banner17

Edebiyat dünyasında bir cihangir: Fâtih Sultân Mehmed

Fâtih’in şiir bilgisinin, şâirlik kudretinin ve karakterinin gelişmesinde ve şekillenmesinde devrin önemli edebî şahsiyetlerinden aldığı dersler ile birlikte iyi derecede Farsça bilmesi de etkili oldu. Abdullah Çevik yazdı.

Edebiyat dünyasında bir cihangir: Fâtih Sultân Mehmed

1432 yılında Edirne’de dünyaya geldi. II. Murad’ın dördüncü oğludur. Bursa Şer’iye sicillerinden ve Bursa’daki Hatuniye Türbesi’nin 1449 tarihli kitabesindeki kayıttan anlaşıldığı üzere annesi Hüma Hatun’dur. Fâtih, bazı şüpheli iddialara göre altı yaşında Amasya’ya sancak beyi tayin edildi. On bir yaşında Edirne’den Manisa’ya sancak beyi olarak gönderildiği ise kesindir. Babası II. Murad’ın saltanattan feragatiyle on iki yaşında tahta oturdu. Beliren düşman tehdidi karşısında babasının yönetimi tekrar devralmasının ardından 1446’da yeniden Manisa’ya gönderildi. II. Murad’ın 1451’de vefat etmesi üzerine Manisa’dan Edirne’ye vasıl olarak, henüz on dokuz yaşında ve bu defa kalıcı bir şekilde hüküm sürmeye başladı.

Fâtih’in şahsiyeti hakkında bilgi veren kaynaklar onun devlet idaresinde zaman zaman gaddarlığa varan sertlikte olduğunu söyler, temkinli ve verdiği kararı mutlak surette tatbik eden, duygularını saklamayı bilen, azimli, irade sahibi ve soğukkanlı tavrıyla cesaret aşılayan, üstün komutanlık vasıflarına sahip, az vefakâr ve büyüklük taslayan özellikler taşıdığından söz ederler. Bunlarla birlikte Fâtih deha, bilgi ve görgü sahibi, öğrenmeye meraklı, işreti sevmeyen, ilme, edebiyata ve güzel sanatlara önem veren, ilim sahiplerine karşı saygılı, fikir adamı vasıflarına haiz, müşavereyi ve münazarayı önemseyen açık görüşlü bir tabiata sahipti. Henüz çocuk yaşta geçici de olsa tahta oturan Fâtih’in karakterinin bir dünya imparatorluğu kurma fikrinin ve kendisini Roma’nın gerçek varisi görmenin tesiriyle şekillendiğini söyleyebiliriz.

Kassâb-zâde Mahmud Bey, Nişâncı İbrahim Paşa, Dâmâd Zağanos Mehmed Paşa, Hızır Çelebi, Sarıca Kâsım Paşa, Hâdim Süleyman Paşa ve Şihâbeddin Şâhin Paşa, Fâtih’in askerî ve idarî anlamda birikim teminine katkı sağlayan lalalarıdır.

Fâtih, eğitim yaşı geldiğinde okuma yazmaya fazla eğilimli değildi. Bu yüzden hocası Molla Gürânî’nin kendisini azarladığı ve sert tedbirlere başvurmakla korkuttuğu rivayet edilir. İyi bir eğitim alması için babası II. Murad’ın gösterdiği ısrar ve özen netice vermeye başlayınca Fâtih’in eğitime karşı iştahsızlığı zaman içinde şiddetli bir öğrenme merakına ve ilim aşkına dönüştü. Devrin meşhur âlimlerini hocalıkla görevlendiren babasının kütüphanesinde kitap ve kütüphane zevk ve hevesiyle büyümeye başlayan Fâtih’teki aşk öyle bir hâl aldı ki kendinden öncekilerde görülmeyen bir uygulamaya giderek sultân olduktan sonra da farklı ilimleri tahsil için her ilmin o dönemdeki en şöhretli âlimlerini kendine hoca tayin edip her gün belirli saatlerde bu hocalardan ders almayı âdet edindi.

