Padişah damadı bir velî: Emir Sultan Hazretleri

"Emir Buharî Hazretleri ise hayatının son yıllarında Timur’un Ana¬dolu’daki zulmünü görmüş, “Fetret Devri” gailesi içinde bulunmuş, II. Murad’ın 1422’deki Bizans Muhasarası’na beş yüz müridiyle birlikte ka¬tılmış ve 1429 yılında vefat etmiştir. Türbesi Bursa’da, kendi adını taşıyan semttedir." Mustafa Müftüoğlu'nun yazısı.

Padişah damadı bir velî: Emir Sultan Hazretleri

Prof. Dr. Cahit Tanyol, “Kuruluş ve Fetih Destanı” adlı tetkikinde, “Osmanlı Devleti’nin temelinde iki kuvvet vardır, bunlardan biri şeriat, di­ğeri ise tarikattır.” diyor. Bu tespit doğrudur ve Devlet-i Âliyye’nin kuru­luş devri ile büyük fütuhat yılları padişahlarının her birinin yanında bir tarikat ehli, bir Allah dostu vardır. Kayı aşireti devlet hâline gelirken Şeyh Edebâlî Hazretleri’yle başlayan bu veliler zincirinin Yıldırım Bayezid, Çe­lebi Sultan Mehmed ve II. Murad devrinin ilk yıllarına rastlayan halkası, “Emir Sultan” lakabıyla şöhret bulan “Şemseddin Muhammed”dir (k.s.).

Buhara mutasavvıflarından Emir Seyyid Ali adlı zatın oğlu olan ve 1366 yılında Buhara’da doğan Emir Sultan, küçük yaşta annesini kaybe­dip babası elinde yetişmiştir. Çömlekçilikle geçinen ve bu yüzden “Emir Külâl (Çömlekçi)” diye de anılan Emir Sultan’ın babası, Halvetiyye tari­katına mensup olup bu yolda şeyhlik mertebesine kadar yol almış ulular­dandır. Eşinin vefatını müteakip evlenmeyip oğlu Şemseddin’in tahsil ve terbiyesiyle bizzat meşgul olan Emir Külâl, oğlunu sırat-ı müstakim üzere mükemmelen yetiştirmiştir.

Emir Seyyid Ali, müridlerinden Buharalı Seyyid İsa’yı kendisine hali­fe seçmiş, Seyyid İsa ise Emir Sultan’a el vermiştir.

Babasının vefatından bir müddet sonra gördüğü bir rüya üzerine Bu­hara’dan ayrılıp Medine’ye giden, bu arada hac farizasını yerine getiren Emir Sultan Hazretleri, dönüşünde, Anadolu’ya gelip Bursa’ya, şimdi tür­besi ile adını taşıyan camiin bulunduğu mahalle yerleşmiştir.

Emir Sultan Hazretleri’nin Bursa’ya gelişi, Yıldırım Bayezid’in sal­tanatının ilk aylarına rastlar. O yıllarda Bursa payitahttır ve “Somuncu Baba” unvanıyla meşhur Şeyh Ebu Hâmideddîn-i Aksarayî (k.s.), Molla Şemseddîn-i Fenârî, Vesîletü’n-Necât/Mevlid müellifi Süleyman Çelebi gibi zevat da Bursa’dadırlar. Şeyh Ebu Hâmideddîn-i Aksarayî (k.s.) o devirde ekmekçilikle geçinmekte ve “Somuncu Baba” diye bilinmektedir. Somuncu Baba’nın velayetinden Bursalılar henüz haberdar değildirler Aşağıda görüleceği gibi “Somuncu Baba”yı Bursalılara Emir Sultan tanı­tacaktır.

Çeşitli menâkıptan öğrendiğimize göre Emir Sultan Hazretleri Bur­sa’ya beş-on müridiyle birlikte gelmiş ve kısa zamanda tanınıp büyük iti­bar görmüştür. Bu arada Molla Şemseddin-i Fenârî ile tanışan ve onun delaletiyle saraydaki çocuklara muallim tayin edilen Emir Sultan, bu arada Yıldırım Bayezid’in, Devlet Hatun’dan doğan kızı Hundi Sultan’la evlenmiştir.

Osmanoğulları’nın Anadolu birliğini teminle Balkanlar’a yerleştikleri o devirde, Emir Sultan Hazretleri’nin şöhreti Bursa hudutları dışına ta­şıp bütün Osmanlı ülkesine yayılmış ve Buharalı şeyhin kitleler üzerin­de geniş tesiri görülmüştür. Balkanlar’daki fütuhatın tesiriyle bazı devlet adamlarının irtikâptan çekinmedikleri rüşvet, içki, zina gibi ahlâksızlık­lara karşı halkı irşad eden Emir Sultan Hazretleri’dir. Hatta bir ara içki ve sefahete dalan Yıldırım Bayezid’e dahi doğru yolu gösteren, yine Emir Sultan Hazretleri olmuştur. Bu mevzuda “velî” ile “padişah” arasında Ulu Cami inşaatının hayli ilerlediği bir sırada geçen konuşma meşhurdur.

Emir Sultan Hazretleri’ne inşaatı gezdiren Yıldırım Bayezid, Buharalı velîye fikrini sorduğunda;

“Bu caminin her köşesine kendiniz için bir meyhane yaptırsanız hiçbir eksiği kalmaz!” cevabını alır. Bu cevapla şaşıran ve “Beytullah’ın etrafına meyhanelerin niçin kurulacağını” soran “padişah”a “velî”nin karşılığı şu olur:

“Asıl Beytullah, Allah’ın halkettiği insan vücududur. Sen onu meyhane hâline getirmekten çekinmiyorsun da kendi yaptığın binanın etrafına mey­haneler açtırmaktan mı utanıyorsun?!”

