Osmanlı’nın dışarıdan ve içeriden en netameli günlere girdiği demler olan II. Abdülhamid devrinde, her ne kadar adı devr-i istibdad diye anılsa da gazete ve neşriyatlarda bir psikolojik harp aracı olarak karikatürler kullanılmıştır. Sansür var diye feryad figan edenler köşelerinde karikatürlerini çizerken, cumhuriyet, demokrasi diyenlerin dönemlerinde göremeyecekleri hürriyete sahiptiler.

Bu yargıyı destekler mahiyette İhsan Süreyya Sırma Hoca da, “Abdülhamid döneminde çizilen onlarca karikatüre bakın, bir de milli şef dönemine bakın. Milli şef dönemiyle ilgili bir tane karikatür göremezsiniz” demiştir. Zira bu hususta elimize geçen Türkiye Karikatür Tarihi (Bileşim yay. 2005. 620 s.) kitabı da bize aynısını söylüyor. Kitabın yazarı da yine Abdülhamid dönemi ile ilgili hayli eser vermiş olan Orhan Koloğlu’dur.

1943’te başlayan karikatür ve derleme merakı

Orhan Koloğlu karikatürist değil ama 1943’te henüz sekizinci sınıf öğrencisi iken başlayan karikatür çizme ve derleme merakı onu karikatür tarihi yazacak safhaya getirmiş. Bugün gelinen noktada büyük ölçüde sadece güldürme ve belden aşağı vurma aracı olarak vazife gören karikatürler aslında yazarın da ifadesiyle Osmanlı-Türk toplumunun 150 yıllık son tarih dönemecinde siyasetin, değişimlerin, modernleşmenin, psikolojik propagandanın vasıtası halinde kullanılagelmiştir. Bunu karikatürlerden rahatlıkla okuyabiliriz. Koloğlu tarih yazımının belgeye dayandığını söylüyor ve karikatürlerin en açık, aşikâr belgelerden birisi olduğu ifade ediyor.

Karikatürü yazar, “bir kişi, tip ya da eylemin çizgiyle çarpıtılmış, abartılmış sunuluşudur” şeklinde tanımlıyor. 16. yüzyılda Rönesans’la başlayan karikatür ve mizah hadisesi, bize taşbasması tekniğinin hayata geçmesi ve çağdaşlaşmayı hedef alan Tanzimat’la girmiştir. Ancak bizde Abdülhamid dönemi hep sansürle anıldığı için bakalım yazar bu konuda neler söylemiş: “Abdülhamid, daha şehzadeliğinde yerel basını şahsen izlerdi. Ceride-i Havadis, Basiret, Tasvir-i Efkâr gibi ciddi gazetelerin yanı sıra Çaylak ve Çıngıraklı Tatar gibi mizah dergilerini de izliyor. Ve etkilerini dikkate alıyordu. İcabında yazarlarla da, -kendi düşüncelerini belirtmeden, onlarınkini dinlemek amacıyla- görüşüyordu. Basının, toplumumuzda kamuoyu oluşturma aracı rolünü yeni üstlenmeye başladığı bir dönemde bunu fark eden nadir yöneticilerden biriydi.” Yazar Abdülhamid’in her şeyin uluorta toplum önünde basın-yayın yoluyla tartışılmasına ve gösterilmesine karşı olduğunu da sözlerine ilave ediyor. Bu dönemde çeşitli yasaklar olduğunu ve muhalif yayınların büyük kısmının da yurt dışından devam ettiğini bildiriyor.

Yeni Cumhuriyet ne getirdi ne götürdü

Osmanlı sonrası yeni kurulan cumhuriyet de karikatür üzerinden propagandasını iç acıtıcı bir biçimde yapmıştır. Bunlardan en iç karartıcı olanı Arap harflerinin hicretidir. Yurdu düşmandan kovan insanının manevi değerlerini, kültürünü de bir süre sonra kapı dışarı eden Cumhuriyet elitleri, karikatür yoluyla da psikolojik savaşını devam ettirmiştir. Kitapta bununla ilgili sayısız numune bulmak mümkündür. Nitekim yazar, 2005 yılında yayınlanan bu kitabına yakın dönem siyasi aktörleri resmeden karikatürleri de koymuştur.

620 sayfalık kitapta ağırlık cumhuriyet öncesi döneme ait. Yakın döneme ait ise (s.320'den sonra başlıyor) mizah dergilerinden çok gazete köşelerinden karikatürler var. Kitapta gördüğüm kadarıyla Ustura (s. 347), Akit gazetesi (s. 487), Zaman Vehip Sinan (s. 504-505-507), Yeni Şafak (s.510), Yeni Şafak (Hasan Kaçan, s. 535), Milli Gazete (s.551), Vakit (Kemal Güler, s. 553), Akit (s.560) ve Dinazor (s.379, s 508)’da yer alan karikatürlere yer vermiş kitap Koloğlu. Kitapta 2004 sonrası karikatür yer almıyor. Bu noktada, karikatürün yakın geçmişine ayna tutacak eserlere ihtiyaç ise ortada. Zira dindar çevrelerde de karikatürün öneminin son dönemlerde artmış olduğu su götürmez bir gerçek…

Siz siz olun, yakın tarihi karikatürleri görmeden okumayın.