Kütüphanesinden bu güne 50 eser ulaştı

Molla Gürânî dışında İbn Temcid, Molla Hüsrev, Hocazâde Muslihuddin, Akşemseddin, Molla İlyas, Siraceddin Halebî, Molla Abdülkadir, Hasan Çelebi, Molla Hayreddin, Molla Zeyrek, Sinan Paşa, Ahmed Paşa gibi âlimler, şâirler, mutasavvıflar Fâtih’in eğitim hayatında önemli yere sahip hocalarından bazılarıdır. Bu surette hemen her sahada ciddi bir eğitim gören Fâtih matematik, balistik, felsefe, ulum-i şer’iyye ve edebiyatta âlim vasfını kazandı. Arapça ve Farsça başta olmak üzere Çağatay Türkçesi, Latince, Slavca, Rumca, İtalyanca ve Yunanca öğrendi. İbranice ve Keldanice bildiğine dair kayıtlar da vardır. Döneme ait kaynaklarda ve çeşitli araştırmalarda farklılıklar arz eden bu liste konuyla ilgili özel bir durumun kesinliğini ortaya koyar. Sayılan dillerin tamamına hâkim değilse bile ilgilendiği muhakkaktır. Bütün bu iddiaların abartılı olduğunu öne süren araştırmacılar da vardır; fakat içoğlanlarıyla saray çevresi Rumca ve Slavca öğrenmesine zaten elverişliydi. İtalyanca ve Roma tarihi hocası Ciriaco d’Ancona’ydı. Ayrıca Giovanni Maria Angiolello’dan da İtalyanca, Latince ve Avrupa tarihi bilgisi edindi. Angelo Vadio, G. Stefano, Emiliano gibi hümanistlerle birlikte tarih ve felsefe ile ilgilenen Batılı ve Bizanslı simalardan Georgios Trapezuntios, Kritovulos, Amirutzes, Benedetto Dei, Gaetalı Jacopo gibi isimleri yanında bulundurdu. Amirutzes’ten Yunanca eğitimi aldı. Yakından ilgi gösterdiği Batı kültürüne ait eserleri inceledi. Fâtih’in değerli kütüphanesinden günümüze Batı kültürüyle ilgili aralarında tarih, astronomi ve matematik kitaplarının da bulunduğu elli eser ulaşmıştır. Bu eserlerin kırk ikisi Yunancadır.

Bütün bu özel vasıflarının yanı sıra çiçekçilik, yaycılık, mücevhercilik gibi meşguliyetler de edinen Fâtih, zamanının büyük kısmında edebiyatla ilgilendi. Ciddi bir birikimle, fikri ve kültürel anlamda zenginlikler barındıran zihin dünyasıyla şiire yöneldi. Şâir hanedan mensupları arasında adının dışında mahlas kullanan ve bir divan oluşturacak kadar şiir yazan ilk Osmanlı sultânı olarak edebiyat dünyamızda yer edindi.

Avnî mahlasıyla şiirler yazan Fâtih’in edebi bilgisinin, şiir zevkinin ve şâirlik kabiliyetinin gelişmesinde lalası Hızır Bey ile birlikte hocaları İbn Temcid, Molla Hüsrev, Sinan Paşa ve Ahmed Paşa etkili oldu. Hocaları arasında yer alan ve İstanbul’un manevi fâtihi olarak anılan Akşemseddin’in de hece ve aruz vezniyle yazdığı tasavvuf muhtevalı şiirleri vardır.

1437’de Fâtih’e lala tayin edilen ilk İstanbul kadısı Nasreddin Hoca-zâde Hızır Bey, yaşadığı devirde “İkinci İbn Sina”, “İlim Dağarcığı” gibi sıfatlarla anılıyordu. Kadılık yaptığı yıllarda genellikle imzasını manzum atardı. Yüksek bir şâirlik kabiliyetine sahipti. Arapça, Farsça ve Türkçe şiirleri bulunan Hızır Bey tarih düşürme konusunda çığır açmıştır. Kendinden önce bir lafız, terkip ya da ebced harflerinin zikriyle tarih düşürülürken o bunu şiirin son mısrasına taşımıştır.

Üç dilde şâir ve müellif İbn Temcid ise özellikle Arapça ve Farsça şiirlerinde güzellikler sergilemiş âlim bir şahsiyet olup Fâtih’in ilk hocaları arasındaydı.

“Zamanın Ebu Hanife’si”

Fâtih’in şöhretli hocalarından ve bizzat kendisi tarafından “Zamanın Ebu Hanife’si” yakıştırması yapılan Molla Hüsrev’in şöhret bulduğu ilim sahası fıkıh usûlüydü. Eserleri yüzyıllarca medreselerde okutuldu. Birçok değerli ilim adamı yetiştiren Molla Hüsrev aynı zamanda Arap dili ve edebiyatı, şiir ve hat sanatı gibi sahalarda da eserler verdi. Bu açıdan Fatih’in edebi dünyasına tesir ettiği kesindir.

