Ölüm, iktidar ve intikam: Bir Osmanlı sergüzeşti olarak “Surnâme”

Bir ölüm iktidar mücadelesi, sultanlara yaraşır ihtişamlı bir tören öncesi meydana gelen verenlerin planlarını öne almasına sebebiyet verir mi? Sonuçta ölen sadrazamdır ve onun yerine geçmeyi hayal eden kişiler devlet katında belirli nüfuza sahip kişilerdir. İskender Pala, gizliden gizliye yürütülen ama görkeminden bir şeyin eksilmediği çatışmayı anlattığı "Surnâme: Bir Osmanlı Mâcerası"nda sabırla kurguladığı hikâyesinde bir araya gelmez dediğiniz kimseleri bir araya getiriyor, karşılaşmaz dediğimiz kimseleri karşılaştırıyor. İskender Pala okuyorsanız her zamanki gibi sürprizlere açık olmalısınız.

İktidar mücadelesi

Sadrazamın "zamansız" ölümü saray içindeki tüm ayarları bozar. Şimdi Defterdar ve Kazasker, bu ani ölümünün ardından kendilerini bir iktidar ya da yer doldurma mücadelesi içinde bulurlar. Öteden beri gözleri bu koltuktaydı ama zamanı vardı. Şimdi artık o zaman kalmamıştı. Sultanın üç şehzadesinin sünnet töreni hedefe ulaşmada araç olabilirdi. Organizasyonun kalitesi, sultanın buyruklarının tam olarak yerine getirilmesi ve elbette halkın coşkusu şüphe yok ki birilerinin ön plana çıkmasına yardımcı olacaktı. Burada sultan, organizasyonun düzeninden Defterdarı sorumlu tutarak aslan payını ona veriyordu. Bu durum elbette ki Kazaskerin pek hoşuna gitmeyecektir. Bu andan sonra Kazaskerin tüm planı bu işten Defterdarın kazançlı çıkmamasına yönelik olacak, bunun için adamlarını görevlendirecek ve Defterdarın rütbe kazanmaması için elinden ne geliyorsa yapacaktı. Defterdar da Kazaskerin sultana hediye edeceği saati öğrenmiş, onun sultana ulaşmaması için elinden geleni yapacaktı. Böylece bir sünnet töreni aynı zamanda bu ikilinin güçlerini test ettikleri bir arenaya dönüşecekti. Bu güç mücadelesinde istihbarat savaşları önemli rol oynayacaktı. “Savaşta” sultana takdim edilecek hediyelerin önemi, onların karşı tarafça ele geçirilme gayreti ve bu sırada yaşananlar eserin macera yükünü çekmektedir. İskender Pala, yine okuyucudan adı geçen hiç kimseyi unutmamasını istiyor, okuyucuya bu isimlerin ileride bir şekilde hikâyeye monte edileceğini kabullendiriyor. Diğer eserlerinde olduğu gibi derinlemesine tasvirler ve teknik analizler hikâyeye lezzet katıyor. Birbiri içine geçmiş menfaat ilişkileri, intikam, nefret hepsi bir arada. Birbirinin ayağını kaydırmaya çalışan tepe yöneticileri, bundan nemalanan yardımcılar, türlü türlü saraylara mahsus entrikalar... İskender Pala, dolu dolu, enteresan karakterli ve çok mekânlı bu eserinde de karmaşa içinde yol buldurmayı başarıyor.

Hikâye, temel olarak üç karakter üzerinden ilerliyor. Bu karakterlerden ikisi Nasrettin ve Nusrettin adlı ikizler, diğeri ise Zeyrek Şaban isminde pratik zekâlı biri. Bunların ortak özelliği kimsesiz oluşları ve kimsesizler evi olarak değerlendirilebilecek bir yerde Dobra Hatun isminde iyiliksever birinin maiyetinde büyümüş olmaları. İkizlerin saatler, Şaban'ın ise döküm üzerine uzmanlığı var. Zaten bu özellikler olayların gidişine yön verecek, bu karakterlerin olaylarda rol almalarına neden olacak. İskender Pala, incelikli kurgusunda işe yaramaz hiçbir kişi bırakmadan romanın sonuna kadar tempoyu hiç düşürmüyor.

