Allah dostları diyorlar ki…

Sabır, zilleti izzete tebdil eder. İman gözüyle her şeyin taksiminin Allah tarafından olduğunu görüp anlayan, bir şey istemek için utanç duyar... Sebil Dergisi'nde yayınlanmış olana vaaz-ü nasihati önemine binaen alıntılıyoruz.

Allah dostları diyorlar ki…

Hastaları ziyaret ediniz. Cenâze törenlerinde bulunmaya gayret ediniz. Çünkü bunlar, bu evrenin ötesinde bir başka âlemin varlığını hatırlatır. Yakında her şeyle aranız açılacak. Bu ayırılış size danışılmadan yapılacak, ayrılacaksınız.

Sizi ferahlandıran cümle eşya yürüyüp gidecek; derken sizden izin almayacak. Dikkat buyurun... Çok dikkat edin… Siz yürümeyeceksiniz; eşya yürüyüp gidecek diyoruz. Her şey açık söylenemez, ifâde kuveri yetmez. Yukarıdaki sora tekrar tekrar okuyunuz.

Göçtüğünüz âlemde yorulacaksınız, güçlükler sizi saracak. Yüzere bakan olmayacak. Sebebi öbür âlemi dünyada hatıra getirmediğinizdendir...

İnsanlara ve fâni varlıklara güvenen kimse rahat olamaz... İlmi artanın korkusu da artar. Sözlerimin sertliğine gücenmememinizi rica ederim...

Sabır, zilleti izzete tebdil eder. İman gözüyle her şeyin taksiminin Allah tarafından olduğunu görüp anlayan, bir şey istemek için utanç duyar...

Bir kimse Allah ile olursa onu kimse ürkütemez, ne cin taifesi, ne de insanlar, ne yer haşeresi, ne de yırtıcı hayvanlar, hiçbiri o büyük zâtı korkutamaz. Hiçbir yaratık o kişiye dokunamaz...

Zâhid, dünya ile âhiret,

Korku sahibi, Cennetle Cehennem,

İrfan sahibi, yaratılanla Yaratıcı arasındadır. Önce gözünü kapayan perdeyi arala!.. sonra yalvar!..

Bu halde bulunan insanın haline, ne insan, ne cin, cümle yaratıklar içinden bir tanesi bile akıl erdiremez...

Öğünmeyi hiçe sayanın, kötülemeleri kendiliğinden sıfıra düşer...

Muaz (R.A.);

«-Muaz'ı haline bırakınız!...» buyurmuştur.

Sabrın asıl mânâsı, Hakk’ın kaza ve kaderine boyun eğmektir.

Cesedin gitmiş gibi bir rûhânî âleme dalarsın. Bu işler sökün ister, huzur ister, maddi şeylerin kalbden çıkmasını ister...

Allah, Kitab-i Celil'inde bâzı yaratıkları üzerine yemin eder. Bu Allah'a mahsus bir sırdır. Bu sırları bilenler her yerde, her şehirde ya vardır yahud kervanlar halinde geçerler. Fakat hepsi de deve adımı gibi sessiz, gürültüsüz geçerler...

Bunları görebilmek, sohbetlerinde bulunabilmek için: Rütbe ve mansıb dilenme... Çocuklar gibi sopadan ata binme!

Ömer'in devede iken kamçısı düşmüş, inmiş almış, başkasından istememiş; başkasına minnettar olmamak için...

Bilir misin! Dağ benliğinden geçti mi sahra olur. Çınar azâmetli bir ağaçtır. Fakat aslı yerden kök salan bir tohumdur, ne bahtiyardır...

O susamış ki yakan güneş altında Hızır'dan bir kadeh su dahi istemez... Bu lâkırdılar herkes için değildir. Zira ne derece mükemmel vaa'zu nasihat edersen et, koyunun kurt soyuna mazhar olması mümkün değildir.

Gayb hazinesinin âlem gözüne kapalı kapısının aralığından biraz bakalım: Göz bir âlettir. Dışardaki bir cisimden gelen ziya dalgaları o cismin şeklini dimağa kadar götürür ve biz o cismi görürüz. Fakat cismi dışarda görürüz...

Kulak bir âlettir. Dışardan gelen ses dalgaları kulaktan dimağa kadar girer, duyarız, fakat sesi daima çıktığı yerde duyarız kulağımızda değil…

Burun bir âlettir. Bir yerden koku dalgaları burumuza kadar gelir. Kokuyu burnumuzda duyarız, dışarda değil…

Gören, duyan kim?... Kokuyu alan sen!.. “Ben, kulum ile görür, işitirim.” Koku alırım, değil...

Bu küçük misali halletmeye bak... Bunun hallinde ‘’Feth’’ vardır. Feth, kuvvetin bilinen dili...

Görünmede hüner yoktur. Görünmeyeni görmede hüner vardır.

Beşerin anlama hududuna ilahî sır ve kuvvetlerin varlığı ancak mûcize, büyük tesadüf, şans kelimeleri ile girer ve beşer yine bunu gaflet hududundan çıkamadığı için şüphe halinde idrak eder, reddedemez. Hâdise vardır. Anlamadığı hadiseleri garip ifâdelerle mırıldanır durur. Bu hadiselerin arkasında Allah’ın dostuna verdiği bilinmeyen kuvveti gizlidir. Bu gibi Allah dostları öldükten sonra dönmezler. Kendi gözünü yumduktan sonra bizim gözümüzü açarlar...