Fatih’in edebiyat bilgisine ve şâirlik kabiliyetine katkı sağlayan hocalarının arasında yer alan Sinan Paşa ise Fatih’in lalası Hızır Bey’in oğludur. On yıl Edirne’de müderrislik yaptıktan sonra Darü’l-Hadis medresesine geçti ve Fatih’e hoca oldu. Vezirlik görevinde de bulunan Sinan Paşa bilinmeyen bir sebeple görevinden azl ve hapsedildi. Dönemin âlimlerinin protestoları sayesinde hapis hayatı fazla sürmedi. Şiir tekniğine ileri düzeyde hakimdi. Fâtih’in meclislerinde İran edebiyatının büyük şairlerine söylediği güçlü nazirelerle devrin diğer şâirleriyle boy ölçüşecek kabiliyetini sergilerdi. Kaynaklarda üstün hitabet ve tartışma yeteneğine vurgu yapılan Sinan Paşa’nın sanatlı nesir üslubunun mükemmel bir örneği olan II. Bayezid devrinde kaleme aldığı Tazarru-nâme adlı eseri mensur bir şiir ahengi ve güzelliği taşır. Bu eseriyle Sinan Paşa artistik Osmanlı nesrinin kurucusudur. Kendisinden sonra çok taklit edilen fakat aşılamayan bu eser dışında yine Türkçe kaleme alınmış Maarif-nâme ve Tezkiretü’l-Evliyâ sahibidir. Arapça yazdığı risaleler daha çok astronomi, matematik, fıkıh ve kelâm ile ilgili eserlerdir.

Fâtih’in en önemli edebiyat hocalarından bir diğeri XV. yüzyılın ikinci yarısı ile XVI. yüzyılın başlarında yaşayan şâirlerin üstâdı, Şeyhî ile Necâtî arasında gelenlerin en büyüğü, yüzyılının en büyük kaside şâiri Ahmed Paşa’dır. II. Murad devrinde kazaskerlik görevinde bulunan Veliyüddin bin İlyas’ın oğlu olan Bursalı Ahmed Paşa, Bursa’da Sultân Murad Han medresesinde müderrislik görevinden sonra Edirne kadısı oldu. Fâtih, zekâsına ve şâirlik kudretine hayranlık duyduğu Ahmed Paşa’yı önce kazasker, sonra musahip ve kendine hoca tayin etti. Zamanla vezirlik rütbesi de alan Ahmed Paşa, sarayda ciddi saygınlık kazandı. Devrin birçok şâirini Fâtih’e tanıtarak onlara belli bir aylık bağlanmasını sağladı. Kaynaklar, Fâtih’in Ahmed Paşa’dan pek çok marifet ve fazilet elde ettiğini belirtirler. Sarayda cereyan eden uygunsuz bir hadiseden dolayı görevinden azl edilerek hapse atılan Ahmed Paşa, “kerem” redifli kasidesi sayesinde bağışlandı; fakat saraydaki eski saygınlığını yeniden kazanamadı.

Hapis hayatından sonra Sultanönü, Tire ve Ankara sancakbeyliklerinde bulunan Ahmed Paşa, Fâtih’in oğlu II. Bayezid’in saltanat yıllarında Bursa sancakbeyi oldu. Yegâne eseri Divân’ını da II. Bayezid’in emriyle tertip etti. İnce üslûbu, zengin hayali ve temiz dili ile Türk şiirinde çığır açan Ahmed Paşa şâirlik yönüyle Fâtih’i etkiledi. Cem, Mihrî Hatun, Sâdî, Gubârî, Enverî, Nizamî, Âhî, Necâtî, Visâlî, Kasım Paşa, Revânî, Muîdî, İshak, Lâmiî, Zâtî, Bâkî, Hayâlî gibi şâirler Ahmed Paşa’dan etkilenen diğer şâirlerdir. Ahmed Paşa’nın edebiyat tarihi açısından önemli görülen vasıflarından biri de başlattığı nazirecilik çığırı ve bu yolla birçok genç şâirin yetişmesine sağladığı katkıdır. Şâirlik kabiliyetinin doğurduğu hayranlıkla haklı bir şöhret edinen Ahmed Paşa İran şiirine özgü terkiplere, mazmunlara fazlaca yer vermesi sebebiyle “şiir güzeline İran elbisesi giydirmekle” de suçlanmıştır.

Hocası Ahmed Paşa dışında Osmanlı sahası şâirlerinden Şeyhî ve Melîhî şiirleriyle Fâtih’e tesir eden, duyuş ve anlatış özellikleriyle onun edebi şahsiyetinde izleri görülen isimlerdir.

