"Abdülkadir gibi bir er bulunmaz"

Dört Kutb’ul Aktab’dan biri olan Abdulkâdir Geylâni 1077 yılında Hazar Denizinin güneyinde bulunan Gilan’da doğdu. Nesebi hem ana hem baba tarafından peygamberimize dayanır. 1166’da da Bağdat’ta dâr-ı bekâya göçer. Arzu Bosnevi yazdı.

"Abdülkadir gibi bir er bulunmaz"

Bizim büyüklerimizi, aşk, şevk ve zevkle anlatan Osmânzâde Hüseyin Vassâf’dan Sefine-i Evliya’da (cilt1) geçen Geylâni hazretleri hakkında: İmdâd u tasarrufta meşhur-ı âlemdir. İsmâil Hakkî-i Celvetî hazretleri Ahid-nâme’sinde yazıyor: “Ali sahâvi tercüme-i Hazret-i Abdülkâdir-i Geylâni’de tasrih ve Ebu’l- Meâli’den nakl ettiği gibi Fevâid-i Hümmâniyye’de münderiç olduğu üzere Hz. Abdülkâdir, “Her kim, bir şiddetinde nidâ ve istiğâse (gavs’dan yardım isteme) ve benden istimdâd eylese, ol şiddeti ferece (sıkıntısı ferahlığa)ve kürbeti (gamı)  ferah ve sürura (sevince) mübeddel olur (dönüşür) ve ismimle bana nidâ eylese  ve beni vesîle edip, Hak teâladan istiânet (yardım) eylese, elbette hâceti revâ olur” buyurmuşlardır. 

Hz. Gavs-ı A’zam, “Bâz’ul Eşheb” diye tavsif olunur. Bâz, doğan denilen şikârî (avcı) bir kuş: Eşheb, beyaz mânasına olup, Bâzu’l-Eşheb hakkında, azîzim Şeyh Mustafa Sâfî Efendi hazretlerine sordum; “Oğlum, bu bir nevi kuştur ki, bulunduğu yerden ufukta bir av görse, derhal yetişir, onu avlar, onun elinden kurtulmak imkânı yoktur. Cenâb-ı Gavs-ı A’zam efendimiz de manzûr-ı âlîleri olanları (gözünün gördüğünü) kendilerine teshir (avladıkları) eylediklerinden, bundan kinâye olarak o ta’bîr kullanılmıştır buyurdular

Dört Kutb’ul Aktab’dan biri olan Abdulkâdir Geylâni 1077 yılında Hazar Denizinin güneyinde bulunan Gilan’da doğdu. Nesebi hem ana hem baba tarafından peygamberimize dayanır. 1166’da da Bağdat’ta dâr-ı bekâya göçer.

Osmanlıya da Eşrefzâde Rûmî ile gelmiş. Çok tesirli, etkileyici, samimi sohbetlerinin bir araya geldiği eserleri var. Abdülkâdir Geylânî tahkikte lisan, tarikte beyan sahibi. Yıllarca fetva verdi, ders okuttu, vaaz ve nasihatte bulundu. Hakkında yazılmış çok sayıda tabakat, menakıbname ve sohbetlerinin toplandığı kitapları vardır.

“Gerek Kâdiri dervişleri, gerekse diğer dergâhlara mensup dervişler zor durumda kaldıkları, yardıma ihtiyaç duydukları zaman Abdülkâdir Geylânî’den istiğâse ve istimdâd (yardım dilemek) için: “Meded, yâ Gavs!, İmdad, ya Pîr” diye seslenirler. Öyle anlaşılıyor ki, bu lakabın Abdülkâdir Geylânî’ ye verilmesinde onun sıkıntılı anlarda pek çok kişiye yaptığı yardımları ihtivâ eden rivâyetler ve tasarrufunun ölümünden sonra da devam ettiğine dair inançlar etkili olmuştur” (D.Gürer- A. Geylâni s.88)

Kuddûsî Divanı adlı eserde Fehmi Kuyumcu şunları söylüyor:

 “Abdülkâdir Geylâni Hazretlerine lütfedilen feyiz, irşad, imdad ve yardım etme selâhiyyeti, Kuddûsî Hazretlerine verilen divânından ders alma, müridIerinin imdadına yetişme, onları halen irşad etme ve 700 istiğfar gibi lütuflar bu cümledendir. Bizlere büyük devlet ve imkân, o büyüklerin kemâline de nişane olan bu ikramlar, şükrünü eda etmemiz gereken büyük nimetlerdendir.

Geylâni Hz. hakkında çok kaside, nutk-u şerif, ilahiler yazılmış ve bestelenmiş ve meclislerde okunagelmiştir. Onlardan bazı tadımlık örnekleri büyüklerimizin kıdem sırasıyla arz ediyoruz, tamamını merak edenler divanlara müracaat edebilir.

Hz. Yunus Emre k.s. (13.yy)

Seyyah olup şu âlemi ararsan Abdülkâdir gibi bir er bulunmaz.
Ceddi Muhammed’dir eğer sorarsan, Abdülkâdir gibi bir er bulunmaz.

