Kendi Kudüs'ümüz Neresidir?

''Kudüs, üzerine titrediğimiz bir kutsal şehir. Bir şehri rehin almanın başka neleri yok edeceğini adımız gibi biliriz. O halde karar vericiler, sorumluluk mevkiinde yer tutanlar başkalarından bir adım önde teenniyi, sabrı, soğukkanlılığı, murakabeyi, diplomasiyi dikkate alarak bizi meydanlarda ve sanal mecralarda yorup tüketmek yerine sağlıklı ve uygulanabilir önerileriyle yol göstermelidirler.'' Necdet Subaşı'nın facebook hesabında da paylaştığı bu yazıyı önemine binanen sitemizde yayınlıyoruz

Kendi Kudüs'ümüz Neresidir?

Büyük ve onulmaz yaralarımız hakkında nasıl konuşmak gerekir? Bunun bir iletişim dili var mı? Pedagojinin çoluk çocuk için geçerli formülasyonları birebir ilişkilerde birbirini etkilemeye çalışanlar için de geçerli mi?

Kudüs için söz bitti, şimdi içinden ne tür provakasyonların çıkacağı az çok kestirilebilecek bir uyanıklık içinde ABD yeni bir projeyi devreye koydu ve Müslüman dünyanın her tarafından birbirini tetikleyen yeni söylemler ve bir ayar tutturmakta pekâlâ zorlanabileceğimiz yeni çıkışlar bekleniyor. Kudüs için ne dersek, Mekke için ne dersek, Medine için ne dersek asla boşa gitmez. Bizim şiarlarımız arasında kendini Müslüman sayan biri için bunları gözden çıkarmak kendini gözden çıkarmakla eşdeğerdir.

Kudüs bu yüzyılın sembolik temsilidir

Ama şimdi birbirinin kimliğini, kişiliğini sanal ortamlar üzerinden test etmeye yönelen ve orada, evet orada kullanacağı birkaç etkileyici cümleyle kendi yerini bihakkın kanıtlayabileceğini düşünen pek çok kişi var. Ortalık posterlerden, sloganlardan, söylemlerden, gürültü patırtıdan geçilmiyor. Bunu anlamak zor değil. Yaklaşık 100 yıldır Müslüman gerilemesinin sembol kayıpları arasında en önde duran Kudüs haklı olarak hemen her kendimizi bulma çabasında öne çıkarılıyor. İnsan kaybettiklerini arar. Kötü kaybettik, elimizden alındı, onunla birlikte koca bir medeniyet tasavvurumuz bir daha yeniden alevlenene kadar söndü gitti.

Her fırsatta yeniden yeniden canlanan Kudüs sevdasının kaybedilene duyulan özlemle, yana yakıla aranılana duyulan heyecanla alâkalı olduğunda  hiç şüphe yok. Ortalık toz duman. Kudüs kendi zihin dünyamızda yerini bulan hemen her şeyin karşılığı olarak her seferinde yeniden kuruluyor, kurgulanıyor. Öyle ki millet de Kudüs’tür, ekmek de, toprak da Kudüs’tür, kutsal da... Sıradan kayıpların çoğalttığı dayanışma ağları da Kudüs üzerinden konuşmayı yeğler, derin ve ıstıraplı dertleri olanlar da dilini Kudüs’e hasreder.

Kudüs bu yüzyılın sembolik temsilidir, içindeki metaforik çeşitlilik koca bir yüzyılın bütün acılarını temerküz eder. Öyle ki Afrika da Kudüs’te kesişir, Pakistan’da... Acılı Kızılderililerin ağıtları da Kudüs’te yankılanır, mazlum Filistinlilerin kaybolmuş huzurları da.