Katreler, birleşme, visal kanununa uyarak dere, dereler yine, aynı kanuna uyarak derya olur.

Civa olma, zerrelerini birbirine birleştir, sertleş, gümüş ol...

Kötü söz yabani ota benzer, sulamadan da biter... İyi söz çiçek gibidir. Çok itina ile bakılmak ister. Bir adamı, yüz kişi iyidir desin, bir kişi “adam, bırak onu,” dese; o yüz kişinin iyi demesini bastırır. Bu da insanlarda bir hâlettir. Her mesleğin taklidi olduğu gibi  “evliyâullahlık’’ mesleğinin de taklidi, sahtesi olur. Çok dikkat et, çarpılmayasın.

Donmuş sudan yapılmış bir testi, içi su ile dolu... Testi sudan ayrı bir madde gibi görünür. Güneş buzdan yapılmış bir testiye vurunca hem testi hem de içindeki su aynı olur bilir misiniz?...

Vahdet güneşinin huzmeleri olan bu güzel sözler bir bahtiyarın kalbine vurdu mu hep aynı olur...

İnsanın aynası gönüldür. Yüzünü ona çevir: Kendini gör...

Nifak, bu gibi gizli işlere pek diş geçiremez...

Cahilin dili kalbi önündedir. Âlim ve akıl sahibinin dili kalbi arkasındadır.

Nefis, Celâl sıfatının tecellisine mazhardır. En çok onda bu tecelli görülür. Hak, Cemal sıfatının tecellisini sever. Bu sebeple iki tecelli bir arada olmaz... Sabra alış; sabra tam alışan haline razı olur. Bu hal, rızanın en basit, en küçük başlangıcıdır...

Nefer Râzi ile Rıza Paşa arasında çok fark vardır.

Her şey iyi olur, hoş gördüğün şeyleri öğrenirsin, bu halin şükür olur. Uzak kaybolur, yakınlık gelir. Şerrin kaybolur, tevhid âlemi gelir. Halk arasında zararlı bir şey kalmaz. Her şeyi Hak'tan bildiğin için halkın faydasını da bilemezsin... Haz duyduğun şeyleri artık seçemezsin... Bu âlemde her şey aynıdır ve eşittir... Bütün kapılar bir olur. Göze ancak Hak görünür. Bu hali çok kişi bilmez. Bunu bilmek az kişiye nasiptir. Milyonda ancak bir tane.

Zaman biter, nefisler tükenir, bu âlemi tam mânâsiyle bilen sizden bir tane çıkar... Sabrın da zamanı geçer, nihayete erer, fakat sabrın sonu çok iyidir ve mükâfatı daimâ bâkîdir, Yarın toz kalkar, kimin atlı, kimin yayan olduğu görülür...

Nefis, Celâl sıfatının tecellisine mazhardır. En çok onda bu tecelli görülür. Hak, Cemal sıfatının tecellisini sever. Bu sebeple iki tecelli bir arada olmaz... Sabra alış; sabra tam alışan haline razı olur. Bu hal, rızanın en basit, en küçük başlangıcıdır...

Dünya hikmetler âlemidir, âhiretse kudret âlemidir. Hikmet için bir takım âlet ve sebepler gerekir. Kudret için âlete ihtiyaç yoktur. Kudret ancak Hakk'ın fiilî tecellisiyle olur.

Allah her şeye kadirdir. Sebepsiz hikmetler yaratabilir... Ancak kudret âlemi ile hikmet âleminin ayrılması için bunları yapar... Ahiret âleminde her şey sebepsiz hareket eder. Orada konuşmak için dile, dişe, havaya ihtiyaç yoktur...

Orada duygular dilsiz konuşur... Çünkü tekvini hakkânî tecelli eder, ilâhî kudret kendini gösterir...

Duygularınız, hatalarınızı anlatırken sebeplerin dili tutulur. Bu son cümlede ciltler dolusu mânâ gizlidir. O gün bütün sırlar fâş olacak, perdeler açılacak ve yıkık virâneler meydana çıkacak... Bu isteseniz de, istemeseniz de olur. Kaçmak ve kurtulmak olmaz...

Tevhid âlemi ve ilmi, dünya sevgisi taşımayanlaradır... Bunun ötesi yoktur. Edebli isen dinle: Sesini kes, gözlerini yum, başını eğlâl ol. İzin gelinceye kadar bekle... Konuşma zamanı gelince, seni konuştururlar... Konuşursun ama o zaman varlığını kaybedersin...

Konuşmaya başladığın zaman, konuşmaların bütün dertlere devâ olur. Rûhî hastalıklara, senin konuşman şifa verir. Her konuşman akıllara nur saçar. İman sahibi, Yaradan'a kavuşuncaya kadar rahat yüzü göremez...

Namazını kılabilen, oruç tutabilen mes’uttur. Allah'ın yardımı olmazsa bunları yapamaz... Bu makam şükür makamıdır... Bunu bil; kendini beğenme makamı değildir. İnsanlarla iyi geçinmek sadakadır.

Kaynak: Sebil Dergisi

Yayın Tarihi: 31 Mart 2021 Çarşamba 12:00 Güncelleme Tarihi: 31 Mart 2021, 12:39
banner25
YORUM EKLE

banner26