Giderler gazaya çalarlar satır, daima yaparlar hoş gönül-hatır,
Bağdat’ta türbesi nur olmuş yatır, Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Cümle evladına yeşil yaraşır aşkı gelir kucağıma dolaşır
Ona muhib Hakka ulaşır Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Kâdir Mevlâm yeri-göğü düzeli, hoş nazar eylemiş O’na ezeli,
Evliyalar ser çeşmesi güzeli, Abdülkadir gibi bir er bulunmaz.

Şah-ı Nakşibendi k.s. hz. (1318-1389)

Mualla gavsi sübhani
Mukaddes kutbi rabbani
Emin-i sırrı Yezdani
Abdülkadir-i Geylani

Bi-ma’na berkenani
Bi-sureti Yusuf sinani
Bi-behçeti şah merdani
Abdülkadir-i Geylani

Zehi simai nurani
Zehi ferhunde pişani
Kemal-i hüsnü insani
Abdülkadir-i Geylani

Cihan sohbet-i bevet-bani
Her an ma’na bi-kurbani
Kerameş feyzi Rabbani
Abdülkadir-i Geylani

Safa bahşı muhibbani
Ata bahşı fakirani
Hata puşi müridani
Abdülkadir-i Geylani

Medet ya şeyh-i Geylani
Kerem ya kutbu rabbani
Ki mahrumum ne gerdani
Tu muhyiddin-i Geylani

Eşrefzâde Rûmî k.s. hz. Divanı’ndan (1353-1470)

Cem olmuş dervişlerin, Pirim Abdulkâdir’in
Yolunda sadıkları, Pirim Abdulkâdir’in

Arısının bâlıyım, bahçesinin gülüyüm
Bağının bülbülüyüm, Pirim Abdulkâdir’in

Sana derim hey kişi, çıkar kalp’ten teşvişi
Od’a yanmaz dervişi, Pirim Abdulkâdir’in

Hakk katında uludur, İki cihan doludur
Eşref oğlu kuludur, Sultan Abdulkâdir’in

        ***

Aşığın yüreği yanar tutuşur

Çiğler var ise var onda pişir

Her kanda çağırsam gelip yetişir 

Abdulkâdir Sultan derler şeyhime

*   Dâim Allah ile şeyhimin işi

*   Dost deyince akar gözünün yaşı

*   Eşrefoğlu Rûmî anın dervişi

*   Abdulkâdir Sultan derler şeyhime

***

Buyurdu Şâh-ı Sultan Abdulkâdir-i Giylân

Muhibbim ya müridim düşse bir emr-i hevlnâke

Anın ben destigiri yaveriyim, bilmesün bilsin

Medet-resdir ana feyzim ki sığmaz fehm’ü idrake

Hamza Nigârî k.s. hz. Divanı’ndan (1797- 1885)

Merdân-ı sübhâna çehâr erkâna

Çehâr-deh ma‘sûma Gavs-ı Geylâna

Güzeşte merdâna pîr-i pîrâna

Şâm u seher diyin hezâr el -gıyâs

İstimdâd eyleye ehl-i Hudâdan

El üzmeye silsile-i bahâdan

Kesmeye bir nefes âh u sadâdan

Söyleye ey yâr u nigâr el-gıyâs

Ahmed Kuddûsî k.s. hz. Divanı’ndan (1760-1850)

Hızır-veş ol velîsine tecellî eylemişdir Hak

İder melhûflara imdâd husûsâ ol ki mekrûbdur

***

Pîr seni irşâd ider gönlüni âbâd ider

Her zemân imdâd ider bil ol şeh-i evliyâ

***

Eylemiş Hallak-ı âlem Hızrı İlyas-veş ana

İrişür mahzunlara imdadı Abdülkâdirin

          ***

Yedi iklîmde sorılır işit erkân-ı Geylâni

Kamu büldânda kurılur hemîn meydân-ı Geylânî

Ulaşur idene feryâd ider muztarlara imdâd

Olur ana uyanlar şâd serî dermân-ı Geylânî

Tarîkına giren anın düşer aşkına Mevlânın

Olanı kul ol sultânın sever Yezdân-ı Geylânî

Çağırsan ana sıdk-ıla yetişür ol silâh-ıla

Murâdın ne ise dile ki bul ihsân-ı Geylânî

Anın dervîşi Kuddûsî olalı artdı sevdâsı

Diyüb teşvîk ider nâsı olun yârân-ı Geylânî

 ***

Geylâni gibi mürşid-i sâlâr bulamazsın

Hem ancılayın pîr-i vefâ-dâr bulamazsın

Deryada karada çağıranlara ulaştır

Düşmanları kahr edici kahhar bulamazsın

İlyas u Hızır veş eyler ol cümleye imdâd

Düşen kişinin destini tutar bulamazsın

Hakk eylemiş ol dostuna çün böyle tecelli

Kuddûsî anın mislini deyyar bulamazsın

***

Ana her kim çağırır ise olur havftan emîn

Görünür her dem nice esrarı Abdülkâdirin

Yatub uyurken müridin kahr ider düşmanını

Bil mu’in Kuddûsiya Cebbarı Abdülkâdirin   

Leylâ hanım hz. Divanı’ndan (  -1847)

