banner17

10 soruda Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî kimdir?

Filistin’de Siyonizme karşı verdiği mücadele ve 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler’le yaptığı görüşme sebebiyle Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî Ortadoğu tarihinde adından çokça bahsedilen liderlerden biri. Peki, Hacı Emin el-Hüseynî kimdir?

10 soruda Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî kimdir?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu Ekim 2015’te düzenlenen 37. Dünya Siyonist Kongresi’nde yaptığı konuşmada 2. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Yahudi soykırımından Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî’nin sorumlu olduğunu söyledi. Ona göre Hitler’e Yahudileri topluca yok etme fikrini Kudüs Müftüsü vermişti. Peki, Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseynî kimdir? Hitler’le görüşmesinin mahiyeti neydi? Netanyahu’nun bu suçlamalarının tarihte bir karşılığı var mıydı?

Filistin’de Siyonizme karşı verdiği mücadele ve Hitler’le yaptığı görüşme yüzünden Kudüs Müftüsü Hacı Emin el-Hüseynî Ortadoğu tarihinde adından çokça bahsedilen liderlerden biri. Üstelik hakkındaki tartışmalar Hitler ile yaptığı görüşmeyle de sınırlı değil. Bazılarına göre o İslam’ın Yahudiliğe duyduğu teolojik nefretin ve düşmanlığın somutlaşmış bir örneği; bazılarına göre de Filistin davasının temellerini atan bir kahraman.

Hem Netanyahu’nun suçlamalarının tarihi zeminini sorgulamak hem onun hayatı hakkındaki diğer ihtilafları aydınlatmak hem de İsrail-Filistin çatışmasının tarihi arka planını kavramak amacıyla resmî olarak 1921-37 arasında Kudüs Müftülüğü vazifesini yürüten Hacı Emin el-Hüseynî kimdir, 10 soruda tanıyalım:

1. Nasıl bir ortamda yetişti?

Sultan II. Abdülhamid döneminde Osmanlı Kudüs’ünde dünyaya gelen Hacı Emin’in doğum tarihi için farklı tarihler verilmekte (1893-1895-1897). Kudüs’ün yönetiminde söz sahibi olan seçkin bir ailenin Hüseynîlerin bir ferdi olarak dünyaya geldi. Arada kesintiye uğrasa da 17. asırdan 20. asrın başlarına kadar Kudüs müftülüğü yapan Hüseyniler vakıfların idaresi, Mescid-i Aksa’daki dinî ve hukukî vazifeleri yürütüyorlardı.

Filistin -Osmanlı yönetimindeki bütün Arap vilayetleri gibi- son dönemlerdeki hezimetlerden fazlasıyla etkilenmişti. İkinci Meşrutiyet döneminin ardından gelen Trablusgarp ve Balkan Harplerini 1. Dünya Savaşı izledi. İngiltere’nin emperyalist emellerini enselerinde hisseden Filistinliler ayrıca 19. asrın sonlarında başlayan yoğun Yahudi göçlerinden de tedirgindiler. Bu ortamda Filistinli aydınlarının çözüm arayışları da tenakuz halindeki üç düşünceye dayanıyordu: Osmanlıcılık, İslam birliği ve milliyetçilik. Hacı Emin’in zihin dünyası ve fikirleri de bu ideolojilerden fazlasıyla etkilenmişti.

Hacı Emin ilk eğitimini babası Kudüs Müftüsü Tahir el-Hüseynî’den aldı. Çok iyi derecede Türkçe öğrendi. Ayrıca İngilizce, Fransızca ve Almanca da konuşabiliyordu. 1911’de kuzeniyle birlikte Kahire’ye giderek iki yıl kadar Ezher’de İslam ilimleri tahsil etti. Burada dönemin önemli düşünürlerinden Muhammed Abduh ve Reşit Rıza’dan felsefe, tefsir ve İslamî hareketler üzerine dersler aldı. 1913’te annesiyle birlikte ifa ettiği hac vazifesi ona isminin ayrılmaz bir parçası haline gelen “Hacı” lakabını kazandırdı. 1914’te ailesini görmek için Kudüs’te bulunduğu sırada 1. Cihan Harbi patlak verdi ve bu yüzden Kahire’deki eğitimini yarım bıraktı.