İntikam hisleri

Kitap, güç mücadelesini içerdiği kadar intikam hislerini de içeriyor. Birkaç sene evvel çıkan yangında ailesini kaybeden ikizlerden Nasrettin, fail olarak gördüğü Defterdar ve Kazaskere olan kinini hiç azaltmamış, bir gün hesap soracağı, intikamını alacağı zamanı sabırla beklemişti. İlmek ilmek örülen ve küçük değişiklikler dışında neredeyse kusursuz işleyen planlar sayesinde Nasrettin, Nusrettin ve Zeyrek Şaban, sonunda sultanın da övgüsüne mazhar olacak biçimde gerçekleri ortaya çıkarırlar. Bunu yaparken de akılsa akıl, güçse güç gereken ne varsa yerinde ve zamanında kullanırlar. Kılık değiştirme, kadın kılığına girme, benzerliği kullanma gibi yani o sırada ne gerekiyorsa onu kullanıp sonuca varmaya çalışıyorlar ve başarılı oluyorlar. Bu arada Nusrettin’in tedaviye muhtaç durumu, Nasrettin’le karıştırılıp kaçırılması, Defterdarın ve Kazaskerin sert adamları planda geri dönüşlere ve değişikliklere yol açmıştır.

Bölüm başlarında ipuçları var

İskender Pala, bölüm başlarında yer alan kısa hikâyeleri, ilgili bölümde muhakkak kullanmıştır. Bunları bölümde olacaklarla ilgili ipuçları olarak değerlendirebiliriz. Aynı şekilde hikâyelerin ardından yazdığı ve geneli “Bu” ile başlayan beyitler diğer ipuçlarıdır. Burada da kısa ve ayrıntıya girmeden bölümde olacaklar hakkında bir fikir edinmek mümkün oluyor. Kısaca yararlanılan kaynaklardan da bahsetmek isterim. Kazaskerin sultana hediyesi olan Fransız ustadan çıkan çok özellikli saat hakkında bilgiler vermek, onun çalışma şekli, düzeneğinden bahsetmek, sadece saatçilerin anlayabileceği terimleri zikretmek şüphesiz ki herkesin kolayca yapabileceği bir şey değil. Bunun için yazarın yaptığı gibi kaynaklara başvurmak gereklidir. Yararlanılan kaynaklara baktığımda ağırlıklı olarak saatlerle ilgili eserlerin okunduğunu gördüm. Bunun yanında evlenme, sünnet düğünü, tahta çıkma gibi organizasyonların nasıl yapıldığına dair kaynaklara da göz atmak gerekiyordu. Bunun için Vehbî’nin bu kitapla aynı adı taşıyan eserinden faydalanmış. Vehbî’nin kitabında Sultan Ahmet dönemi anlatılıyor. İskender Pala ise muhtemelen daha önceki bir dönemi anlatıyor. Arada gelenek görenek bakımında fazla farklılıklar olmasa da gelişen teknikler açısından bir farklılık vardır diye düşünüyorum.

Kapı Yayınları’ndan çıkan Surnâme: Bir Osmanlı Mâcerası, İskender Pala’nın her zamanki gibi konuya hâkim üslubuyla kaleme alınmış, maceraya doyuran, merak duygusunu daima yükseklerde tutan güzel bir eser. Bu yazıyı yazarın bölüm başlarına koyduğu beyitlere benzer bir beyitle bitirmek isterim:

Bu, haksızlıklara karşı durulduğu
Ve her hakkın yerini bulduğudur.

YORUM EKLE

banner19

banner36