Geniş bir entelektüel birikimle şiire yöneldi

Fâtih’in şiir bilgisinin, şâirlik kudretinin ve karakterinin gelişmesinde ve şekillenmesinde devrin önemli edebî şahsiyetlerinden aldığı dersler ile birlikte iyi derecede Farsça bilmesi de etkili oldu. Lirik ve didaktik İran şâirlerinin eserlerini asıllarından okuyarak öğrenen Fâtih’in, Hâfız-ı Şirâzi ile Sa’dî-i Şirâzî’nin tesiri altında kaldığı, Fars edebiyatında hamsenin kurucusu Nizâmî-i Gencevî ve şiir ülkesinin padişahı şeklinde övülen Selmân-ı Sâvecî gibi isimleri önemsediği, yazdığı şiirlerden anlaşılmaktadır. Leylâ u Mecnun, Ferhâd u Şîrîn, Şah u Gedâ, Gül ü Bülbül gibi klasik edebî hikayelere doğrudan temas ederek ya da atıfta bulunarak şiirlerinde yer veren Fâtih, okuyucunun duygu ve düşünce dünyasına, hayatı anlamlandırma çabasına katkı sağlamaya çalışırken büyük Doğu kültüründen ve edebi birikiminden ne derece beslendiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Geniş bir entelektüel birikimle şiire yönelen Fâtih Mutavvel, Muhtasar, Kanûn gibi önemli kitaplardan edindiği birikimi de şiirlerine yansıtmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere hemen her sahada almış olduğu eğitim ve okuma faaliyetleri şairlik kabiliyetinin ve karakterinin şekillenmesinde rol oynamıştır. Zaten Molla Lütfi’yi sorumlu tayin ettiği hususi bir kütüphanesinin mevcut olduğuna, belli zamanlarını burada geçirdiğine kaynaklarda temas edilmektedir. Fâtih, Manisa’daki kitaplarını önce Edirne Sarayı’na götürmüş, ardından Eski Saray’a taşımıştır. Feth’in akabinde İstanbul’da kurulan bu ilk kütüphane bir süre sonra Yeni Saray’a nakledilmiştir. Bunun dışında Ayasofya ve Zeyrek ile Eyüp’te inşa ettiği külliyede de kütüphaneler kurdurmuştur. Buradaki kitaplar ise süreç içinde Fâtih Külliyesi’ndeki kütüphaneye taşınmıştır. Fâtih kütüphanesinin ana koleksiyonunu kendisinin vakfettiği sekiz yüz otuz sekiz kitap oluşturmaktadır.

Şiirini besleyen kaynaklardan biri de tasavvuftu

Fâtih’in şairlik yönüne tesir eden bir başka unsur tasavvuftur. Zeyniyye tarikatının Vefâiyye kolunun kurucusu Şeyh Ebü’l-Vefâ’ya yardım edip destek veren, bugün Vefa diye anılan semtte onun adına cami ve hamam inşa ettiren Fâtih, Osmanlı toplumunda özellikle üst tabakanın rağbet ettiği Mevlevi tarikatına mensup olup şeyhi Emir Âdil Çelebi idi. Aynı zamanda âlim, tabip, şâir ve büyük mutasavvıf Akşemseddin hocalık vasfıyla Fâtih’in düşünce dünyasını etkiledi. Tasavvuf felsefesini ve Şark-İslâm mitolojisini çok iyi bilen Fâtih’in şiirlerinin fikir tarafı her şeyden önce tasavvufla ilgilidir. Yunan felsefesinden etkilenmiş, bu sahada ileri sürülen görüşlere ilgi duymuş olmasına rağmen onun felsefi görüşleri İslâm inancı ile pekiştirilmiş vaziyettedir. İslâm’ın ve İslâm tasavvufunun akideleri en serbest düşünce alanlarında dahi onun için belirleyici olmuş ve çağrışımlar dünyasını, sanatkâr ifadelerini etkilemiştir. Bu sebeple şiirlerinde kurduğu gerçek-mecaz bağ gerektiği gibi anlaşılmadan onun dünya görüşüne dair hüküm verme çabasına girişmenin yanlışlığını savunanlar bulunduğu gibi servi boylularla işret meclislerine yöneldiğini gösteren beyitlerinin edebî mecazdan ibaret olmadığını ileri sürenler de vardır.

Fâtih âlimleri, sanat sahiplerini ve şâirleri himaye etmede, eserleri değerlendirmede, eser sahiplerini arayıp bularak onlara ihsanda bulunmada babası II. Murad’ı geride bırakacak kadar gayretli davrandı. Ali Kuşçu’ya ve Molla Câmî’ye karşı tutumu buna en güzel örneklerdir. Fâtih ısrarlarıyla İstanbul’a gelen astronomi ve matematik âlimi Ali Kuşçu’ya Tebriz’den İstanbul’a yaptığı yolculukta her konak yeri için bin akça verdi. İranlı büyük şâir ve mutasavvıf Molla Câmî’ye her yıl bin flori altını hediye edip onu İstanbul’a getirmek için Hoca Atâullah Kirmânî’ye beş bin altın vererek Haleb’e gönderdi; ancak o günlerde Molla Câmî Halep’ten ayrılmış olduğundan buluşma gerçekleşmedi.