2. Osmanlı’ya ihanet etti mi?

1. Dünya Savaşı başlayınca Osmanlı ordusuna katılmaya karar veren Hacı Emin 1914’te İstanbul’da Mekteb-i Harbiye’ye yazılır. Ardından topçu subayı olarak vazifeye başlar. İzmir ve Karadeniz’de bir süre görev yapan Hacı Emin 1916 yılının Kasım’ında hastalanınca İstanbul’da bir hastaneye yatırılır. Nüfuzlu bir tanıdığının aracılığıyla izin alarak 1917’nin başlarında Kudüs’e döner. Resmî olarak ordudan terhis edilip edilmediği bilinmemektedir.

Turan Kışlakçı Umran dergisindeki makalesinde -Mehmet Niyazi Özdemir’in beyanına dayanarak- onun İstanbul’dayken Teşkilat-ı Mahsusa’ya girdiğini ileri sürer. Ancak bu bilgiyi teyit eden başka bir kaynak bulunmuyor. Öte yandan Philip Mattar ve bazı tarihçiler onun Şerif Hüseyin isyanına destek verdiğini iddia ediyorlar. Buna göre o, Filistin’den topladığı 2000 kişilik bir kuvvetle Emir Faysal’ın ordusuna katılmıştı. Buna mukabil Zvi Elpeleg kitabında bu faaliyetlerin Kudüs’ün işgalinin ardından ve 1. Cihan Harbi sonrasında gerçekleştiğini yazar. Bu iddia şartlar ve gelişmeler değerlendirildiğinde daha doğru görünüyor. Bu dönemde Hacı Emin, Filistin için Faysal’ı bir kurtuluş olarak görmüş ve onun Suriye’deki faaliyetlerine yardım etmişti.

3. Arap birliği fikrini savundu mu?

2 Kasım 1917’de yayınlanan Balfour Deklarasyonu’ndan kısa bir süre sonra İngilizler Kudüs’ü işgal etti. Böyle bir ortamda Filistin’in bağımsızlığı için siyasî çalışmalara başlayan Hacı Emin 1918’de bir edebiyat kulübü kurdu. Ardından işgale karşı Filistin’de kurulan ilk siyasî teşkilatın, yani en-Nadil-Arabî’nin başına geçti. Aynı yıl bu teşkilattaki arkadaşlarıyla Yahudilerin Balfour Deklarasyonu’nun birinci yılını kutlamak için yaptıkları yürüyüşü protesto ettiler ve yine 1919’da çıkan isyanda ön saflarda yer aldılar.

Emin el-Hüseynî’nin dikkatleri üzerine çektiği asıl olay 1920 Nisan ayında Nebi Musa şenlikleri sırasında vuku buldu. Kaynaklara göre gerilimi tırmandıran o ve arkadaşlarıydı. İngilizler onu tutuklamak isteyince Şam’a kaçtı. Bu dönemde onun kurtuluş için öngördüğü çözüm Filistin’in Faysal’ın krallığı altında Suriye ile birleşmesiydi. Bu sebeple Arap birliği fikrine dört elle sarıldı. Lakin onun Arap birliğine inandığı bu süreç Faysal’ın Fransızlar tarafından Suriye’den kovulmasıyla sona erecekti.

4. Nasıl müftü oldu?

İngilizler tarafından 10 yıl hapse mahkûm edilen Hacı Emin, Emir Faysal Suriye’den çıkartılınca Ürdün’e geçti. Bu sırada İngiliz Yüksek Komiserliği’ne yeni atanan Herbert Samuel tarafından affedildi. Siyonist hareket güçleniyor ve İngilizler de onlara yardım için her şeyi yapıyorlardı. Buna mukabil Filistinliler kendilerini hakkıyla temsil edecek bir liderden yoksundular. Bu sebeple İngiliz ve Siyonistlere karşı giriştiği eylemleri yüzünden Emin el-Hüseynî halkın gözünde kahramanlaşmıştı.

