadar önemli işler yaptığını hatırattan tafsilatıyla okuyabilirsiniz.