15 Temmuz'da yazılan destanı unutmadık

15 Temmuz 2016’da Türkiye ikinci bir kurtuluş mücadelesi verdi. O günü, yaşananları ve bunların anlamını düşünmek ve şehitlerimizi hatırlamak adına, 15 Temmuz’un hemen ardından ilim, fikir ve edebiyat dünyamızdan isimlerin konu üzerine kaleme aldığı 10 yazıdan bir derleme yaptık. Yaralarımızı tazeleyelim istedik. Tazeleyelim ki bilincimiz diri kalsın.

15 Temmuz'da yazılan destanı unutmadık

15 Temmuz 2016’da yaşadığımız hain darbe girişiminin üzerinden altı yıl geçti. Şehitler verdik. Gazilerimiz ve millet olarak henüz o kara gecenin yaralarını tam olarak sarabilmiş değiliz. 15 Temmuz üzerine bu iki yıl içinde pek çok şey yazıldı. Kitaplar basıldı. Resim albümleri, marşlar ve belgeseller hazırlandı. Hazırlanmaya da devam ediliyor.

Bugüne, yarınlara bakarken değerlendirmeler yapılırken her daim kalkış noktamız olması gereken bir tarih 15 Temmuz. Her zaman hatırlanması, hesaba katılması gereken bir tarih… Bu sebeple o gecenin ehemmiyetini, ne anlama geldiğini hatırlamak amacıyla ilim, fikir ve edebiyat dünyamızdan isimlerin konu üzerine kaleme aldığı 10 yazıdan bir derleme yaptık. Azeri sanatçı Reza Hemmatirad’ın 15 Temmuz çizimleriyle de yaşananlar gözümüzde tekrar canlansın istedik. Şehidlerimizin ruhu şad olsun!

Darbeler devri asıl şimdi bitti”; Beşir Ayvazoğlu

27 Mayıs darbesi gerçekleştirildiğine çok küçüktüm; ama yıllar sonra bu darbe hakkında yazılanları okuyarak nasıl büyük bir felâket yaşandığını, demokrasimizin sekteye uğratılması yüzünden her alanda ne büyük kayıplara uğradığımızı bütün ayrıntılarıyla öğrenmiştim. Daha sonraki darbelere bizzat şahit olmuş, acılarını yaşamış bir nesildenim. Postmodern darbe dedikleri 28 Şubat daha dünkü hadise... 
Evet, büyük acılar ve kayıplar yaşandı; ama bu aynı zamanda büyük bir tecrübedir diye düşünüyor, herkes gibi ben de darbeler devrinin artık kesinlikle bittiğine inanıyordum. Önceki akşam, işin şakaya gelir tarafı olmadığını anlayınca bu inancımı kaybetmek üzereydim. Ancak halkımızın sokaklara dökülüp destansı bir cesaretle tankların üzerine tırmanarak beyinleri uyuşturulmuş, hayal âleminde yaşayan bir gruba bu gerçeği hatırlattığını gördükten sonra “İşte” dedim, “darbeler devri asıl şimdi bitti!”

(Karar Gazetesi, 17 Temmuz 2016)

“Yıldızların parladığı gece”; Cihan Aktaş

Bir olay gerçekleşir ve bakış açınızı tazeler, zifiri gece yıldızlarla aydınlanır ve dünyayı yeniden yorumlama zorunda kan daha haklı alırsınız. Türkiye’nin salgın hastalığı ise zihinleri felce uğratan komplo teorileri… Tanklar insanları ezip geçerken birileri oyundan mizansenden söz ediyor. Orada olay sizi yeniden düşünmeye çağıran ibretli sahneler sergiliyordu oysa.

Yeteri kadar darbe gördük, ne anlama geldiğini biliyoruz. Tamam, temsili demokrasi kimseye yetmiyor, ancak halkın oyundan daha haklı ve meşru bir kıstasımız yok.

(Gerçek Hayat dergisi, 15 Temmuz Özel Sayısı, 2016)