Emir Sultan Hazretleri’nin bu sert ikazından sonra Yıldırım Bayezid sefahat âlemlerinden vazgeçip serhadde yönelmiş ve nice zaferlerin kah­ramanı olmuştur.

Yıldırım Bayezid, Bursa’daki meşhur Ulu Camii kuvvetli bir ihtimalle -sebep ve neticelerini daha evvel incelediğimiz- Niğbolu Zaferi’ni mütea­kip yaptırmıştır. O devir mimarimizin şaheserlerinden olan Ulu Camii’n inşasına ne zaman başlandığı ve hangi tarihte tamamlandığı kat’i olarak bilinmemekte, ancak camiin, hiç çivi kullanılmadan abanoz ağacından yapılan meşhur minberindeki kitabede I. Bayezid adı ile Hicri 802 tarihi zikrolunmaktadır ki bu kitabeye göre camiin Miladi 1399 yılında tamam­landığı kabul edilebilir. Yirmi kubbeli ve iki minareli Ulu Camii, nice ih­mal ve tahribe rağmen günümüzde olanca zerafetiyle ayaktadır. Mihrabı, minberi, taş kürsüsü, müezzin mahfeli, içindeki şadırvanı ve duvarların­daki çeşitli yazılarıyla meşhur Ulu Cami, inşaatın tamamlandığı 1399 yı­lında “Somuncu Baba” tarafından ibadete açılmıştır.

Rivayete göre Yıldırım Bayezid, camiin açılmasını Emir Sultan Haz­retleri’ne teklif etmiş, ancak Buharalı velî, padişahın teklifine;

“Bu şeref benim değil, Şeyh Ebu Hâmideddîn-i Aksarayî’nin olmalıdır.” cevabını vermiş ve bilahare Bursa’da kimsenin tanımadığı bu Şeyh Ebu Hâmideddîn-i Aksarayî Hazretleri’nin çarşıda ekmek satıp “Somuncu Baba” diye tanınan zât olduğunu padişaha açıklayıvermiştir.

İbadete açıldığı bir cuma günü hıncahınç dolu olan Ulu Cami’de bu muazzam cemaat, hutbenin Emir Sultan Hazretleri tarafından okunaca­ğını beklerken Buharalı velî;

 “Gavs-ı a’zam aramızdadır ve bugünkü imamet ona aittir.” diyerek parmağını “Somuncu Baba” üzerine uzatmıştır. Bursalıların ekmek satan bir garip kişi olarak tanıdıkları ve “Somuncu Baba” diye anıp velayetin­den haberdar olmadıkları Şeyh Ebu Hamideddîn-i Aksarayî Hazretleri cemaatin şaşkın bakışları arasında minbere doğru yürümüş ve Emir Sul­tan Hazretleri’nin yanından geçerken, “Ne yaptın? Bizi nihayet ele verdin Emîr’im” deyip minbere çıkmış, hutbede Fatiha Suresi’ni tefsir etmiş, o günden sonra da Bursa’yı terk edip bir daha görünmemiştir.[1]

Emir Buharî Hazretleri ise hayatının son yıllarında Timur’un Ana­dolu’daki zulmünü görmüş, “Fetret Devri” gailesi içinde bulunmuş, II. Murad’ın 1422’deki Bizans Muhasarası’na beş yüz müridiyle birlikte ka­tılmış ve 1429 yılında vefat etmiştir. Türbesi Bursa’da, kendi adını taşıyan semttedir.

Cami ve türbe, Sultan Abdülaziz Han tarafından tamir ettirilmiş olup hâlen ziyarete açıktır.

Emir Sultan Hazretleri’nin Hundi Hatun’dan bir oğlu ile iki kızı ol­muştur. Oğlunun adı Emir Ali’dir. Bazı kaynaklarda İmrah Adası’nın Emir Ali tarafından fethedildiği ve “İmrah” adının “Emir Ali”den galat olduğu yazılmışsa da bu iddia tarihî kayıtlara uymamaktadır.

Emir Sultan Hazretleri’yle ilgili bu kısa yazımızı, o büyük velînin ve­fatı dolayısıyla Bursalı Şair Ahmed Paşa tarafından söylenen mısralarla bitirelim:

İntikal-i Emîr Sultan’a

Oldu tarih intikal-i emîr.

Hicri 833-Miladi: 1429

Kaynak: MUSTAFA MÜFTÜOĞLU, YALAN SÖYLEYEN TARİH UTANSIN, GERÇEK YAYINLARI – Cilt 1, Sayfa: 157-160

Dipnot:


[1] Bursa’dan ayrıldıktan sonra hacca giden ve dönüşünde Darende’ye yerleşen “Somuncu Baba” 1413 yılında vefat etmiş ve orada, kendi adını taşıyan mescidin avlusuna defnedilmiştir.

Yayın Tarihi: 03 Şubat 2022 Perşembe 13:00 Güncelleme Tarihi: 03 Şubat 2022, 16:34
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
M.Oguz
M.Oguz - 4 ay Önce

Emir kulal hz. Baba semmasi hz.lerinin halifesi, Şahı Naksibend hz.lerinin mürşididir. Halveti şeyhi değildir bilginize

banner19

banner26