Maçkalı Hasan Söylemiyorsa, Karadeniz Türküsü Dinlemiş Sayılmazsınız

Hasan Tunç vakur bir adam. Kemençe çalma tekniğini oluştururken kendi yöresinin çalma usullerinden ayrılmamış. Ciddi ortamların dışında kemençe çalıp milleti eğlendirme taraftarı olmamış. Muaz Ergü yazdı.

Maçkalı Hasan Söylemiyorsa, Karadeniz Türküsü Dinlemiş Sayılmazsınız

Karadeniz yolculuğumuz devam ediyor. Giresun’dan sonra Trabzon- Maçka’dayız. Bir müzik devinin yanında… Maçkalı Hasan Tunç. Evet, Maçkalı Hasan’dan söz açacağız. Sözü Maçkalı Hasan’a getireceğiz…

1912 yılında Maçka’nın Örnekalan köyünde doğar. 1923 Türk-Yunan mübadelesi gereği bölgenin birçok yerinden Hristiyan Rumlar Yunanistan’a göç ettirilir. Örnekalan köyünün hepsi Müslüman olduğu için mübadele kapsamı dışında kalırlar. Burada geleneksel kültür kesintiye uğramadan devam eder. işte böyle bir ortama doğan Hasan Tunç, kemençe çalmayı en geleneksel biçimiyle öğrenir. Daha çocuk yaşlarda…

Maddi yoksulluğun, fukaralığın, yoksunluğun yoğun olduğu dönemlerde doğmuş Tunç. Yoksulluğun kader olduğu yıllarda… İlkokulu ancak üçüncü sınıfa kadar okuyabilmiş. Dokuz yaşlarındayken gözünün birini kaybeder. O dönemler maddi zorluklar fazlasıyla yaşanıyor ama insanların gönül dünyaları, ruh âlemleri alabildiğine zengin. İnsanlar yoksul ama günümüzdeki gibi kendine ve çevresine karşı canavarlaşmış değil. Hırsla, öfkeyle her şeyi ele geçirme, doğayı tahakküm altına alma deliliği günümüzdeki gibi ayyuka çıkmış değil. O dönemler tam da imkânsızlıkların nasıl insanı kemale erdirdiğinin göstergesi. Maçkalı Hasan çocukluğunda eşekle kömür taşıyarak ailesine yardım eder. Maçka’nın köylerinden çıkarılan kömürü köyden tanıdıklarıyla Trabzon’a eşek sırtında götürüp satar. Annesiyle yaylacılık yapar. Dağların yalnızlığı, rüzgârların asaleti her dem gönlüne hüznü, sonsuzluğu fısıldar. En el değmemiş, göz görmemiş sevdaları büyütür sinesinde kor gibi. Türkü söyler, kemençe çalar.

Ne söyleniyorsa direkt gönüllere işliyordu

17-18 yaşlarında İstanbul’a gelir Maçkalı Hasan. Babasıyla yorgancılık yapar. İlk defa müzik alanındaki yeteneği Hamiyet Yüceses tarafından farkedilir. İstanbul Radyosu’na mahalli sanatçı olarak girer. Aynı zamanda müzik o zamanlar karın doyurmadığı için Haseki Hastanesi’ne memur olarak girer, daha sonra Çapa Tıp Fakültesi (o zamanlar Yukarı Haseki)’ne geçer ve emekli oluncaya kadar oradan ayrılmaz.

Evet, müzikten para kazanmak, türkü söyleyerek geçim sağlamak hem sanatçılar tarafından hem de halk tarafından hoş görülmezdi bir zamanlar. Hissiyatın, ulvi duyguların dile getirilme aracıydı musiki. Şan, şöhret aracı değil… O yüzden ne söyleniyorsa gönüllere direkt işliyordu. Şimdiyse müzik diye dinlediğimiz şeyler soysuz, köksüz bir gürültünün dışında bir şey değil. Hasan Tunç vakur bir adam. Kemençe çalma tekniğini oluştururken kendi yöresinin çalma usullerinden ayrılmamış. Ciddi ortamların dışında kemençe çalıp milleti eğlendirme taraftarı olmamış. Dediğimiz gibi zaten bu enstrümanı da hiçbir zaman paraya endekslememiş.

Karadeniz türkülerinin çoğunun kaynağı

Hasan Tunç bugün müzik piyasasında dolaşımda olan Karadeniz türkülerinin çoğunun kaynağı. Türküleri çok iyi biliyoruz ama o türküleri bize ulaştıran kaynaktan haberdar değiliz. Türkülerin otantik yorumlarını da ne yazık ki dinlemekten mahrum kalıyoruz. O güzelim türküler pop, arabesk tarzı bir kimliksizlikle dinleyenlere sunuluyor. Karadeniz’le hiç alakası olmayanlar sırf networkları dolayısıyla Karadeniz müziğinin en iyi yorumcuları olarak piyasaya pompalanıyor. Evet, “Ben seni sevduğumi/ Dünyalara bildirdum/ Endurdun gaşlarinu/ Babani mi öldurdum”, “Divane âşık gibi da/ Dolanirum yollarda/ Kız senin sebebune/ Kaldım İstanbullarda”, “Oy benim sevduceğim/ Olur mi böyle keder/ Of Sürmene yalası da/ On beş doktora bedel”, “Dertliyim kederliyim/ Her ne densa ağlarum/ Gülmedum bu dünyada/ Hem söyler hem ağlarum”, “Asker ettiler beni/ Erzurum bizum tabur/ sevdum da alamadum/ Olur mi böyle sabur”, “Üzülme sevduceğum/ Ben hep böyle ağlarum/ yazmaynan tükenmez/ Ha bu benum dertlerum” gibi türküleri bizlere yadigâr bıraktı.

Maçkalı Hasan’ın sesinden dinlenecek bir türkü daha var: ‘Yüce Dağ Başında Yayılan Taylar’. Bu türküyü dinlemek lazım: “Yüce Dağ başında da/ yayılmış taylar anam/ yayılmış taylar/ Var mı benim gibi da emeyi zaylar/ Siz da mi duydunuz da yıldızlar aylar/ ben bir fidan boylu da yardan ayrıldım anam/ yardan ayrıldım

Hasan Tunç, 1986 yılında İstanbul - Şehremini’de evine giderken kalp krizi geçirerek vefat eder. Allah rahmet etsin. Mekanı Cennet olsun!...

Yazımızı Nihat Genç’in bir değerlendirmesiyle bitirelim: “Maçkalı Hasan iki büyük savaş gördü, gurbet gördü, sevda yaşadı... Maçkalı Hasan’ı dinlemeden kimse Karadeniz türküsü dinledim diyemez. Bir kez olsun ağlamadan dinlemek mümkün değildir. Her bir türküsü Karadeniz’in millî marşı olmuştur... Bu muhteşem adam Karadeniz’in bütün sırlarını verir bize. Sanki tarih konuşur, dağlar konuşur. Maçkalı Hasan tek kelimeyle Zigana Dağları’nın sesidir.”

Maçkalı Hasan - Yüce Dağ Başında

Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 15 Mayıs 2019, 21:32
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13