Sonsuz bir güzelliğe varacak yolculuk ve kalbimiz

Zülfünü kemend olarak kullananlar, sabâ rüzgârına aşkını fısıltıyla söyleyen meczuplar, padişahlara sitem edenler, dostlardan hak ettiği ilgiyi göremeyenler, vuslatı hicranda gören yol ehli kimseler... Seval Günbal Hafız ve Divan'ı üzerine yazdı..

Sonsuz bir güzelliğe varacak yolculuk ve kalbimiz

Hâfız’ın rindliği ve yolun meşakkatine olan tahammülü beni hep hayrete düşürmüştür. Bu yüzden Hâfız denilince varılması gereken bir erekten söz etmek isterim. Yolun ve yolcunun kendisinden.

Acaba yol üzere miyiz? Nelerden vazgeçtik yeniden dönmek için? İzler kolaylık mı sağlıyor bize? Ayak izlerini takip edeceğiz diye kendi sesimizi duymaktan uzaklaşıyor muyuz? Sahi, biz ne söyleyecektik! Bizim de bir uğraşımız vardı, yola çıkmaya heveslendiren neydi bizi, hatırlıyor muyuz?

Dönüşüm, yine yola ilk çıktığımız yere olacak. Beşerin başına gelenler hal değiştirir; dinleneceğini, ferahlayacağını umuyorsun ya yol, sabrın gereğini yerine getirene dek dolaştırır. ‘Yolu sarpa sarmak’ deyimi bu zamanlar için kullanılır. Bil ki daha olgunlaşmamış, dönüşüm gerçekleşmemiştir. Bu kadar tecrübe edinmemiş, sınanmamış olsaydı da fena olmaz mıydı? Şimdi nereye baksa bu içgörü, bu önceden edinilmiş şüpheler...

Ölüm âsûde bir bahar ülkesidir rinde”

Hicri 730 senesinde Şiraz’da doğmuş Hâfız. Bundan yedi yüzyıl önce yaşamış, tesirli gazelleriyle kendinden sonrakileri etkilemiş. 1300’lü yıllarda yetişen bu âlim, rindce söylediği gazellerle anılmış. Zâhidler, rindleri anlayamazmış. Rindlik ne ola ki:

Dîlâ der âşıgî sâbit kadem bâş

Ki der in reh nebâşed kâr bî ecr

Men ez rindî nehahem kerd tovbe

Ve lû âzeytenî bilecr û velhecr.

(Gönül, âşıklıkta sâbit kadem ol/ çünkü ecirsiz iş yoktur bu yolda/ ben rindlikten tövbe etmeyeceğim/ beni ayrılık ve cefayla incitsen de.)

Rind, yolda kâr-zarar hesabı yapmayan kişidir” diye geçer Hâfız Divânı’nda. Birçok defa Türkçe’ye tercüme edilen Divân'ın Sudî Bosnevî tarafından yapılan şerhi ise Hâfızşinaslara yol göstermeye devam ediyor. Hâfız Divânı tek başına bir sözlük. Rindlerin sözlüğü. Yolda olmayı yola varmaktan daha çok önemseyen ama kavuşmayı da küçümsemeyenlerin hangâhlarında bir nefeslik dünya zevki. Yola çıkmayı aşka bağlıyor Hâfız. Yalnız aşkla aşılır o sarp yollar. Bunca meşakkate, feleğin cevr ü cefasına ne güzellerin nergis gözleri ne de şarabın verdiği rehavet uğruna katlanır.

Yasemin yüz ile sümbül saçlar isteyene

Haram olsun seyretmek böyle yüzü, zülüfleri.

Farsça sitelerde Hâfız hakkında makaleler okurken ‘Hâfız tarot falı’yla karşılaştım, gülümsedim. Fal bakmadan önce şöyle dememiz buyuruluyordu:

Ey Hâfız-ı Şirâzî

To mahremî her râzî

Sanıldığı gibi güzel, o kadar güzel değildir. “Yay gibi kaşlar, nokta kadar ağız” deyince aklında sûret belirenden korkarım. Oysa çağrışım gücü yüksek bir halkız. Masaldı, hikâyeydi, türküydü az değil Anadolu’da. Şimdi hiç yok yere yolu, ereğimizi bırakıp da bu güzelin ardından mı gideceğiz?

Men ez ân hüsn-i rûzefsun ki Yûsuf dâşt dânistem

Ki eşk ez perde-yi ismet bûrun âred Züleyha râ

(Ben Yusuf’un günden güne artan güzelliğinden anladım ki aşk, Züleyha’yı ismet perdesinden çıkarır.)

İdil Nehri akar durur/ sular kendi yolunu bulur

Hâfız için gizliden şarap içiyor dediklerinde, “günahın da gizli yapılması daha iyi değil mi” der. Başkalarının sırrını tutamadık, bari kendimize sadık olalım. Kendimize özgü olanı yitirmeyelim, mesela yolumuzu, yalnızlığımızı, ağırdan söz söyleyişimizi. Karnımızın içinde iyi bir şeyler olsun, varsın kimse bilmesin. İçinin içindeki ne idiyse insanın, onu bilinmez kılan bir güç var. Ona sır yok, gerisine hicab. Böyle derken olur da yatağını bulursa çok sular içirir. O güzelin peşinden koşarken nehri uzaktan şöyle bir görmek yeter nehre varmaya. Neye âşık olduğunu bildikten sonra sıkıntı yok.

Hâfız! Kim aşka düşmeden vuslat dilediyse gönül kâbesini tavaf etmeye abdestsiz ihram bağladı demektir.”

Şirâzlı Hâfız, gazel söyler, güzellerden bahseder, şarap der, zünnar der, halvette sebatsız bir Kalenderî diyeler onun için. Ama oğlunu küçük yaşta yitirmenin acısıyla Yakup gibi ağladığını da söylerler. Gazellerinde ilmü’l-yakîn olmadığını yazar ama biz bu esrarengiz şairi lisân’ül gayb ile anarak gazellerinin manâsına dalarız. Orada zülfünü kemend olarak kullananlar, sabâ rüzgârına aşkını fısıltıyla söyleyen meczuplar, padişahlara sitem edenler, dostlardan hak ettiği ilgiyi göremeyenler var. Işığın karanlıkta olması gibi vuslatı hicranda gören yol ehli kimseler var.

Şimdi biz hangi yolu yürüyoruz ya da yolda mıyız sahiden? Yoksa hepsi bir aldatmaca mı? Aldatıyor veya aldanıyor da olabiliriz. Hiç çıkarı yok aldananın kendi dairesinde dönmekten başka. O daireden çıkmak için kendinden çıkmak, yola çıkmak gerekir. Yol neresi ve nereye doğru gitmekteyiz Hâfız? Cevabı zor ve kimilerine göre Divân’da bulunmasa da arayan aradığı yerde bulacak. Hâfız tüm arayanlar için bir boşluğu daha dolduracak ölümlüler diyârında. Sonsuz bir güzelliğe varacak yolculuk ve kalbimiz. Kalbimiz, bir gazel kadar sade olmayı başarabilecek mi?

Sevâl Günbal yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Şubat 2019, 09:38
YORUM EKLE

banner19

banner13