“15 Temmuz’da ölümü göze aldık, çünkü”; Erol Göka

Herhangi bir davranışımızın nedenleri konusunda kendi söylediklerimize bile “evet, tam da budur” diyemeyiz. Kitlesel tepkilerde durum daha da karışıktır. Bu kez işin içine “biz” girer. Siz bakmayın anketlerde ne dediğimize, 15 Temmuz'da ölümü hiçe sayarak koşmamızın asıl nedeni şuydu: Biz'i “biz” yapan neyse, onu korumaya çalıştık. Burada yaşadığımız hayatın bize verilmesine karşı duyduğumuz minnetti, bizi yollara düşüren. Gelecek nesiller de, çocuklarımız da bu hayattan nasiplensinler, onu daha da ileri götürsünler istedik. Kime mi karşıydık? Burayı, buradaki hayatımızı ele geçirmek, yıkmak, talan etmek, bizi birbirimize düşürmek isteyenlere, düşmana… Hepimiz düşmanın temsilcisinin FETÖ olduğuna emindik. Onlar, hiç fark etmiyordu ama hangi adımı atsalar, hangi hile ve desiseyi yapsalar, 40 yıldır hesabını sormak üzere bir kenara zaten yazıyorduk. FETÖ, tek başına değildi, arkasında “biz”e karşı olan kuklacılar vardı. Hepsi, bizim için muhannetti. “Kadir Mevlâm senden bir dileğim var/Beni muhannete muhtaç eyleme/ Yedi deryalara gark eyle beni /Yine muhannete muhtaç eyleme”… Türkü söyler gibi ileri atıldık. Topuna birden karşı koyduk, hepimiz için, burası için, buradaki ortak hayatımız için…

(Yeni Şafak gazetesi, 8 Eylül 2016)

“Kalbin Direnişi”; Kemal Sayar

Sıradan insanın vatanın uğradığı büyük bela karşısında kahramanlaştığı, külli cesaretin bir ülkenin kaderini değiştirdiği istisnai zamanlardan geçiyoruz. ‘Hayasızca akın’ı durdurmak için gövdesini siper eden, her biri yürüyen istiklal marşına dönüşmüş abidevî şahsiyetlerin ahlâk ufkumuzda güneş gibi parladığı zamanlar. Gelecek için bir umut besliyorsak eğer, o soylu ruhların yaydığı ışık, karanlık ruhlardan yayılan zulmeti bastırdığı için. Bu sıra dışı yiğitlik, vatan ve istiklale bu tutkulu sadakat, ruhu göklere savuran bu iman gözlerimi kamaştırıyor. Her yer yıkılsa, sokaklar, haneler harap olsa bile o yiğitlik ve imana yaslanarak yeni bir ülke inşa edebilirsiniz. Memleket en ücra köşesine dek işgal edilse bile yürek işgal edilemez ve sonunda o yüreklerden yürüyüp genişleyerek bir zafer büyür. On beş Temmuz Direnişi insan yükselişinin imkanlarını göstermesi açısından ruhbilim kitaplarında yerini almalı.

(Gerçek Hayat, 3 Ağustos 2016)

“Halkın Ferasetinden Deneyimler”; Yıldız Ramazanoğlu

Kısıklı meydanında üçüncü gün artık az insan katılır derken daha da büyük bir kalabalık toplanmış, gecenin üçünde çaylarını demleyenler, bebeklerini uyutanlar, burası bombalanabilir tehlike geçmedi denildikçe meydanları daha çok dolduranlar. Battaniyeleri şallarıyla nöbetleşe uyuyan aileler. Yoksullar, üniversite öğrencileri, akademisyenler, beyaz yakalılar ve bürokratlar. Çöp toplama arabalarını park edip koşan delikanlılar, Suriyeli Filistinli Afrikalı Çeçenistanlı gençler. Babasının patates soğan sattığı pikabındaki mikrofondan Türkiye uyuma vatanına sahip çık! diye haykırıyor tiz sesli küçük çocuk. Ölmüş babasının canı için su dağıtıyor genç bir kız, yaşlı dede torunlarını getirmiş ilkokul çağında, ülkenin nimetini yiyorlar külfetini de görsünler diyerek. Köprüde ayağından vurulup yaralanmış bir delikanlıyı akülü araca oturtup getirmiş arkadaşları.

(Serbestiyet, 21 Temmuz 2018)

“Şehit Ömer Halisdemir’e Şükran Mektubu”; Ali Ayçil

Kardeşim, sana bu mektubu, gözün arkanda kalmasın diye yazıyorum. Eğer yaşasaydın, günün ilk ışıkları altında dalgalanan bayrakları sen de görürdün. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, engelliler, genç kızlar, ergen oğlanlar gecenin içinden koca bir tünel açmış, görünmez atlarıyla meydanlara inmişlerdi. Bir kez daha tarihe karşı çıkmış olmanın güzelliği vardı üzerlerinde. Yalnızca mahallelerinde, kışlalarında, okullarında ve işyerlerinde gizlenmiş düşmana değil, onları bir gece baskınıyla üstlerine salanlara da muhteşem bir cevap vermişlerdi. Bilmeni isterim ki ölüm aralarında kol gezdiği halde bir adım bile geri çekilmediler, düşenlerin yerini hep yenileri doldurdu, Çanakkale’deki neferler gibi gösterişsiz ama onlar kadar inançlıydılar. Bir de o günün sabahında birden tuhaf bir hafiflik hissettik üzerimizde; adını koyamadığımız bir yükten, ruhumuza yapışıp kalmış kirli bir perdeden kurtulmuştuk sanki. Şimdi anlıyoruz ki her biri numaralandırılmış ama aslında birbirinin aynı olan şu kötülük bekçileri irili ufaklı pek çok bela açmışlar başımıza. Şehit düştüğün gece okunan salâlar, meğer bir felahın müjdecisiymişler. Günlerdir o felah gecesinin nöbetini tutuyor halk. Gökte bir, yerde binlerce ay var ve yıldızlarımız saymakla bitmez…

