Asım Gültekin: Dostluğun mücessem hâli

Rasim Özdenören bu pazar günü (26 Temmuz) Yeni Şafak'taki köşesini Asım Gültekin'e ve onun herkesi kuşatan dostluğuna ayırdı. Önemine binaen yazıyı alıntılıyoruz.

Asım Gültekin: Dostluğun mücessem hâli

Bütün tanıdıkları, dostları gibi ben de şok oldum.

Beklemediğimiz bir olaydı.

Sağ kolum koptu sandım.

Tanımayanlar inanmayabilir.

Onunla ben ağabey kardeşten, baba oğuldan daha fazla bir yakınlıktaydık.

Onu ivazsız tavizsiz severdim. Ama biliyordum ki o beni, benim onu sevdiğimden katbekat fazla severdi.

Son yıllar boyunca şahsıma yapılan Anadolu davetlerinin düzenlenmesini, yığınla meşguliyeti arasında üstlenmek istedi. “Sen bunlarla uğraşma, müsaade et, bu işleri senin yerine ben göreyim” dedi.

Dediğini de her zaman hakkıyla gerçekleştirdi. Bana vaki olan davetleri “Asım Hoca’yla görüşünüz, neticeyi o bana ulaştırır” diyordum.

İyi ki böyle bir ahenkleşmeye başlamışız. Benim, söylemeye yüzümün tutmadığı hususları o benden daha iyi bilir ve daveti kabul şartlarını o belirlerdi. Ne gibi? Son yıllarda akciğer sorunum yüzünden nefesim biraz daraldığından, sahnedeki konuşma kürsüsüne en az basamak tırmanarak ulaşmamın sağlanması, kürsüde hemen konuşmaya başlamadan önce biraz soluklanmam için oyalayıcı konuşmalar yapılması kabilinden hazırlıklar… Kimi zaman bunları abarttığı da olurdu. “Asım, istersen bu kadar sıkı tutmayalım, ayıp olmuyor mu?” tarzındaki itirazlarıma “Ağabey sen katlanacağına onlar katlansın” derdi.

Bu işleri canla başla yürüttü.

Gecesi gündüzü yoktu.

Çoğu zaman ben yorulmayayım diye bana kürsüde moderatörlük de yaptı. O zaman, kendisiyle ikili sohbetlerimizde anlattığım anekdotları dinleyicilerimiz ile paylaşmak için bana fırsat yaratmak ister, onlarla paylaşmaya çalışırdı.

Son yıllarında kelimelerin etimolojisi üzerinde yoğunlaştı. Hüseyin Rahmi Göktaş’ın özgün kuramından hareketle Türkçe kelimelerin kökenini bulmaya gayret ediyordu. Gazetedeki köşe yazılarında çoğunlukla bu konu üzerinde duruyor ve ilgi çekici buluşlara imza atıyordu.

Dostluğunu herkesle ihlas ile paylaşırdı. İçinden asla kötülük geçtiğine tanık olmadım.

Bir ara “Dünyabizim” sitesinin genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Orada ilginç bir tutum sergiledi. Hiç kimse üzerine asla olumsuz bir cümleye yer vermedi. Facia nitelikli haberleri bile iyimser bir dille aktarmaya çalıştı. Dedikoduya yer vermedi, hep müjdeli ve iç açıcı haberler sundu. Bu tür yazılarının köşe başlığı “Beyaz Haberler” idi. O yazıları biz bir süre, o usanasıya kadar, yayın yönetmenliğini yürüttüğüm aylık Hece Dergisi’nde de konuk ettik.

Hiç boş durmadı. Sürekli çalıştı. Yemek esnasında bile telefonu kulağındaydı.

En verimli çağında veda etti. Birçok derginin çıkmasına vesile oldu, oralarda yazılar yayınladı.

Çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptı. Edebiyat öğretmenliğini okul dışında da okuma etkinlikleri biçiminde sürdürdü. Gençlerle yakından ilgilendi. Tanıştığı herkesle hasbi ilişkiler geliştirdi. Devlet adamlarından üç yaşındaki bebelere kadar geniş bir dost yelpazesi vardı. Taşova’da kılınan cenaze namazında olsun, Fatih Camii’ndeki gıyabi cenaze namazında olsun, katılan binlerce kişinin her birinin gönlünde ayrı ayrı yerler edinmişti.

Kitapları: Alışmak Ölümüne Karşı, Birden Bine -Türkçede sayıların kökeni üzerine denemeler-…

Dergilere, gazetelere dağılmış daha yüzlerce yazısı kitaplaşmayı bekliyor…

Gitti… Bize derin bir hüzün bırakarak gitti… Mekânı cennet olsun…

Güncelleme Tarihi: 27 Temmuz 2020, 11:35
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26