Fâtih’in bu denli hamiyetperver tutumu ve sınırsız cömertliği yabancı âlimleri, şâirleri ve diğer sanat sahiplerini himaye edilme, iltifata muhatap olma arzusuyla Osmanlı topraklarına çekti. Oluşan zengin kültür, ilim ve edebiyat ortamı içinde Fâtih’in şiir dünyası da zenginleşerek gelişme gösterdi. Eğitimle, yaratılışından gelen özelliklerle ve içinde bulunduğu ilmi, edebi, kültürel atmosferin etkisiyle önemli şâirler arasında değerlendirilecek bir kimlik kazandı. Bazıları ise onun orta dereceli şâirler zümresinden sayılması gerektiğini ileri sürer. Öyle ki sultân vasfı taşımaksızın şiirle meşgul olsa zaman içinde adı hatırlanmayacak derecede düşük bir şâir profili sergilediğini iddia edenler bile vardır. Nasıl bir içerik taşırsa taşısın, yapılan değerlendirmelerde onun hükümdâr konumu unutulmamalıdır. Devletin sevk ve idaresinden sorumlu, ağır bir mesuliyet altında şiir yazan bir insanın, bütün vaktini şiirle meşguliyete hasretmiş insanlardan ayrı tutulması ve değerlendirmelerin bu durumun dikkate alınarak yapılması elbette en isabetli sonucu doğuracaktır.

Altmış beş tam üç eksik gazel, bir muhammes, bir kıta ve bir mısra ile ona yapılan nazirelerin bulunduğu bir dîvânçe bırakan, son araştırmalarla birlikte yazdığı şiir sayısı hakkında doksan iki rakamı verilen Fâtih’in Osmanlı toplum hayatının bezm tarafını, aşk, şarap, tabiat gibi temaları içeren gazelde ustalıklar sergilediği ve halk arasında beğenilen gazelleri ile şâir şöhreti edindiği kaynaklarda mevcuttur. Şiirlerindeki zekâ parıltısı, nüktedan tavrı, insana özgü zaaflar, kimi zaman alaycı ifadelerle dile getirdiği durumlar, kendine has tarz ve ince buluşlar, hayal dünyasının zenginliği ve dile hakimiyeti onun için iyi bir divan şâiri hükmünü vermeye yeterlidir

Maiyetindeki şâirler

Kaynaklar Fâtih’in maiyetinde yüz seksen beş şâir bulunduğunu ve otuz şâirin şâir ulufesiyle geçindiğini kaydeder. Cezeri-zâde Mahmud Vefâyî, Sinan Paşa, Molla Lütfî, Ahmed Paşa, Hızır Bey, Melîhî, Aşkî, Mehdî, Kazasker Feneri-zâde Ali Çelebi, Defterdar Şemsî, Ulvî, Kâtibî, Zeynep, Kıvamî, Amasyalı Şehdî, Hâmidî, Kabulî, Kâşifî, Sâhilî, Le’alî ve Vâhidî, Fâtih’in sarayında bulunmuş şâirlerden ve nesir üstâdlarından bazılarıdır. Devrin devlet adamları arasında yer alan Mahmud Paşa (Adnî) ve Karamanî Mehmed Paşa (Nişânî) da şâirleri himaye konusunda özenli davranmış ve şiirle meşgul olmuşlardır. Mahmud Paşa’nın, adına yazılıp sunulan her eser için bin düka altını ihsanda bulunduğu rivayet edilir. Aralarında Mahmud Paşa’nın da bulunduğu şâirlerden Ahmed Paşa, Cemâlî, Fakih, Hamidî, Molla Aşkî, Necâtî ve Nizâmî, Fâtih’e kaside sunan isimlerdir. Böylesine geniş bir edebî muhit tesis etmek elbette şiirden anlamayı zorunlu kılar. Ve elbette yine böyle bir muhit içinde şiirden uzak kalmak imkân dahilinde değildir. Bir için ikinci derecede şair yakıştırması yapılsa da bu zengin edebî kadro, Fâtih’in şiir dünyasında ölçülebilmesi zor bir etki yaratmış, sahip olduğu edebi şahsiyete kaynaklık eden etkenler arasında yer almıştır. Eğitim ve çevreden gelen bütün bu tesirlerle birlikte ilim adamlarının ittifaken ifade ettikleri gibi Fâtih, doğuştan sanatkârdır.