21 Mart 1921’de Kudüs Müftüsü Kamil el-Hüseynî’nin ölümü Kudüs’ün güçlü aileleri arasındaki rekabeti tekrar körükledi. Carallah ailesi, Halidiler, Büdeyrilerin talip olduğu müftülük yarışına Hacı Emin de katıldı. Büyük aileler arasında yapılacak seçimde pek şansı yoktu, çünkü seçilen kişinin İngiliz Yüksek Komiseri’nden onay alması gerekiyordu. Nihayetinde yeni müftü İngiliz idaresinin menfaatleri doğrultusunda belirlenecekti. Ancak sonuç hiç de tahmin edildiği gibi olmadı. Karmaşık bir şekilde işleyen bu süreç Hacı Emin’e -şûrada en az oyu almasına rağmen- müftülük yolunu açtı. Bu durum akla şu soruyu getiriyor: İngilizler neden kendilerine karşı yapılan isyanlara önderlik eden bir ismi müftü seçtiler?

Bazılarına göre bu sorunun cevabı yeni komiser H. Samuel’in selefinin hatalarından ders almasıyla alakalıydı. Geçmişte İngiliz idaresi tarafından büyük aileler arasındaki tarihî denge gözetilmemiş ve rekabet iyice köpürtülmüştü. Belediye başkanlığı Neşâşibilere verilmişti. Bu yüzden dengenin yeniden kurulması için müftülüğün mutlaka Hüseynîlerde kalması gerekiyordu. Ortadoğu tarihçisi W. Cleveland onun müftü olarak tayin edilmesinde İngilizlere verdiği şiddet olaylarını engelleme sözünün etkili olduğunu vurgular. Silah ve Zeytin Dalı kitabında David Hirst de onun şiddet konusundaki tavrını değiştirmesi ve düzeni korumaya söz vermesi karşılığında müftü atandığını belirtir.

Bu atamayı Herbert Samuel’in siyasî dehası olarak değerlendirenler de mevcut. Zira o eylemlerde ve gösterilerde yükselen bir ismi, kendisine resmî bir sorumluluk vermek suretiyle ehlileştirmişti. Böylece nüfusun %90’ını oluşturan Filistinlilerin de gönlünü almıştı.

5. Müftülük yıllarındaki faaliyetleri nelerdir?

1921’de müftü olan Hacı Emin’in yetkileri genişletildi. Şer’i mahkemeleri, camileri ve vakıfları başkanı seçildiği Yüksek İslam Konseyi altında birleştirdi. Vakıf arazilerinin Siyonistlere satılmaması için tedbirler aldı. Toprak satışlarını engellemek için fetvalar çıkardı, maddi sıkıntılar yüzünden arazilerini satmak isteyenlerin mallarını vakıflar adına satın aldı. Yetimhaneler, hayır kurumları, okullar ve spor merkezlerinin kurulmasına öncülük etti.

Filistin davasına İslam ülkeleri arasında dikkat çekmek amacıyla 1931’de Kudüs’te İslam Kongresi’nin toplanmasını sağladı. Konferansa katılan delegelerden ülkelerinin Filistin’in bağımsızlığına destek vermelerini istedi. Yine aynı konferansta Mescid-i Aksa’daki cami ve diğer yapıların tamiri için bir fon oluşturuldu. Toplanan parayla Mescid-i Aksa’daki dinî eserlerin bazıları yeniden yapıldı, bazıları da tamir gördü. Kubbetü’s-Sahra’nın kubbesi de bu restorasyon çalışmaları sırasında altınla kaplandı. Bu faaliyetleriyle Emin el-Hüseynî İslam dünyasında saygı ve itibar kazandı.

6. İngilizlerle ilişkisinin mahiyeti neydi?

Emin el-Hüseynî’nin İngilizlerle ilişkisi tartışmaların yoğunlaştığı konulardan biridir. Kudüs Müftüsü istikrarı koruyarak İngilizlerin beklentisini bir süre karşılamış oldu. Ta ki 1929’da patlak veren Burak İsyanı’na kadar… Bu hadiseyle onun İngilizlerle ilişkisi büyük bir sınavdan geçti. Yahudilerin 1929’da Müslümanların Burak Duvarı üzerinde hak iddia etmeleriyle tırmana gerginlik çatışmaya dönüştü. Fakat Müftü 1921’den beri güçlenen siyasî ve toplumsal konumunu kullanarak olayları yatıştırmayı başardı.