Hasteyim ahvâlimi arz eyleyim üstada ah

Takatim yok varmağa payına istimdada ah

Subha dek bülbül gibi zârım yetiş imdâdıma

Hiç kes takat getürmez nâle vü feryada ah

Pir-i Gîlân eylesün himmet bu Leylâ bî-kese

Arz-ı hâcet eyleyim bârî şeh-i Bağdad’a ah

Hersekli Ârif Hikmet hz. Divanı’ndan (1839-1903)

Meded yâ gavs-i Hak yâ pîr-i Geylân

Ki imdâdı bana her bâr edersin

Sana güçlük mü var kim yek-nazarda

Dilersen evliyâ-etvâr edersin

Hüseyin Vassaf k.s. hz. Sefine’den (1872-1929)

Cânib-i dilden nesîm-i himmetin itse güzer      

Bû-yı feyzinden sana âşık olan cândan geçer 

Âcizin Vassâf’ı pûr ekdârın istimdâd eder                  

Lutf idüp ihsân-ı feyzinden ana göster eser

Şemseddin Mısrî k.s. hz. 1867-1936

Medhi mümkin olmadı Sultan Abdulkadir'in...

Gün gibi bak aşikar burhanı Abdulkadir'in...

Her kim itse arz-ı hacat Matlabın elbet bulur

Herkese şamil olur İhsanı Abdulkadir'in...

Baz'ül Eşheb, Gavs-ül Azam Şeyh'ül Ekber kendidir

Mazhar-ı sırr-ı Ali'dir canı Abdulkadir'in...

Alvarlı Hâce M.Lütfi Efe hz. Hülasatu’l Hakâyık’dan   (1868-1956)

Nûr-u Hûdâdır dillere

Nûr verir mey-i müllere

Rîh-i Rahman’dır güllere

Abdulkâdir’dir gavsullah

Velilerin serdarıdır

Meşayihin dildârıdır

Mihr-i hüdâ envarıdır

Abdulkâdir’dir gavsullah

Necmi Hûdâ’dır hüveyda

Muhibleri bulur hüdâ

Said olan olur feda

Abdulkâdir’dir gavsullah

Sever Habib-i Kibriyâ

Severler cümle enbiya

Tahsin eder hep evliya

Abdulkâdir’dir gavsullah

***

Harem-gâh-ı visâlin mahremidir Gavs-ı Geylânî

O bezm-i âşinâlar a’zamıdır Gavs-ı Geylânî

Mukarrebler meyânında yücedir himmet ü şânı

Gürûh-i evliyanın ekremidir Gavs-ı Geylânî

Ona ihsan edüp kuvvet-i kudsî hârikulâde

Nebîler serverinin hem-demidir Gavs-ı Geylânî

O ruhâniyyeti anın nebîler sırrına vâkıf

Ol ism-i pâk-i Ahmed’in mimidir Gavs-ı Geylânî

Der-i dergâhına LUTFÎ ola kurbân bu âlemde

Muhabbet verdinin dilde nemidir Gavs-ı Geylânî

Muzaffer Ozak k.s. hz. Ziynet-ül Kulûb’dan (1916-1985)

Meded yâ Gavs-ül-â-zam Pir sultan Abdülkadir

Mevhibe-i muazzam Pir sultan Abdülkadir

Aşkî kurban yoluna dergehinde buluna

Himmet eyle kuluna Pir sultan Abdülkadir       

Şimdi “üç dalda bir gülüm var, dervişim keşkülüm var, medet ya Abdulkâdir, benim bir müşkilim var” eski tekkelerde okunan. Keşkül biliyorsunuz, bir kap, Hindistan cevizinden yapılıyor. Keşkül ü fukara ne verirsen alır, eyvallah da alır onun içine, sadaka da alır, niyaz da alır, dua da alır, böyle bir şey. “Medet ya Abdulkâdir benim bir müşkilim var” diyor yâni. Böyle bir hallâl-i müşkilât diyor, buna eskiler. Halleder kulların müşkillerini. Cenâb-ı Allah’ın ona lûtfettiği kabiliyetle, himmetle, hizmetle. Böyle bir hadise Cenâb-ı Abdulkâdir.  (Muhterem Sadettin Ökten Hocamızın Radyo sohbetlerinden)

Bu karantinalı, koronalı, gamlı hüzünlü günlerimizde ferahlığa vesile olur ümit ve niyazı ile meraklılara muhibbana takdimdir. Ruhları şâd ve himmetleri hâzır ola.

Arzu Bosnevi

Yayın Tarihi: 18 Temmuz 2021 Pazar 07:00 Güncelleme Tarihi: 17 Temmuz 2021, 23:54
banner25
YORUM EKLE

banner26