Fâtih’in şehzâdeleri Bayezid, Cem ve Mustafa da şâirdir. Divan sahibi şâir hanedan mensupları arasında yer alan Mustafa aynı zamanda Hace Selman’ın Cemşîd ü Hurşîd mesnevisini nazmen Farsçadan Türkçeye tercüme etmiştir.          

Şiirlerinde Cem mahlasını kullanan Şehzâde Cem, Farsça ve Türkçe iki Divan sahibidir. Ayrıca Cemşîd ü Hurşîd mesnevisi bulunmaktadır. 1463’de eğitim hayatına başlayan Cem, babasının bu konudaki hassasiyetinin neticesinde iyi bir eğitim gördü. Kastamonu sancakbeyliğinde genç yaşta edebiyatla ciddi anlamda ilgilenerek Farsça öğrendi. Daha sonra Konya gibi önemli bir kültür merkezinde tahsilini ilerletti. Defterdar, nişancı gibi memurlarını edebiyatla ilgili kimseler arasından seçme konusunda itina gösterdi. Cem’in şiir muhitinde yer alan Kandî, La’lî, Sehâyî, Sa’dî ve Haydar Çelebi gurbet hayatında da Cem’i yalnız bırakmayıp sürekli yanında bulunan şâirlerdir. Bu sebeple kendilerine “Cem şâirleri” denilmiştir. Ayrıca yanında Rum ve İtalyan danışmanları da vardı. Mevlânâ Türâbî Şu’ayb’tan edebiyat dersleri alan Cem, zamanına kadar yetişmiş İran şâirlerini iyi okumuş ve bunlardan yararlanarak bir hayli nazire yazmıştır. Şiirlerinde Türk şâirlerden Ahmed Paşa’nın etkisi görülür. Kaside, gazel ve mesnevi şâiri olan Cem’i çağdaşlarından ayıran ve onu bütün divan şâirleri arasında ayrı bir konuma taşıyan özelliği şahsiliğidir.

Diğer şehzâde Bayezid ise Fâtih’ten sonra imparatorluğun sultânı vasfıyla dedesinden babasına, ondan da kendine devreden ve bir devlet geleneği olarak süregelen koruyucu vasıflarla ilmin, sanatın ve edebiyatın Osmanlı coğrafyasındaki ihtişamlı ve köklü varlığına katkı sağlayacak, kendisi de şiirle doğrudan bir münasebet kuracaktır.

İlim sahasında Arapçanın, edebî sahada İran dili ve edebiyatının rağbet gördüğü Fâtih’in saltanat yıllarında birçok Türk şâiri ve entelektüeli İran’a gitmiş; ve aynı şekilde İran, Azebaycan ve Horasan’dan aslen Türk olan birçok âlim ve şâir Osmanlı topraklarına gelerek lütuf ve ihsana kavuşmuştur. Fars edebiyatına duyulan ilgi artarak devam etmiş, Farsçanın şiirsel ifadeleri, imajları ve kalıpları Türk şiirine yerleşmeye başlamıştır. Arapçanın, Farsçanın ve Türkçenin imkanlarıyla XVIII. yüzyıla kadar sürecek olan Osmanlı edebiyatı üslûbunun temellerinin atıldığı bu dönemden sonra, XVI. Yüzyıl itibariyle büyük şâirler yetiştiremeyen İran edebiyatının Türk şâirlerinin kabiliyetleri üzerindeki gölgesi kalkacak ve artık Türk şâirleri İran edebiyatının üstünlüğü konusundaki fikirlerden uzaklaşmaya başlayacaktır.

Abdullah Çevik 

Yararlanılan Kaynaklar:

ADIVAR A. Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul 1970; Ahdî, Gülşen-i Şu’arâ, (Haz. Süleyman Solmaz) Ankara 2018; AĞZIKARA Remzi, 15. Yüzyıl Divan Şairlerinden Adnî, Avnî, Cem Sultan, Mihrî Hatun ve Cemalî’de Ayet ve Hadis İktibasları, (Kırklareli ÜSBE. Yük. Lis. Tezi), 2016; AK Coşkun, Şair Padişahlar, Ankara 2001; AKYOL İbrahim, Fatih Sultan Mehmet Dönemi Kültür ve Edebiyatı, (Kırıkkale ÜSBE Doktora Tezi); AKYOL İbrahim, Fatih Sultan Mehmet Dönemindeki Edebi Çevreler, KAREFAD c.2, S.2, Çankırı 2013; ALPASLAN Ali, Ahmed Paşa, Ankara 1987; ALTINTAŞ Melike Aysu Akan, II. Mehmet Dönemi Osmanlı Padişahı ve Divan Edebiyatının İnşası, (İD Bilkent Ü. Yük. Lis. Tezi) Ankara 2015; ARAT Reşit Rahmeti, “Fatih Sultan Mehmed’in Yarlığı”, Türkiyat Mecmuası, c.VI, 1939; Aşık Çelebi, Meşairü’ş-Şu’ara, (Haz. Filiz Kılıç), Ankara 2018; AYMUTLU Ahmed, Fâtih ve Şiirleri, İstanbul 2005; AYNUR Hatice, “Cem Şairleri”, İlmi Araştırmalar: Dil, Edebiyat, Tarih İncelemeleri, S.9, 2000; AYVERDİ Samiha, Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fâtih, İstanbul 1953; BABINGER Franz, “Fatih Sultan Mehmed ve İtalya”, Belleten c.XVII, S.65, 1953; BABINGER Franz, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı, İstanbul 2003; BALTACIOĞLU Şahmeran, “Avnî Divanı’nda Edebî Hikâyeler”, TÜDED, c.34, S.34, 2006; BANARLI Nihad Sâmi, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, c.I, İstanbul 1998; BAYSUN M. Cavid, “Cem”, İA, c.3; Beyâni Tezkiresi, (Haz. Aysun Sungurhan) Ankara 2017; (BİLMEN) Saffet Sıtkı, Fatih Divanı, İstanbul 1944; Bursalı Mehmed Tahir, Osmanlı Müellifleri, 3 Cilt, Ankara 2016; Büyük Türk Klasikleri, “Avni”, c.2, İstanbul 1985; Büyük Türk Klasikleri, “Sinan Paşa”, c.2; İstanbul 1985; Büyük Türk Klâsikleri, “XV. Yüzyıl Türk Edebiyatına Toplu Bakış”, c.2; İstanbul 1985; ÇABUK Vahid, Saraydan Şiirler, İstanbul 2017; ÇELEBİOĞLU Âmil, “Şâir Fatih”, Eski Türk Edebiyatı Araştırmaları, İstanbul 1998; DURMUŞ Tûbâ Işınsu İsen, II. Selim Dönemi Sonuna Kadar Osmanlı Edebî Hâmîlik Geleneği, (BÜTEB Doktora Tezi) Ankara 2006; ERSOYLU İ. Halil, Cem Sultan’ın Türkçe Divan’ı, Ankara 1989; Fatih Divanı ve Şerhi (Haz. Muhammed Nur Doğan), İstanbul 2011; Fatih Sultan Mehmed Han, (Ed. Fahameddin Başar), İstanbul 2018; GİBB E. J. W., Osmanlı Şiir Tarihi, c. I-II, Ankara 1999; GÜZEL Abdurrahman, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, Ankara tsz; Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t-Tevarih,  (Haz. İsmet Parmaksızoğlu), c.II-III-V, Ankara 1992; HORATA Osman, “Cem Şâirleri: Bir Kader Birliğinin Anatomisi”, Bilig, S.15, Güz 2000; İNALCIK Halil, Has-bağçede ‘ayş u tarab, İstanbul 2015; İNALCIK Halil, “Mehmed II”, İA, c.7, İstanbul 1970; İNALCIK Halil, “Mehmed II”, DİA, c.28, 2003; İPEKTEN Haluk, Divan Edebiyatında Edebî Muhitler, İstanbul 1996; İSEN Mustafa - BİLKAN Ali Fuat, Sultan Şairler, Ankara 1997; İSEN Mustafa, Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı, Ankara 1994; KARA Yakup, “Molla Hüsrev”, İslam Düşünce Atlası, c.2, İstanbul 2017; KARABEY Turgut, Ahmed Paşa Hayatı Sanatı Eserleri, Ankara 1999; KARAHAN Abdülkadir, “Fatih Şair Avnî”, Eski Türk Edebiyatı İncelemeleri, İstanbul 1980; KAYADİBİ Fahri, “Fatih Sultan Mehmet Döneminde Eğitim ve Bilim”, İÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, S.8, 2003; KAZAN Hilâl, XV. ve XVI. Asırlarda Osmanlı Sarayının Sanatı