İzlediği yönteme bakıldığında onun da Kudüs’ün diğer liderleri gibi itidalden yana olduğu görülmektedir. Bu yüzden de İngiliz yanlısı olmakla suçlandı. Buna mukabil İngilizler ve Yahudiler tarafından da radikal örgütlenmelere liderlik etmek ve el altından şiddeti örgütlemekle suçlanıyordu. Gerçekten de o, 1936’daki çatışmalara kadar silaha sarılmadı. Bunun yerine grevler, Yahudi mallarını boykot, vergilerin ödenmemesi veya yasaklara uyulmaması gibi pasif bir direnişi tercih etti. Silahlı mücadele yerine haklarını siyasî ve hukukî yollardan aramak taraftarıydı. Bu ılımlılıktan etkilenen Yüksek Komiser 1929 Burak isyanında olduğu gibi Müslümanlardan yana tavır alabilmişti.

Çeşitli ihtilaflarla gölgelense de Emin el-Hüseynî’nin İngilizlere bakışı nettir. Ona göre İngiltere Filistin’i işgal etmiştir. Manda yönetimi Yahudi göçlerine çanak tutarak bölgede bir Yahudi devletinin kurulmasına hizmet etmektedir. Ancak onun İngilizler ve Siyonistlere karşı geliştirdiği siyaseti eleştirmek mümkün. Zira o, İngilizleri işbirliğine ikna edebileceğini ve Siyonistleri hukukî yollarla alt edebileceğini düşünmüştü. Müftünün bu hesaplarında şüphesiz İngilizlerin Irak ve Ürdün’de takip ettiği politikaların da payı vardı. İngilizler buralarda Emir Faysal ve Abdullah’ın liderliğinde bağımsız devletlerin kurulmasına izin vermişlerdi. Ancak bu beklenti büyük bir hüsranla sonuçlanacaktı. Çünkü İngiliz devlet adamları Yahudilerin geleceğini Filistinlilerin hukukî haklarından çok daha fazla önemsiyorlardı.

7. Neden yöntem değiştirdi?

Kudüs Müftüsü bu gerçeği fark ettiğinde iş işten geçmişti. İngilizler işgali asla sonlandırmayacakları gibi Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulması için de ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı.

1936’daki olaylar patlak verdiğinde başka çaresi kalmadığını gören Emin el-Hüseynî yöntem değiştirerek silahlı mücadele için Filistinlilerin örgütlenmesine önderlik etti. Nablus civarında başlayan ve altı ay süren bu gerilim kısa sürede diğer şehirlere de sıçradı. Olaylar İngilizlerin müdahalesiyle bir süre durdu, fakat 1937’de tekrar alevlendi. İngiliz sömürge yönetimi bu yüzden onu önce Yüksek İslam Konseyi Başkanlığı’ndan, sonra da müftülükten aldı. İngilizlerin kendisini tutuklamak istediğini öğrenince Müftü, bir gece Lübnan’a kaçtı.

El-Hüseynî, Kardeşi Abdülkadir el-Hüseynî’nin liderliğindeki Filistin bağımsızlık mücadelesini Lübnan’da kaldığı dağ köyünden takip etti. 1938’e gelindiğinde Filistinliler bazı şehirlerin kontrolünü tamamen ele geçirmeyi başarmışlardı. Ancak İngiltere kötüye giden bu duruma bir son vermek için kolları sıvadı ve Filistin’e 20 bin asker yığdı. Üstün askerî güçlerine rağmen isyanı 1939 Mart’ına kadar bastırmayı başaramadılar. Filistinlilerin direnci manda yönetimine son vermeyi başaramadı ama İngilizlere meselenin çözümü için bir şeyler yapmaları gerektiğini göstermişti. Böylece ortaya “Beyaz Kâğıt” olarak isimlendirilen belge çıktı. Bu belgede İngiltere Yahudi göçünü beş yıllığına durdurma kararı aldığını ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasını hedeflemediklerini açıklamak zorunda kalmıştı.