Bugün âlimlere, aydınlara, entelektüellere düşen görev

Ama gelin görün ki bütün bu dert ve çığlıklar endüstriyel bir fantastiğin de kuşatmasına tâbi kılınmıştır.  Artık daha fazla bağırmanıza, daha fazla ses getirecek çıkışlar yapmanıza fırsat verecek bir ağ sizi çoktan kuşatmış, hatta sizin üzerinizden kazanmaya da başlamıştır. Devletin bir görevi var, siyasi erk toplumun kendisine yüklediği o bildik misyonu hiçbir mugalataya fırsat vermeksizin içinde diplomasinin de hatırı sayılır yer bulduğu hemen her yolla çözmeye çalışacaktır. Milletin derin vicdanını “Kudüs bizim neyimizdir?” sorusuyla buluşturmanın yolu insan yetiştirme düzeniyle ilgilidir. İnsanların gazını almakla sonuçlanabilecek bir gelgit durumu, şimdi belki tahmin edilen sonucu vermez, ama uzun vadede o dibi görünmeyen duyarlılıkları iç edeceğinden yüzde yüz eminim. Toplumu her fırsatta hayati meselelerin çözümünde öne sürecek bir politik dil sonuçta bir daha düzeltilmesi olanaksız kanıksama edebiyatını hızla tetikleyecektir.

Bugün âlimlerimize, aydınlarımıza, entelektüellerimize düşen görev sıradışı ilgileriyle gerçekleştirdikleri muhasebenin bir sonucu olarak kalpleri Kudüs için çarpan büyük milletin bu enerjisini iç etmek değil, bu enerjiyi hemen her türden çirkin bir müdahale dilinden kurtarmanın yolunu bulmaktır. Hepimiz birden bağırabilir, hepimiz birden çığlık atabiliriz; ama arş-ı âlâyı titretecek sesin ne kadarının kalple, ne kadarının akılla ve tabii ki ne kadarının vicdanla ilgili olduğunu da bilmek gerekir.

Bize adamakıllı bir Kudüs kitabı yazdınız mı?

Kudüs, üzerine titrediğimiz bir kutsal şehir. Bir şehri rehin almanın başka neleri yok edeceğini adımız gibi biliriz. Bağdat’ın sadece Bağdat, Şam’ın sadece Şam olmadığını bilen bu millet Kudüs’ün ne olduğunu haydi haydi bilir.

O halde karar vericiler, sorumluluk mevkiinde yer tutanlar başkalarından bir adım önde teenniyi, sabrı, soğukkanlılığı, murakabeyi, diplomasiyi dikkate alarak bizi meydanlarda ve sanal mecralarda yorup tüketmek yerine sağlıklı ve uygulanabilir önerileriyle yol göstermelidirler.

Yoksa ne var, ben de çoluk çocuğu alır sokaklara iner, bağırırım. Sesim çıktığı kadar bağırır, aklımda tuttuğum herkese hiçbirini ayırmadan lanetler okurum. Kudüs yine başka bir sınırın içinde mahpus kalır, biz de bu sefer umre programlarımıza Kudüs’ü de dahil eder, yitmiş duyarlılığı yeniden alevlendiririz.

Ey azizler, ey büyükler, ey ehli irfan! Bize adamakıllı bir Kudüs kitabı yazdınız mı? Bize Kudüs’ün yerini gözü kapalı haritada gösterebilir misiniz?

Gösterin o zaman. "Yaptığımız bir bağırmak, onu da ne diye çok görüyorsunuz?" diyenlere sözüm yok, Allah kabul etsin, ama görevi bağırmak olmayanların sesi nasıl çıkacak, onu merak ediyorum.

Necdet Subaşı

Yayın Tarihi: 08 Aralık 2017 Cuma 11:51 Güncelleme Tarihi: 01 Mayıs 2021, 09:33
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sinmim
Sinmim - 4 yıl Önce

Merhaba bence eksik olmuş bu yazı çünki sorunun cevabı yok!!Bence hepimizin Kudüs'ü kalbi kendisi evi ailesi mahallesi milleti...Biz kendi Kudüslerimizi tek tek kaybettik siyonizm ellerinde... Sonra Evlatlarimizi sonra mahalle ve sonra bu böyle devam ediyor. ..Şimdi sadece seklen Kudüs elimizden çıkıyor... nasıl kazanıriz peki? Kendimizi kalbimizden itibaren insa edeŕek kazanabiliriz...

banner26