Himayesi, (MÜSBE Doktora Tezi), İstanbul 2007; KILIÇ Atabey, “Fatih Devri Türk Edebiyatına Genel Bir Bakış”, Erciyes ÜSBED, S.14, 2003/1; Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ş-şu’arâ, (Haz. Aysun Sungurhan) Ankara 2017; KOCA Ferhat, “Molla Hüsrev” DİA, c.30, 2005; KOCATÜRK Vasfi Mahir, Osmanlı Padişahları, Ankara 1954; KOCATÜRK Vasfi Mahir, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1970; KOÇU Reşad Ekrem, Âşık ve Şair Padişahlar, İstanbul 2016; KÖPRÜLÜ M. Fuad, Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 2011; KÖPRÜLÜ-ZÂDE Mehmed Fuad; Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Dîvân-ı Türkî-i Basit, İstanbul 2018; KRİTOVULOS, Kritovulos Tarihi, İstanbul 2018; KUŞAT Ali, “Fatih Sultan Mehmet’in Kişiliği ve Fetihteki Rolü”, Erciyes ÜSBED, S. 14, 2003; KUT Günay, “Payitaht İstanbul’un Sultan Şairleri”, İlmi Araştırmalar Dergisi, S.9, 2000; Latîfî, Latîfî Tezkiresi, (Haz. Mustafa İsen), Ankara 1990; LEVEND Agâh Sırrı, “Fatih Devrinde Türk Dili ve Edebiyatı”, Türk Dili, S. 20, Ankara 1953; Manisalı Padişahlar, 1999; MAZIOĞLU Hasibe, “Sinan Paşa”, İA, c.10; MAZIOĞLU Hasibe, “Türk Edebiyatı, Eski md.”, Türk Ansiklopedisi, c.32, Ankara 1982; MENGİ Mine, Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Ankara 1997; MENTEŞ Merve, “Sultan Şairlerin Üslûbunda Dini Unsurların Yeri: Avnî Divanı Örneği”, İnretnational Journal of Social Sciences and Education Research, c.2, S.1, 2016; OKUMUŞ Ömer, “Câmî,Abdurrahman”, DİA, c.7, 1993; OKUR Münevver, Cem Sultan Hayatı ve Şiir Dünyası, Ankara 1992; ÖNGÖREN Reşat, “Fetih Sonrası İstanbul’da İlk Tasavvufi Yapılanmalar ve Fatih Sultan Mehmed”, I. Uluslararası Osmanlı İstanbulu Sempozyumu, 2013; ÖZKET Hasan, Molla Hüsrev ve Mir’atü’l-Usul Adlı Eserinin Kaynakları, (Atatürk ÜSBE Yük. Lis. Tezi), Erzurum 1992; ÖZPEKEL Osman Nuri, “Şair ve Bestekâr Osmanlı Padişahları”, Yeni Türkiye Osmanlı Özel Sayısı; S.34, 2000; ÖZTUNA Yılmaz, Devletler ve Hanedanlar, c.2, Ankara 1996; PALA İskender, Fatih Sultan Mehmed, İstanbul 1999; Sehi Beg, Heşt-Bihişt, (Haz. Haluk İpekten, Günay Kut, Mustafa İsen, Turgut Karabey), Ankara 2017;  SEVENGİL Refik Ahmet, Fatih Devrinde Âlimler Sanatkârlar ve Kültür Hayatı, İstanbul tsz; Sinan Paşa, Tazarru’nâme, (Haz. Mertol Tulum), Ankara 2001; ŞARDAĞ Rüştü, Şair Sultanlar, Ankara 1982; Taşköprülüzâde, eş-Şakâiku’n-Nu’mâniyye, (Çev. Muharrem Tan, Osmanlı Bilginleri) İstanbul 2007; TEKİN Gönül Alpay, Hayat Ağacı, İstanbul 2018; Tezkirelere Göre Divan Edebiyatı İsimler Sözlüğü (İPEKTEN Haluk, İSEN Mustafa, TOPARLI Recep, OKÇU Nuri, KARABEY Turgut) Ankara 1988; UZUNÇARŞILI İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, c.II, Ankara 1988; ÜNSEL Kemal Edip, Fâtih’in Şiirleri, Ankara 1946; ÜNVER A. Süheyl, Fatih, Külliyesi ve Zamanı İlim Hayatı, İstanbul 1946; ÜNVER A. Süheyl, İlim ve Sanat Tarihimizde Fatih Sultan Mehmed, İstanbul 1953; YALÇIN Süreyya, Fatih Sultan Mehmed’e Sunulan Kasideler, (MSKÜSBE Yüksek Lisans Tezi) Muğla 2015; YAZICI Nesimi, Fatih’in Yetişmesi Üzerine Bazı Değerlendirmeler, AÜİFD, XLVIII, S.1, 2008; YAZICIOĞLU Mustafa Said, “Hızır Bey”, DİA, c.17, 1998; YÜCEBAŞ Hilmi, Şair Padişahlar, İstanbul 1960; YÜCEL Yaşar-SEVİM Ali, Klâsik Dönemin Üç Hükümdarı Fatih-Yavuz-Kanuni, Ankara 1991;

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2019, 10:53
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20