8. Irak’ta hükümetin devrilmesinde rolü var mıydı?

2. Dünya Savaşı başlayınca Lübnan’da can güvenliği kalmayan Kudüs Müftüsü Irak’a gitti. Büyük bir sevinçle karşılandığı Bağdat’ta onun yüzünden devlet adamları ikiye bölünmüştü. Başbakan Nuri el-Said ve İngiliz yanlısı diğer liderler onun Irak’ta olmasından pek memnun değildi. Birkaç ay sonra Bağdat’ta Arap Ümmet Partisi’ni kurdu. Partinin hedefi emperyalizmle mücadele ve bunun için Arapları organize etmekti. Bu amaçla Raşit Ali, Yunus Sabavî, Naci Şevket ve “Altın Kare” subayları olarak tanınan Salahaddin Sabbağ, Fehmi Said ve Mahmut Salman’dan oluşan gizli bir komite de kurmuştu. Yaptıkları toplantılarda İngiliz yanlısı yönetimi iktidardan uzaklaştırmayı planlıyorlardı. Bu doğrultuda İngiliz yanlısı yönetime karşı Mayıs 1941’de gerçekleştirilen darbe başarılı olduysa da aynı yıl içinde karşıt bir ikinci darbeyle akamete uğratıldı. Siyonist örgüt Irgun’un kendisine yönelik suikastından kıl payı kurtulmayı başaran Hacı Emin’in artık Irak’ta kalması mümkün değildi. Bu sebeple İran’a geçti.

9. Müftü-Hitler ittifakının mahiyeti neydi?

2. Dünya Savaşı sırasında İran, Sovyetler ve İngiltere tarafından işgal edilince Hacı Emin Türkiye, Bulgaristan ve İtalya üzerinden Berlin’e gitti (1941). İngilizler tarafından kellesi isteniyordu ve bu sebeple Ortadoğu’daki herhangi bir ülkeye sığınması mümkün değildi. 28 Kasım 1941’de Hitler’le yaptığı bir buçuk saat süren görüşme ve sonrasında Sovyetlere karşı Balkan Müslümanlarından oluşturulan birliklere öncülük etmesi birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bu görüşmede Müftü, Hitler’den Araplara hitaben bir deklarasyon yayınlamasını istemiş; buna karşılık kendisi de İngiliz sömürgesi altındaki Arap halklarını ayaklandırmayı vaat etmişti. Hitler görüşmede bu talep için erken olduğunu vurgulamıştı. Bu, ancak Alman orduları Kafkaslar’a ulaştığında mümkün olabilirdi.

Hitler’le yaptığı zorunlu ittifak yüzünden el-Hüseynî bugün Nazilerin katliamlarına ortak olmakla suçlanıyor. Oysa Nazilerin Yahudilere nefreti daha 1933’te kendini göstermişti. 1939’da Polonya’nın işgalinden sonra toplama kamplarına tıkılan Yahudiler burada insanlık dışı uygulamalara maruz kaldılar. Yahudilerin topluca katledilmeleri ise Müftü-Hitler görüşmesinden önce, 1941 yılının Temmuz’unda çoktan başlamıştı. Üstelik Hıristiyan Avrupa’nın Yahudi katliamı için başkasının rehberliğine pek ihtiyacı yoktu. Avrupa tarihi Yahudilere yönelik katliam örnekleriyle dolu. Gerçekler bilinse de Siyonistler bu olayı propaganda amaçlı kullanmaya devam ediyorlar.

10. Neden başarılı olamadı?

Mihver devletlerinin yenilgisinin ardından Fransa’ya sığınan Müftü, 1946’da Kahire’ye kaçmayı başardı. Filistin mücadelesine kaldığı yerden devam etmek için işe koyuldu. Filistin Yüksek Heyeti’ni kurarak pek çok ülkede temsilcilikler açtı. 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti kurulunca buna karşı Gazze’de düzenlediği toplantıda Yahudilerle mücadele edilmesi amacıyla Genel Filistin Hükümeti’nin kurulduğunu duyurdu. Arap ülkelerinden bu hükümeti desteklemelerini istedi. Ancak bu talep çiçeği burnunda Arap devletlerini ikiye bölecekti. Müftünün sürgünde olduğu 10 yıl içinde bölgede dengeler değişmişti. Ürdün Emiri Abdullah “Büyük Suriye” hülyasına kapıldığından Filistin topraklarında bağımsız bir devlet kurulmasını istemiyordu. Diğer Haşimî liderleri onu desteklerken Suud ve Mısır karşısında yer alıyordu. Bu yüzden Müftü, 1946’dan sonra İsrail’den çok, Arap devletleri arasındaki bu dengeyle mücadele edecekti.