(Gerçek Hayat dergisi, Ağustos 2016)

“15 Temmuz 2016’da Türkiye’de ne oldu?”; Mahmud Erol Kılıç

Ne var ki her aklın üstünde bir akıl daha vardır. Ve o en üst akıl bu oyuna karşı bir oyunla cevap vermiş ve teşebbüs akim kalmıştır. Türkiye'deki bütün sahih yapılar ve halklar bu işgale mukavemette yerlerini almışlardır. Yeri geldiğinde tasavvufi temaları da meşruiyet arayışı için kullanan bu omurgasız, kişiliksiz, yanardöner sahte-inisyatik yapının hiç bir dini manevi yönünün kalmadığı ortaya çıkmıştır. Başlangıcında belki öyle saiklerle bazı samimi insanların teveccühlerini kazandılarsa da en sonunda o insanlara da ihanet ederek uluslararası güçlerin oyuncağı haline düştüler. Bu rezil son bütün böylesi yapıların, sahte-cemaat ve sahte-tarikatlerin ibret alması gereken bir sondur. Memleketimizin asil evlatları kökü dışarıda her türlü operasyona karşı milli mukavemetini sürdürmüştür. Sağcı solcu, çok dindar az dindar, Türk Kürt, Sünni Alevi her zıt gurup bu noktada birleşmiştir. Câmiu'l-ezdâd'ı bize öğreten Geleneğin ustalarına selam olsun. Zıtların dahi birleştiği bir metafizik alan demek ki varmış bunu sizden öğrendik. Mevlana'dan Yunus'tan bunu öğrendik. Bu dini ve milli şuurla mücehhez hakiki dervişan, arifan, sufiyan ve mücahidan da şehadetleri pahasına bu vatan müdafaasında yerlerini almışlardır. Artık hepimiz yek vücuduz. Ama bunu sürdürebilmemiz için yüksek irfanla ve vahdet neşvesiyle hareket etmeliyiz. Çapsız, liyakatsiz, mürai tipler bu büyük yükü omuzlayamazlar, bu da biline.

(Yeni Şafak gazetesi, 25 Temmuz 2016)

“Otur, sıfır”; Ahmet Murat

Milletin doktrini değil akaidi olur, amentüsü olur, duygusu olur türküsü olur. O yüzden de tepkisi sezgisine merbuttur. Tehlikeyi sezer ve tepkisini verir. Bu tepkiyi ölümüne vermesindeki akıldışılık sezgisinin derinlerdeki bir ilkeden, mesela vatansız kalma endişesinde, mesela evlatlarını yitirme kaygısından, mesela dinin çiğnenmesi korkusundan kaynaklanmasından olabilir. Daha “salt zihinsel” diyebileceğimiz ve dolayısıyla daha az hayati olan bir katmandan beklenen tepki cılız olacaktır.

(Gerçek Hayat dergisi, 15 Temmuz Özel Sayısı, 2016)

“Halk kendine sahip çıktı”; Akif Emre

15 temmuz gece yarısı baskınında ilk kez halk askerle karşı karşıya gelecek, ateş altında klma, tank paletlerinin altında ezilme pahasına direnecektir. Bu kırılmanın en öneli nedenlerin biri kendinden gördüğü asker için bir cuntanın, kendine ait bildiği bir ikitdar gücünü gasp etmeye kalkışmasıdır. Yani halk kendine sahip çıktı.

(Derin Tarih dergisi, Ağustos 2016, sayı 53)

“Ölmüşsün ama değilsin üzgün”; İbrahim Tenekeci

Bin yıldır her gün buradasın, bak

Yağmurun kalbisin rüzgarın sesi.

Irmaklar dolusu akıp gidersin

Çağırır çağırmaz memleket seni.

Ölmüşsün ama değilsin üzgün

Sevinmektesin mümin kalbinle,

Tarihten hızlısın, elbette haklı

Bin yıllık hayatın aziz evladı

 

Vermedin vatanı vatansızlara

Bununla övün iki cihanda.

(Yeni Şafak Gazetesi, 20 Temmuz 2016)

Yayın Tarihi: 15 Temmuz 2022 Cuma 12:00 Güncelleme Tarihi: 15 Temmuz 2022, 12:18
YORUM EKLE

banner19

banner36