Müftü 1948 Arap-İsrail savaşı öncesinde düzenli Arap ordularının Filistin topraklarına girmesini istemedi. Bunun yerine Filistinli milis güçlerin savaşmasını uygun bulmuş; Arapların da onlara maddî ve askerî kaynak sağlamalarını talep etmişti. Arap devletlerinin Filistin topraklarını kendi aralarında bölüşmelerinden korkuyordu. Bu konuda pek de haksız sayılmazdı. Zira Emir Abdullah ile Yahudi Ajansı arasında Filistin topraklarını paylaşmaya yönelik bir anlaşma çoktan yapılmıştı. Öte yandan Hacı Emin’in planları için büyük bir tehlike olduğunu fark eden Emir Abdullah onun Filistinli milislere komuta etmesine de izin vermedi. Bir sonraki adımı bu gerilla birliklerine silah bıraktırmak olmuştu. Bu şartlar altında 1948 savaşı tam da İsrail’in ve müttefiki Abdullah’ın istediği şekilde neticelendi. 1951’de Kudüs’te öldürülene kadar Abdullah, Filistin davasının önündeki en büyük engeldi. Diğer Arap ülkeleri çıkarları gereği ya onun karşısında ya da yanında yer alıyorlardı. Dolayısıyla Emin el-Hüseynî’nin İsrail’e karşı Arapları birleştirmesi bir hayaldi.

1952 Hür Subaylar darbesinden sonra Nasır bir süre Müftü’ye destek verse de Müslüman Kardeşler ile ilişkileri yüzünden ileride araları açılacaktı. Bu yüzden çalışma merkezini 1959’da Beyrut’a taşıdı. 1967’deki Arap-İsrail savaşında İsrail topraklarını iyice büyütmüş ve Filistin halkı mülteci durumuna düşmüştü. 1973’teki Yom Kippur Savaşı da dengeleri değiştiremedi. Filistin halkının geleceği gün geçtikçe karartılıyordu. Bunda İsrail kadar Arap devletlerinin de payı vardı. Filistin meselesi onlar için o kadar kutsaldı ki, halkları nazarında meşruiyetlerini sağlamaktan ve bölgesel gerilimlerin görüşüldüğü müzakere masalarında kullanılacak bir joker olmaktan öteye gitmiyordu.

1950’den sonra Hacı Emin el-Hüseynî de bu siyasî oyunların kurbanı olmuş, sürekli yeni ittifak arayışlarına girmiş ve her seferinde sükut-ı hayale uğramıştı. Ayrıca yeni kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü ve el-Fetih hareketiyle Filistinliler de parçalandılar. Bütün bu olumsuz gidişata rağmen çalışmalarını sürdüren Müftü, 4 Temmuz 1974’te Beyrut’ta vefat etti.

Kudüs’te seçkin bir ailenin mensubu olarak doğduğunda hiç kimse onun Yahudiler yüzünden kendi yurdundan uzakta bir mülteci olarak öleceğini tahmin edemezdi.

Munise Şimşek

Kaynaklar

Avi Shlaim, Filistin’i Bölüşmek, Müttalip Tütüncü, Küre Yayınları, 2017.

David Hirst, Silah ve Zeytin Dalı, İyi Düşün Yayınları, Timur Demirtaş (çev.), 2015.

David Motadel, Agos gazetesi söyleşi (http://www.agos.com.tr/tr/yazi/13198/carpitilmis-tarih-anlatisini-netanyahu-uydurmadi)

Fahir Armaoğlu, Filistin Meselesi ve Arap-İsrail Savaşları (1948-1988), Kronik, 2017.

Ilan Pappe, Ortadoğu’yu Anlamak, Gül Atmaca (çev.) NTV yayınları, 2011.

Philip Mattar, Kudüs Müftüsü Hacı emin el-Hüseynî, İsa Ölmez-Ali Soylu (çev.), Akademi, 1991.

Turan Kışlakçı, Hacı Emin el-Hüseynî ve Filistin Davası”, Umran dergisi, Şubat/2005.

Velid el-Arid, “Emin el-Hüseynî”, DİA

William L. Cleveland, Modern Ortadoğu Tarihi, Mehmet Harmancı (çev.) Agora Kitaplığı, 2004.

Zwi Elpeleg, Filistin Ulusal Hareketinin Kurucusu Hacı emin el-Hüseynî, Dilek Şendil (çev.), İletişim, 1999.

David Motadel, Agos gazetesi söyleşi (http://www.agos.com.tr/tr/yazi/13198/carpitilmis-tarih-anlatisini-netanyahu-uydurmadi)w

Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2018, 12:37
YORUM EKLE
banner8

banner20